SON DÜŞÜNCELER

Özgün Analiz

Nezaketin, sabrın, hoşgörünün, alçakgönüllüğün, zekanın, iyi niyetin, anlayışın kendilerinden ve düşüncelerinden son derece emin insanların bile savunma mekanizmalarını ve kararlarını önemli ölçüde etkileyebilir ve değiştirebilir, ahlaksal kapasitenle insanlara iz bırakabilir, onların düşünce ve fikirlerinin yanlış olabileceğini öğretebilirsin. Mesele bir çocuğun suçlu olup olmaması değildir. Düşünme ve sorgulamanın gücüdür.

Jüri üyelerinden biri aşağılık kompleksi ile çocuğun suçlu olduğunu canı pahasına savunur. Aşağılık kompleksinin bir insanın hayatında ne kadar derin yaralar açabileceğine dair bir örnektir. Ve sonunda haksız olabileceğini kabullenmek zorunda kalır. çocuk suçludur ya da değildir. Mesele sonuçtan ziyade, o sonuca giden yolun ne kadar ahlaki olup olmadığıdır. Verileri ahlaka uygun toplamak, sonucu ahlaka uygun karar vermek zorundayız. Değerleri olan bir insan yolun ne kadar kirli olacağını önemsemeden sadece sonuç odaklı düşünmez.

Jüri üyemiz herkese anlayışlı ve iyimser yaklaşır. Aslında zekadan çok onun iyi, güzel ve ahlaki yönlerinin bir yansımasıdır herkesi kendisi gibi düşünmeye ikna etmesi. Mutlu bir toplum için refahtan ve ekonomiden ziyade toplum ahlakının ne derece önemli olduğuna dair bir öngörü. çünkü filmin sonunda herkes mutluydu. Ahlaki bir problemi çözdüler. Ve bu o grubun mutluluğunu artırdı. Bir toplum fakir bile olsa ahlaklı bir toplumsa eğer, o toplum mutludur. Ayrıca insan hayatındaki bir sorunu çözdüğünde acısı azalır, rahatlar, mutlu olur.

Özgün Düşünce

öğretmen, makalelerden, kitaplardan, ansiklopedilerden, derslerden öğrendiklerini öğreten değildir. öğretmen aklını rehber edinmiş olanların yaşama ve insana dair kendi zihninin ürünü olan bilgileri bir diğerine aktarmasıdır. Ve yalnızca aktarmakla bitmez elbette. Tüm bu bilgileri, öğrettiği kişiye kendi aklında yoğurarak kendi yolunu seçmesini de öğretmelidir.

öğretmen olmak için eğitim fakültesi bitirmek gerekmez. Gerçek öğretmenler içinde tutku ve arzu barındırırlar. Bir şeyler öğretmekten heyecan duyarlar ve mutlu olurlar. Sanki tamamlanmış gibi hissederler. örneğin bir bilge, düşünür ya da dahi, öğretme eylemini gerçekleştirirken müthiş bir haz duyar. Bu hazzı örgün eğitim öğretmenleri duyumsayamaz. Büyük kafalar ve büyük öğretmenler, hiçbir okulda öğretilmeyen ahlaki ve manevi öğretileri öğretmekten mutlu olurlar. Küçük kafalar memur olur. O sıkıcı, robotik, mekanik, resmi şeyleri bilgi diye öğretirler körpe zihinlere. Oysa bir bilge tam anlamıyla yaşamın kendisini öğretir.

Sadece büyük kafalar öğrenmeye ihtiyaç duymazlar. Bazı ortalama kafalar ise öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünür. Oysa ortalama kafalar çokça yanılır. Herkesin içsel keşif yapmaya ihtiyacı vardır. Kendisini anlamaya, öğrenmeye, bilmeye. İçini öğrendiğinde evreni ve doğayı da okumaya başlarsın. Sana seni anlatacak insanları bulduğunda onları kaçırmamalısın. çünkü büyük yazarlar, filozoflar ve sanatçılar sadece ortalamayı ortalamaya anlatırlar.

Fiziksel dünyadaki hiçbir şey büyük kafalar için tasarlanmamıştır. Her şey ortalamaya hitap eder. çünkü sayıca çok olan ortalama kafalardır....

Özgün Düşünce

The national anthem gibi sadece ingiliz televizyonu için değil, aynı zamanda dünya televizyonu için de yeni, izleyen herkesi dehşete düşüren, cesur bir bölümle yayın hayatına başlıyorsun. Bu bölüm dizinin kalan bölümlerine dair bir öngörü meydana getiriyor. İngilizlere özgü bir tarzla ilk sezonu sadece 3 bölümle sınırlandırıyorsun, hemen her şeyiyle kendi yaratıcılığını, üslubunu, kültürünü, emeğini yansıttığın gerçek bir şeyler üretiyorsun çünkü.

Fifteen million merits gibi son derece samimi bir bölüm piyasaya çıkarıyorsun. İlk bölümden daha iyi olmakla kalmıyor, aynı zamanda muhteşem bir oyunculuğun sahnelendiği bölüm oluyor. Bölümün ana karakterinin jüri önündeki gösteride yaptığı konuşmayı bölüm adeta ezberletiyor sana.

Ve sezonu, the entire history of you gibi sezonun en iyi bölümüyle noktalıyorsun. Beyne bağlanmış bir çip yardımıyla anılara ulaşmak oluyor bölümün ana fikri. Gerçekten de bölüm sana, teknolojinin zararlı olduğunu müthiş bir vuruculukla gösteriyor.

Böylesine bir ilk sezondan sonra benzer bir kalitede 2. Sezonu çıkarıyorsun. Bakın arkadaşlar, dizinin imdb'de 6.5 ile en düşük puanlardan birini almış the waldo moment bile son sezonda yayınlanmış 6 bölümün tamamından daha black mirror bir bölüm. Neden biliyor musunuz? çünkü ilk 2 sezon ve özel bölüm white christmas, ingilizlerin oluşturduğu black mirror dünyasının, anlayışının, üslubunun, felsefesinin, ana fikrinin, alt metinlerinin yansıması. Belki 7. Sezon 5. Bölüm, yani...

Özgün Düşünce

Kendisine saygısı olmayan insan, başkalarını manipüle etmeye çalışır. Alt tabaka olanlar, kolay manipüle edilebilenler değil, manipüle etmeye çalışanlardır.

Doğru bir zihin yapısına sahipseniz, manipüle edilemezsiniz. Düşünmeyi seven ve her şeye dair düşünen bir insansanız manipüle edilemezsiniz. Sorgulamak yaşamınızın doğal bir parçası ise manipüle edilemezsiniz. Kronik şüpheciyseniz, şüpheleriniz bitmek bilmiyorsa manipüle edilemezsiniz.

Okumak manipüle olmayı engellemez. Manipüle edilmemek için yaşamı doğru okumak gerekir.

Saf olmak manipüle edilmeye açık olmak değildir. Saf olmak insanın kötülüğe yeteneğinin olmamasıyla ilgilidir. Karşıdaki insana kötülüğü yakıştıramamakla ilgilidir. Hem saf hem de zeki olmak mümkündür.

Salt zeka manipülasyonu ortadan kaldırmaz, ancak üst düzey bir akıl manipüle edilmenin önüne geçebilir. Aklı doğru kullanmak önemlidir. Geniş kapsamlı, her şeyi akleden bir aklın manipüle edilmesi zordur.

Manipüle olmak, bireyin elinde değildir bazen. Sinir sisteminiz var, hisleriniz var, psikolojiniz var. Bunlar değişkenlik gösterir ve bazen öyle bir anda karşınıza biri çıkar ki, her şey tepetaklak olur ve manipüle oluverirsiniz.

Manipüle olmamak için bol bol düşünmeye özen gösterin.

Özgün Düşünce

Bir şeyi yapmadan önce, onun meydana getirebileceği faydaları göz önünde bulundurmamak gerekir. Neyin insana yararlı olabileceğini kestirmek zordur. Bu yüzden beklentileri askıya almak, bir bilgenin en iyi bildiği şeydir. Kişinin kendi dünyasında sakince yaşaması en iyisidir. Olabilecek şeyleri düşünmek, ihtimalleri hesaplamak, adımları bir plana göre atmak, bir şeyleri beklentiler çerçevesinde eyleme dökmek, hayatında olup bitenleri durmaksızın insanlara anlatmak, dertlerini ve sorunlarını konuşmak, hesap etmek lüzumsuzdur.

Lakin sevgiyi bulduğumuzda onu bırakmamak gerekir. O tüm olumsuzluklar, yanlışlar ve acılar içerisinde elde edebileceğimiz kısıtlı güzelliklerden biridir. Sevgi, yalnızca birinin bizi sevmesi değil, aynı zamanda bizim gerçekten sevebileceğimiz birinin hayatımıza girmesidir. Sevgi bir erdemdir. Sevgiyi hayatın anlamı veyahut hayatın amacı yapmış olmak, yanlış bir karar değildir. Sevgi acıyı dindirebilir, çünkü sevgi, bir gün ölecek olduğumuz gerçeğini bir süreliğine unutmamızı sağlayan en özel duygulardan biridir. O bir iletişim şeklidir. Hayatı sevgiyle anlamlandıran bir insan iç dünyasında huzuru da bulmuş demektir.

öfkeye ve nefrete kapılmak yersizdir. Bilgeler, düşünürler, dahiler, hayatını öfke ve nefret gibi yaşam kalitesini düşüren ve insanın ruhunu emen negatif hislerden arınarak yaşarlar. Dingin bir nehir gibi akmak gerekir. Sağlıklı olmak ise, gerçek bir hazinedir. Evinde bir köşede sağlıkla düşüncelere dalmaktan daha güzel olan ne vardır?

Yaşıyor olmanın, bilinçli olmanın, düşünen bir varlık olmanın,...

Özgün Düşünce

Sanat, bilim gibi değildir. Belli başlı fiziksel ve bilimsel yasalara tabi değildir. Sanatta zihinsel, duygusal, düşünsel derinlik ve etkileşim söz konusudur. Yani bir insan ne kadar derinse o insanın ürettiği herhangi bir eser o denli çarpıcı ve ilginç olacaktır.

En basitinden, herhangi bi sitede üyeler bi şeyler yazarken sadece kelimeleri konuşturmaz. Yazının sahibi aynı zamanda metne duyguyu da aktarır. Duygu aktarımı yalnızca kelimelerle olmaz. Sinirbilimi araştırıyorsanız bilirsiniz ki, bir metin, sahibinin beyninde nöronlarla iletişim kurar. Duygular birebir yazıya geçer. Beynin ön bölümündeki prefrontal korteks ile metnin meydana geldiği bölümde etkileşim söz konusu olur. Yazının sahibi ne hissediyorsa onu okuyanlar da aynısını hisseder.

Beyin ve kalbin metinle en fazla iletişim halinde olduğu yazı ise dostoyevski'nin karamazov kardeşler kitabıdır. Okuduysanız görürsünüz ki kitap yazarından ayrı bir beyni, aklı, zihni, zekayı, duyguyu, düşünceyi ifade eder. Kitap adeta capcanlı bir yaşam formudur.

Yani bir kitabı ortaya çıkaran süreçlerde kalpte hissedilenlerin de önemi vardır. Sadece kitaplarda değil, mesela bazı filmlerde çok farklı şeyler hissedersiniz. İşte o hissettiğiniz farklı şeyler yönetmenin filme serpiştirdiği duygularının ifadesidir. Sen filmi oyuncularla, rollerle, sahnelerle izlersin ancak yönetmen görünmez bir şekilde filme duygularını aktarmıştır. Bunu sadece üst seviye sanatçılar yapabilir ki o sanatçıları da tanıyorsunuz zaten.

Bir filmde yönetmen tekniği geliştirdikçe...

Özgün Analiz

The wire genel özellikleri neler:

Dizi çok gerçekçi ve ağır.

Herhangi bir popülist ögeye sahip değil.

Ana karakteri yok.

Dizi tatava yapmıyor. İzleyiciyi çekmek için merak unsurunu yükseltmiyor. Olanı olduğu gibi gösteriyor. Bir sonraki bölümü izlemek için ipucu vermiyor.

Dizi çok maskülen, bana göre kadın izleyici oranının erkeklere göre en az olduğu dizi. Kadınsal ögeler kullanmamışlar diziyi kadınlara izletmek için.

Sokak dili ile konuşuyorlar. Suçlular beyefendi rolüne yatmıyor.

Yapıt, karakter iyi ya da tam kötü demiyor. Bir karakter kötüdür ya da iyidir yargısına varmıyor kendi içinde. Gerçekçi olduğu için suçlular gerçek hayatta nasılsa onu gösteriyor. İyi ya da kötü olduğu yargısına sen varıyorsun izleyici olarak.

Karakterlerden nefret de etmiyorsun sempati de duymuyorsun. Ben diziyi izlerken kimseye "orospu çocuğu" demedim. çünkü dizi sana olayları taraflı anlatmıyor, nefret et ya da sev demiyor.

O gerçekçiliğin için de sosyolojik çıkarımlar yapan bir sosyolog gibisin.

Omar little haricinde bağ kurabileceğin neredeyse hiçbir karakter yok. Unutma sosyologsun, duygusal yaklaşamazsın.

Oz ve the sopranos izleyenler bunu da izler. Birbirine yakın üç dizi.

Yapıt anti kahraman kaynıyor. özellikle omar little.

Dizinin hiçbir tabusu yok. Mesela bir komedi dizisinde eşcinsel karaktere espiritüel yaklaşılabiliyor. Eşcinselliği yermese bile toplumun eşcinselliğe olan agresif tavrı hissediliyor. Bu dizide o hiç yok. Eşcinselliği...

Özgün Analiz

The wire, kolay olanı tüketmeye alışık seyircinin önüne konulan bölüm sonu canavarıdır. Breaking bad, the sopranos, six feet under, game of thrones gibi yapımlar nispeten daha kolay tüketilen televizyon dizileri olmalarına karşın the wire, ağırlığı ve gerçekçiliğiyle adeta seyirciyi zorlar. Hiçbir popülist öge barındırmayan the wire, bugün okullarda ders olarak okutulan bir yapıttır. Bunu anlattığı şeylerin gerçekçiliğinden, kokuşmuş bürokrasiyi en iyi şekilde göstermesinden, küçücük çocukların bile uyuşturucu sattığı bir dünyayı gözler önüne sermesinden dolayı başarmıştır.

Breaking bad gibi bir yapıt değildir. Breaking bad her ne kadar the wire ile birlikte izlediğim en iyi dizi olsa da, popülist ögeler, reyting kaygıları, estetik kaygısı güder. The wire da reyting ve/veya estetik kaygısı yoktur. Olanı olduğu gibi anlatır. Game of thrones, breaking bad, black mirror, sherlock gibi kaliteli yapımlar popülist ögeler içeren popülist yapımlar olmayı başarmışken, the wire yayınlandığı dönem kimsenin yüzüne bakmadığı, hiçbir ödül kazanamadığı bir dizidir. Fakat şuan imdb 'de puanı en yüksek dizilerden biridir. örseleyici bir gerçekçilik sunuyor the wire seyircilere. Felsefik bir kaygı gütmemesine rağmen çok felsefik bir dizi. Yapıtta artistik silah çekmeler yok. Karakterler kahraman değil, hepsi antikahraman. Seyircinin hoşa gitmesi için çekilmiş hiçbir sahne yok. Omar little dışında bağ kurabileceğiniz, "işte bu benim karakterim" diyebileceğiniz bir karakter...

Özgün Düşünce

Sadece olayları alttan almak değil, aynı zamanda bir nezaket, tevazu, zeka, derinlik, bilinç, algılama, farkındalık, anlamlandırma gibi özelliklerin de göstergesidir. Bu minvalde çok geniş bir durumu kapsar.

Özgün Düşünce

Renkli ve zengin bir iç dünyaya sahip olmak, kişinin kendi iç dünyasıyla bir hayli meşgul olmasını sağlar. çünkü orada keşfedilecek çok şey vardır. Bu iç huzuru yakalamakla doğru orantılıdır çünkü kendisiyle vakit geçirmeyi bilen, kendisiyle eğlenen, yalnız kalıp düşünmekten ve sorgulamaktan mutlu olan bir birey o iç huzuru da bulmuştur. Burada herkesten ayrışmanın getirdiği huzuru yakalamıştır. Kendi içindeki bağlantıların derinliğini aramak, kendi içindeki koca bir dünyayı anlamak, kendine şefkat beslemek, hakikate kendi kendine düşünerek ulaşmak muhteşem bir huzur getirir. Tüm bunlar yalnızlığı yadırgamamak anlamına gelir. Bu şekilde tüketime direnen bir birey ortaya çıkar. Daha anlamlı hazlar peşinde koşmanın nedeni, doğasında basit ve geçici şeyler taşımamakla doğru orantılıdır.

Özgün Düşünce

Bir kadının bilge adamı olmak, ona akıl vermekle değil; yol göstermekle, onu anlayarak dinlemekle, düşünsel deneyimleri onunla paylaşmakla mümkündür. Bilgelik, ona salt kitapların içinde yazanları aktararak malumatfuruşluk ve bilgi hamallığı yapmak değil, aklın gölgesinde hakikate, gerçeğe, doğruya, iyiye, güzele dair düşüncelerini ve tespitlerini paylaşmakla mümkündür. Hiçbir zaman yargılamadan dinlemek, onu bilge adam olmaya götüren temel noktadır.

Ona sahip olma ve kontrol etme güdüsüyle yaklaşmayan, onu gerçekten anlamaya yönelik bir tutum içinde olan insandır bilge.

Bu ilişki bir tamamlanma değil, olgunluğun pik yaptığı bir iletişim şeklidir.

Bilge bir adam kız arkadaşına dair aceleci beklentiler içinde olmaz. O zamana, emek harcamaya, çaba göstermeye, derinleşmeye ihtiyaç duyar. Onun seçimi bunlardır.

Ve tüm bunların yolu içsel bilgeliği korumakla mümkündür. Daima bir içsel arayış, içsel keşif ve içsel yolculuk içinde olmakla doğru orantılıdır. İç dünyada huzuru ve anlamı bulmuş olmak gereklidir. O eksikliklerini bilen ve onları giderme çabası içinde olan, büyümeye açık olandır.

Özgün Düşünce

Makaleler, bilimin ışık tuttuğu sonuçlardır. Denemeler ise zekanın ortaya koyduğu düşünce ve fikirlerdir. İyi bir deneme adeta bir makale gibi, dünyaya ve insanlığa ışık tutar. Hem denemeler okuyucuya estetik bir haz da verir, çünkü denemeler duygu ve düşüncelerin aktarımıdır. Oysa makaleler resmi, robotik ve mekaniktir. Okurken sıkılırsınız. Bir deneme, makale gibi bilgi içerikli olabilir. O etrafını gözlemiş ve zihinden çıkmış bilgilere ulaşmış olabilir. Makaleler de deney ve gözlemin akıl ile buluşmasıdır ancak iyi bir deneme okumayı makale okumaya tercih ederim.

Özgün Düşünce

Günümüzde evlilikler doğallıktan kilometrelerce uzak, tamamen kurgusal gerçekleşiyor. Oysa en mükemmel tanışma şekli, kadın ve erkeğin yeni arkadaşlar edinmek düşüncesinin akıllarında olmadığı bir sırada, birbirlerine yaranmak maksadıyla değil, tamamıyla içten ve doğal davranarak, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadıkları, masumiyet yüklü sohbetlerinin ardından, birdenbire gerçekleşendir. İki taraf da yüzünde aptalca ifadeyle ayrılır birbirlerinden. Aralarında bir şey yoktur. Arkadaşlık, çevre edinme, sevgili, dost aklınıza ne gelirse. İkisi de bir dahaki görüşmelerini yaşamak için can atmazlar ama o görüşme gerçekleştiği zaman çok mutlu olacaklardır. Ara sıra birbirlerinin hatırlarına gelecekler, görüşme günü tam saatinde buluşacaklardır. Hatta görüşme yaklaşmış, az bir süre kalmışken, ikisi de büyükçe bir heyecan duygusu içine gireceklerdir. İnsan biriyle ilk karşılaştığında karşısındaki kişiye nasıl etki etmişse, o anki ruhsal durumunun oluşturduğu hangi davranışları göstermişse, o kişiye uzun bir zaman boyunca öyle davranmaya devam edecektir. Elde tutmak gibi bir amaç olmadan, vücudun kendisini yönetmesi gibi, biraz fazla istemdışı, ama içten gelerek yapar bunu. Böyle yaparak, doğal olmayacaklardır belki. Fakat bu şuan tamamen önemsizdir. İnsanlar içlerinde farklı kişilikler barındırarak gelirler dünyaya. Birinin sakin veya agresif olmasını, yüksek oranda yapısına bağlayabiliriz, ama asla tamamen diyemeyiz.

Yapı olarak agresif olmaya daha yatkın bir kişi sinirlendiği zaman, öfkesine hakim olabilme yetkisi azalır. Tamamen bitmez. Bu durumda sakin...

Özgün Düşünce

Basitçe malumatfuruşluk ya da bilgi hamallığı yapmak ayak takımının işidir. Gerçek insanlar bir şeylerin özüne iner. öz farkındalık ve çevresel farkındalığın gelişmesiyle birlikte her şeye ve herkese dair derin sorgulamalar içine girer. Bu sorgulamaları meydana getiren, fonda daha önce duyulmamış ama iç acıtan, garip hissettiren, geçmişe özlem duymayı tetikleyen, sessizliğin sesi diyebileceğimiz bir müzik çalar. Ortam loştur, ışık belli belirsiz çarpar. Orada insan olmanın ne demek olduğunu sorgularsınız. Ahlaki ve manevi değerlerinizi sorgular, neden aklınızın başınıza seneler önce gelmediğini; akabinde geçmişteki kafasızlığın cezasını yürekten gelen acıyla çektiğinizi ve bunun olmak zorunda olmayışını düşünürsünüz. İnsanların içinde silik bir hayatınız olduğunu hatırlarsınız. Gözlerinizi diktiğiniz noktaya kimseler bakmıyordur, dahası, sizin 45 dakikadır dikkatsizce, belli belirsiz bir noktaya baktığınızı kimse fark etmemiştir. Hep böyle fark edilmeyen bir insan olmuşsunuzdur. Ama bunun bedelini ödetmek isteyen olmazsınız. çünkü vicdan, derin bir yürek ve engin bir bilincin kaçınılmaz sonucudur. İntikam almak yerine, henüz o anda, size yapılan yanlışı o anda affedersiniz içten içe. Ancak her zaman bu affedici olmanın getirdiği acıyla yüzleşirsiniz. Bazen aptal gibi hissedersiniz kendinizi.

Bir profesör konuya dair yıllarca eğitim almış, onu araştırmış, hayatını ona vakfetmiş, alanında pratik yapmış, teorisini adeta ezberlemiş olur, ancak o bir ilkokul mezununun bir anda aklına esmesiyle fark ettiği...

Özgün Düşünce

Bir insan hayatı genellikle 70-80 yıldır ve bu kısa bir süredir. Bu süreçte kişinin onurlu kalmaya devam edebilmesi zor olsa da mümkündür. Onur; yalnızca dik durmak, eğilmemek, çizgilerinin olması demek değildir. Buna zihinsel ve duygusal süreçleri de katabiliriz. Bir insan onur, dini inanç ve diğer inançlar, aile, arkadaşlık, doğruluk, yardımseverlik, iyilik, merhamet gibi ahlaki ve manevi değerlere sahip olabileceği gibi, zihinsel ve düşünsel değerlere de sahip olabilir. Yani birey zekanın ve zihnî etkileşimlerin getirisi olan; eleştirel düşünce, parçalar arasındaki bağlantıları kurma, neden sonuç ilişkisi, sorgulama, düşünme, akademik ve entelektüel içeriklere merak duyma, şüphe etme, anlayış, derin bir öz farkındalık, eldeki kısıtlı verilerle çabucak sonuca ulaşma, insanları kısa zamanda tanıma, düşünce ve fikir üretme; keskin ve doğrusal analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunma, hayal kurma, içsel keşif, çevreye duyarlılık, empati gibi eylemlerde bulunabilir. Tüm bunlar kişiyi hayattan soyutlayıp bir eylemsizlik hali meydana getirmeye yol açabiliyor olsa da; hepsi yaşamanın, canlı kalmanın ve hakikati, gerçeği, doğruyu, iyiyi ve güzeli bulmanın anahtarıdır.

Bir öğrencinin örgün eğitim kapsamında üniversite sıralarında sınava girerek kopya çekmek yerine kendi çabasıyla iyi not alıp dersi geçmesi veya yolda yürürken yerdeki karıncalara basmamak için büyük çaba sarf etmesi, onura dair verebileceğim en basit örneklerden ikisidir.

Onur çok kapsamlı; hem bir...

Özgün Düşünce

Anlatmak istediğiniz bir şeyler vardır, biriyle özel bir şey yaşamışsınızdır, gerçekten değerli insanlar tanımışsınızdır, başkalarıyla derin ve kuvvetli bağlar kurmuşsunuzdur, güzel zamanlar geçirmişsinizdir, küçük şeyler sizi mutlu etmiştir. Ancak hiçbirini içinizde olduğu gibi aktaramazsınız. Bir şeyler buna engel olur, bir şeyler sizin yazmanıza ya da konuşmanıza; yani sözcüklerle duygularınızı ifade etmenize engel olur. Ve bu sadece sizin zihninizde, sizin kalbinizde, sizin iç dünyanızda kalır. Mesela parlak bulduğunuz içsel monologlarınızın sadece içinizden geçerken muhteşem olduğunu fark edersiniz. Bazen kendinizi ifade etme şeklinizi; yani sözlere aktardığınız her bir duyguyu çirkin bulursunuz.

Sizin için özel bir insanı rüyanızda görürsünüz, ancak onu rüyanızda görmekte olduğunuz anda hissettiklerinizin duygusunu veremezsiniz. Oysa diğer insanların kendilerini ifade ediş şekillerini başarılı bulursunuz. Bu durumda insan, bir tükenmişliğe ve yalnızlığa sürüklenebilir. Konuşmak ve yazmak istemeyebilir. Böyle zamanlarda bir süre konuşmamak ya da yazmamak gerekebilir. çünkü bekleyiş, ilaç gibi gelecektir.

Bazen de; samimi, doğal ve gerçek bir yaşanmışlığı ve duyguyu ifade etmemek gerekir. çünkü o sadece o anda güzeldir, o anda özeldir. Belki de sizin duyguyu ifade edememeniz, kendinizi ifade etmemeniz gerekliliğine çıkan bir kapıdır. Belki sadece size özel kalmalıdır. çünkü bir şeylerin ifadesi, ne kadar iyi ve güzel ifade edilirse edilsin, ona hiçbir zaman gerçek ve doğru anlamı verememek...

Özgün Tespit

Bu oyunu şu detayla tanımlamak doğru olur:

Oyunda 10'a yakın bölge var ve hepsi senin düşmanların tarafından alınmış. Karakteriniz bu bölgeleri ele geçirebiliyor. Ele geçirince de o bölgelere ışınlanabiliyorsunuz. Bir bölgede kaplanın birini yakalayıp tutsak etmişler. Kaplanın yanına gidip onu kurtarabiliyorsunuz. Gittim ve kurtardım. Sonrasında kaplan oradakilere saldırmaya başladı. Onları oyalarken ben de düşmanları öldürüp bölgeyi ele geçirdim.

Bu detay hem benim oyuna olan bağımı, hem de oyuna verdiğim puanı tek başına arttırdı. Bir oyunda bu tarz detaylar benim oyundan aldığım hazzı arttırıyor.

Özgün Düşünce

Bu insanlar bilinçaltında problemlere hızlı bir şekilde tanı koyup çözüm üretebilirler. Ancak bunu bilinç düzeyinde aynı hızda yapamazlar. çünkü bir dahinin aklından saniyede binlerce düşünce geçer. Binlerce hissi duyumsar. Bilim eskiden zekanın en büyük göstergesinin problem çözmek olduğunu söylerdi. Bilimsel bir araştırma zeki insanların problem çözmede yavaş kaldığını söylemektedir.

Zeki insanların problem çözmede yavaş kaldığına dair https://www.nature.com/articles/s41467-023-38626-y makale.

Deha, bir durum ya da olayda görünmeyeni görmek, klişelerden arınarak yepyeni şeyler söylemek, beynin her saniye eleştirel düşünce içinde olması, diğer insanların duygularına duyarlılık; her an, her şeye ve herkese empati yapma yeteneği, parçalar arasındaki ince detayları ve bağlantıları kurmak, insanları kısa zamanda tanımak, bir şeyleri çok kısıtlı verilerle anlamak ve çözmek (yani leb demeden leblebiyi anlamak).

Meraklı bir zihin, soyut düşünme, risk alma, rutini reddetme ve deha için kreatiflik ve alışılmışın dışında düşünmenin https://oxbridgehomelearning.uk/blog/characteristics-of-a-genius/ önemine dair makale

Dahiler sade olmaya özen gösterirler. çok fazla kıyafetleri yoktur. Pek aksesuar kullanmazlar. Yırtık bir giysiyi sorun etmeden giyebilirler.

Steve jobs'un neden hep aynı kıyafeti giydiğine dair bir https://www.inc.com/craig-bloem/this-1-unusual-habit-helped-make-mark-zuckerberg-steve-jobs-dr-dre-successful.html

İnsanlarla iletişim halinde olmayı sevmezler çünkü onlar kendi içsel monologlarını sürdürmek isterler. Arthur schopenhauer'un da dediği gibi zeki bir insan başkalarıyla diyalog içine girmekten çok hoşlanmaz çünkü başkalarıyla kurduğu hiçbir diyalog kendi monoloğu kadar zekice değildir....

Özgün Düşünce

İnsanların tuhaf düşünceleri var. Bir insanın seçilmiş olmasının o insana mutluluk getirdiğini düşünüyorlar. Eğer biri seçilmiş olduğunu düşünerek mutlu oluyorsa o insan seçilmiş kişi değildir. çünkü seçilmişlerin hayatı varoluşsal sancı, bilinçsel acı, bireysel yalnızlık, toplumdan soyutlanmak demektir. Seçilmiş kişilerin ne doğru düzgün bir hayatı olur, ne de arkadaş çevresi. Onlar insanlarla anlaşmakta, aynı dili konuşmakta, onlarla senkronize olmakta zorlanırlar. Ailesiyle bile anlaşamayanları vardır. Mutluluk ya da huzur getirdiği kesinlikle yanlıştır. Seçilmiş bir insan olmak dar ve dikenki patikalardan geçmektir. Doğarken zehir içmektir. Ancak kişi allah'a inanıyorsa onun tasarrufu için bunlara sabredilir. Bütün peygamberler acı dolu bir hayat yaşamış, kendilerine ait güzel bir hayatları olmamıştır.

Seçilmiş bir insanın en büyük kazancı sabırdır. O bütün acılara, kederlere, hüzünlere karşı sabırla muamele eder. Tekrar etmek istiyorum, seçilmiş insanların hayatları mutsuzluk ile örüntülüdür. Sıradan olmak ise mutluluk vericidir. Ortalama zeka, ortalama akıl, ortalama derinlik, ortalama donanım, ortalama nitelik iyidir. Biraz da kendini sevmek gereklidir. Bunlardıer insanı mutlu eden. örneğin, siz fatih sultan mehmed gibi bir dehanın mutlu olduğunu mu düşünüyorsunuz? değil, seçilmişler bazı anlarda ortalamadan daha mutlu olsalar da genele yayıldığında ve yüzeysel bakıldığında mutlu ya da huzurlu değillerdir.

Özgün Düşünce

Düşünmek, insanın düşünerek hakikate, iyiye, doğruya, güzele ve geçeğe ulaştığı bir keşif yöntemidir. Düşünceler insanın kendisine aittir. Bizim alanımızdır orası, bizim yerimizdir, bizden çıkmıştır. Kitaplar gibi beyne zorla alınan yabancı kavramlar değildir. İnsan düşünerek her şeye ulaşabilir. Eğer insan doğruya kendi düşünceleriyle ulaşıyorsa bu harika bir şeydir. Düşünmek bir anlama yöntemidir.

Özgün Düşünce

Zaman ve emek, her şeyi zamanla dalından koparılmaya müsait bir meyve ağacına çevirir. Ondan hasat almak için çabaya gereksinim vardır. Ermiş ve tatlı bir meyveyi öylece elde edemezsiniz. Fidanı toprağa dikmek, sulamak, budamak, ilgilenmek, beslemek zorundasınızdır. Bir insanın zihninde yaşamak ya da daha duygusal haliyle bir insanın kalbinde yer edinmek de adı konulamayacak kadar özel ve güzel bir şeydir. Bir başkasını bütüncül ve bireysel bilgelikten ve hayali deneyimlerden yola çıkarak beslemek, ona ilkokul/ortaokul/lise/üniversite sıralarında öğretilmemiş ahlaki, manevi ve düşünsel öğretileri aktarmak, onun körpe zihnini bilemek, ona yeni yollar sunmak; ona eleştirel düşünceyi, merakı, kuşkuyu ve tutkuyu öğretmek ve sonucucunda size derinden gelen gerçek bir saygı duymasını sağlamak, emek ve zaman gerektiren şeylerdir ve bunların sonucu hak edilmiş başarıdır. Bir başarıdır çünkü bir insana dokunmak tadılabilecek en büyük mutluluklardan biridir. Burada toplumdan ayrıştığımızı belirtmek gerekmektedir. Toplum başarıyı meslek, kariyer, örgün eğitim, para, ev, araç, evlilik gibi konularla bağdaştırır. Benim için başarı, bir başkasına, benim elimde olan (belki de zihnimde olan), tamamen benim olan, bana ait olan yararlı bir bilgiyi/deneyimi/düşünceyi/fikri/görüşü/tespiti/analizi/çıkarımı öğrencim addettiğim kişiye aktarmak ve bunun sonucunda da onun zihin yapısını parlak ve ilginç bir hale dönüştürmektir.

öğrencin bir gün senden de yüz çevirecektir. çünkü kendi hayatını kuracak, sevecek, sevilecek, evlenecek, evlat...

Özgün Analiz

Kieslowski sinemanın zirvesidir. O eserlerini seyircinin önüne yoğun bir kasvet ve acıya bulayarak sunar. çok yüksek perdeden olmasa da yapıtlarında anlam bulmak mümkündür. çünkü sadelik bazen müthiş bir şeydir.

Dekalog'da başardığı şeyi ancak bir deha başarabilir. Dekalog'da başarmış olduğu şey sinema/tv'deki en iyi iş. O bantta daha iyisi yapılmadı.

Kubrick'in dekalog'daki performansıyla taktirini kazanmış bir yönetmen kieslowski:

"büyük sinemacıların eserlerinin belli bir yönü üzerinde durma konusunda hep isteksiz olmuşumdur çünkü bunun, eseri kaçınılmaz olarak basitleştirme ve indirgeme ihtimali vardır. Fakat kieslowski ve yardımcı yazar piesiewicz'in senaryolarını içeren bu kitapta fikirlerden sadece bahsetmek yerine bunları dramatize etme konusunda çok ender rastlanan bir yetenekleri olduğu gözlemini yapmak yersiz olmaz. Kastettikleri şeyi dramatik bir eylemle anlatarak, seyircinin, anlatılanın ötesinde gerçekleşen şeyleri keşfetmesi gibi bir kazanca da sahip oluyorlar. Bunu öyle hayranlık verici bir yetenekle yapıyorlar ki fikirlerin ortaya çıkışını farkedemiyor ve ancak çok sonraları kalbinize ne kadar derinden nüfuz ettiklerini anlayabiliyorsunuz."

Özgün Düşünce

Türkiye de içinde olmak üzere; afrika, orta doğu, uzak doğu, asya, güney amerika, kafkasya, hindistan, bangladeş gibi bölgelerin neredeyse tamamı geri kalmış yerler. Refah seviyesi düşük, insanlar çok saçma şekillerde ölüyor, toplumsal nezaket yok, bireyselleşme yok, kişi başı düşen milli gelir düşük, orduları geri kalmış ve benzeri sayılabilecek pek çok şey.

Sürekli türkiye'nin ne kadar kötü, çağdışı, medeniyetsiz olduğu söylenilir ancak yukarıda saydığım çoğu yer türkiye'den daha kötü durumda olan bölgelerdir. Tabi vatandaşın kendini hangi ülke ve toplumla mukayese edeceği kendi bileceği iştir.

Dünyada sadece avrupa, abd, kanada, avustralya, japonya ve bir kaç irili ufaklı bölge refah seviyesi yüksek, zeka seviyesi yüksek, medeni yerlerdir.

Yani geri kalmışlık yalnızca türkiye'ye özgü değil, dünyanın %70'i bu şekilde.

Özgün Düşünce

Bir kesim kitapların içindekilerle, yaptığı araştırmalarla, edindiği bilgilerle, okuduğu makalelerle aydın ve entelektüel olabileceğini düşünür. Genelde çiğ ve ham olan insanlar bu bilgi ve entelektüelite ile hayatın anlamına ve sırrına vakıf olabileceği hissine kapılır. Belki gerçektende insan aydın ve entelektüel olabilir, ancak hazır bilimsel bilgilerle ve örgün eğitimle yetişmiş olmak körpe ve parlak zihni köreltir. Bir zaman sonra kendi aklının ekmeğini yiyememeye başlar; ders kitaplarına, felsefe kitaplarına, edebi kitaplara, makalelere bağımlılık meydana gelir. Kişi onlar olmadan düşüncelerini besleyememeye başlar.

Bir bilge, doğrudan doğruya kendi aklıyla hareket eder. Zeka bir madense, akıl o madeni işleyen makinedir ve bilge insan her ikisini de bilgelik yolunda kullanır. çoktan kendi içine odaklanmış, içsel keşif yapmıştır. Ve orada, yani kendi içinde koca bir dünya yattığını, evreni anlamak için içimize yönelmemiz gerektiğini görür. Sonrasında da insanların içsel keşif yapmasına yardımcı olur. Duygusal ve zihinsel yeteneklerini sergilemeyi, kitap ya da makale okumaya tercih eder. Ve bir bilge öğrencilerine akla gelebilecek pek çok şeyi; zihinsel değerlerin yanı sıra, ahlaki ve manevi değerleri de öğretir.

Bilgelik kişinin kendi aklını, zekasını, derinliğini, donanımını, niteliğini, iç güdüsünü, dürtüsünü, doğasını kullanarak üst insan olmaktır.

Malumatfuruşluk ise bilgiyle övünmektir.

Özgün Düşünce

Ne yazık ki, kendini entelektüel addeden bir kesim tarafından bilime tapmak diye bir olgu var. Bilim; desteklenmeyi ve konuşulmayı hak ediyor, ancak bilim toplumun iyiye, güzele, doğruya ve gerçeğe ulaşmasının tek yolu değil. Düşünmek, insanın kendi kendisine yapabileceği ve hakikate bu yolla ulaşabileceği zihinsel bir donanımdır.

Ve türkiye'de toplumun bir kesiminin bilime taptığını söylemek cahillik değildir. Bilime de, sanata da, felsefeye de ilgili bir insanım. "bu tespiti yapan insan bilimin getirdiği kolaylıkları kullanmasın öyleyse" demek boş bulunmaktan başka bir şey değildir. Karşı olduğumuz şey bilim değil, bilime tapmaktır.

Özgün Düşünce

Zekanın onunla birlikte çok ütopik şeyler getirdiğini düşünen bir toplumda yaşıyoruz. Sosyalleşme yeteneği, para kazanmak, becerili olmak, ağzın laf yapması, örgün eğitim ve kariyer başarısı, iyi bir iletişim gibi yükümlülükleri olduğu düşünülen bir şey zeka. Ancak gerçek böyle değil. Gerçek zeka başarısızlık, yoksulluk, sefillik getirir. Bu her başarısız, yoksul, sefil insanın zeki olduğu anlamına gelmez. Gerçek zeka toplumdan, insanlardan, genelgeçer eğlence anlayışından; sıradan, basit ve geçici mutluluklardan, sosyalleşmekten soyutlanmak demektir. Gerçek zeka sahip olunan beyin tarafından daima baskılanmak, esir alınmak, duyguyu yoğun ve derinden hissetmek ve düşünmek demektir. Zihin her daim yüksek perdeden düşünme ve çalışma halindedir. Ancak ölüm ve uyku o kafaya huzur getirebilir. Gerçek zeka yüzeysel bakıldığında mutsuz olsa da, derinlere inildiğinde mutludur. özellikle yalnızken mutludur. çünkü arthur schopenhauer'in de dediği gibi zeki insanın kendi kendine olan monologları başka insanlarla kurduğu hiçbir diyalogdan daha zekice, daha derinlikli ve daha katmanlı değildir.

Özgün Düşünce

Düşünmek, ama her şeye dair düşünmek; sorunlarını, sıkıntılarını ve dertlerini değil; insanı, hayatı, anlamı, güzelliği, iyiliği, doğruyu, gerçeği düşünmek bir keşif yöntemidir. Düşünmek insanın tüm bunlara ulaşma sürecidir. Ve erdemli bir eylemdir de bu. çünkü dünyadaki her şey, her türlü kitap, her türlü sanat eseri, her türlü felsefi eser, her türlü medeniyet düşünme ve düşüncelerden meydana gelmiştir. Kitapların düşünce ürünü şeyler olmadığını iddia edebilir misiniz? düşünceler yazı ile aktarılıp kalıcı bir aydınlanma çağını yaşadık. Her şey düşüncelerle meydana geldi. Düşündük ve düşünce ürettik. Duygu ve düşünceler neden sürekli birlikte anılırlar? çünkü insan duygularıyla düşünür. İkisi ayrılmaz birer parçadır.

Eğer çok düşünüyorsan bu senin başıboş bir serseri olmadığını gösterir. Ancak düşüncelerini eyleme geçirmekte zorlanıyorsan, hayatı kaçırıyorsan, eğlenemiyorsan, çok düşünerek insanların keyfini kaçırıyorsan ve bu yüzden kimse senin yanında olmak istemiyorsa, sosyalleşme yeteneğinden yoksun doğmuşsan eğer, yine de sevinmelisin. çünkü yaratan sana erdemler bütününü bahşetmiş. Biliyorum, üzülüyorsun, hiç kimsenin seni anlamadığını düşünüyorsun. Sonra bunu bir çok insanın da düşündüğünü, bu yüzden belki senin düşüncenin asılsız olduğunu da gözden geçiriyorsun.

Sana bir sır vereyim. Ben hayatımı düşünmeye, düşünce ve fikir üretmeye, düşünce ve fikirlere adamış biriyim. Herkese ve her şeye dair düşünürüm. Her şeyin dibini delerim. Bunu yaparak bir şeyleri keşfederim. Sen de...

Özgün Düşünce

Sevgi dolu eylem. İnsanın içini ısıtır, aydınlatır ve merhametle doldurur. İnsanlar bunu anlamasalar da, gülümsemenin gücünün farkında olmasalar da gülümsemek sevgi demektir. Ve sevgi evrenseldir.

Özgün Analiz

En iyi call of duty oyunu, call of duty 2, call of duty: modern warfare 2, call of duty 4: modern warfare'dan biridir. Nedenlerine değinip oynadığım bütün oyunları değerlendireceğim.

Call of duty (ilk oyun): ilk çıktığında devrim gibi oyundu. çok yenilikler içeriyordu. Oyunu yapan ekip medal of honor'dan gelmeydi ve moh oyunları da call of duty gelene kadar devrim niteliğindeydi. Bu oyunu oynadım. Gayet güzel bir oyun.

Call of duty 2: ikinci dünya savaşını adeta yaşatan bir oyundur. Harika atmosfer, aşırı yenilikçi oyun. Oyun çıktığında fps tarihinde öyle bir oyun görülmemişti. Oyunun atmosferi çok iyiydi. Oyun rusya bölümlerinde sizi üşütüyordu. Normandiya çıkarması çok zor bölümdü. Ben ilk oynadığımda bölümü 10 defaya yakın geçememiştim. Rusya bölümleri harikaydı. Ruslar fakirlikten bomba yerine patatesle talim yapıyorlardı. Oyunun sonu da etkileyiciydi. Captain price omzunda taşıyordu bizi.

Call of duty 4: modern warfare: bu oyunda call of duty 2 gibi yeniliklerle dolu bir oyundu. Hikayesi ve atmosferi çok iyiydi. Bu oyundaki pripyat çernobil bölümü bütün oyunlar içerisinde en iyi oyun bölümüdür. çıktığında herkes bir devrim olarak görüyordu oyunu. Yepyeni şeyler vardı.

Call of duty: world at war: ben bu oyunu pek beğenmedim ama güzeldi. Oyunun optimizasyon sorunları vardı, bilgisayarımda kasıyordu. Bence call of duty'nin ilk...

Özgün Analiz

Oyun varoş mahallelerde intikam uğruna öldürdüğümüz karakterlerle geçiyor. Sinema izletisi gibi oyun. Sinematik sahneler ve diyaloglar sinematik düzlemde fotoroman olarak veriliyor. Bu da anlatımı kuvvetlendiriyor. Bir hayli mistik bir havası var oyunun. öldürmek için gittiğimiz mekanlar fazlasıyla varoş. Atmosferi derinleştiren bir yaklaşımla mekanları varoş mahalleler olarak seçmişler. Mesela oyunun bir yerinde yatakları titreştiren bir düğme var. Seks yapan insanlar fantazi olarak kullanıyorlar bunu. Oyunda kimsenin seks yaptığını görmüyorsun, biliyorsun. Varoşluk güzel verilmiş oyuncuya. Max evinde odalar arasında öldürülmüş eşi ve bebeğini arıyor, eşi ve bebeği ağlıyor. Max diye bağırıyor, ama max olarak bir türlü bulamıyoruz eşini. Mekanlar atmosfere çok uygun. Epik bir anlatım katmış bu oyuna. Ben çok dramatik bir film izliyor ve fotoroman okuyormuş gibi hissettim oyunu oynarken. Müzikler bu atmosferin ruhuna çok uygun. öldürmeye çalıştığımız boss karakterler çok iyi, kafayı sıyırmış deli karakterler. Oyun suç üzerine kurulu. Düşmanlarımızın hepsi suçlu karakterler. Uyuşturucu işin içinde. Mesela bir sahnede uyuşturucu çekmiş yoksul bir adamla bir tuvalette karşılaşıyoruz. üzeri kirli bir adam yere çömelmiş uyuşturucu etkisinde kendi kendine konuşuyor. Mekanın varoşluğuyla birleşiyor bu ve ortaya cidden çok iyi bir ambiyans çıkıyor. Bu arada max'in eşi ve bebeği oyunun başında öldürülüyor. Spoiler değil yani. Oyunda beğenmediğim tek şey max'in ekşi suratı. Resmen...

Özgün Söz

Çocuk doğuyor...

Bir bebek geliyor dünyaya, minik, minnacık bedeniyle, ondan daha küçük yumuşacık elleriyle. Hiçbir şeyden habersiz, dünyanın sadece bir anne karnından ibaret olduğunu zannederek. çocuk büyüyor, süt içiyor, yemek yiyor, okula gidiyor. Her şeyi normal yaşıyor okulla tanışana dek. Sonrasında, en kötü başarısızlıklarla karşılaşıyor hayatının tamamında. Hiçbir zaman arkadaş edinemiyor. Bütün hepsi doğallıkla oluşturulmuş yalnızlığı, en ince ayrıntısına kadar yaşıyor, yaşamak zorunda kalıyor. Bağırıyorlar: neden normal değilsin? neden herkes gibi olamıyorsun? çocuk konuşuyor, dile geliyor, ifade ediyor kendini. Susturuyorlar: sen sus, boş konuşuyorsun, aptal! çocuk gülüyor. Güzel ve saf yüzündeki kahkahalar, kan ve göz yaşı oluyor birden. Hazmedemiyorlar...

Soğuk bir kış günü, bir bankın üzerinde, etrafta koşuşturan çocukları izliyor. Uzun saçlarının kırmızı paltosunun beline kadar ulaştığı, kendi yaşlarında gösterişsiz bir kız görüyor karşıda. Aynı kendisi gibi, yalnız, beklentisiz, umutsuz bakışlarla geçiyor önünden. Bir şeylerin şu dakikalarda son bulacağı hissine kapılarak, hayatında ilk defa, bir kızla konuşma isteği geçirerek yanına gidiyor. Kapalı hava, git gide büyüyen yağmur damlalarını beraberinde getirirken, yavaş adımlarla yürüyen kırmızı paltosunun kolluğundan sakince tutarak durduruyor. Hiç beklemediği bir anın yaşanması gibi, önemsiz ve dikkatsiz bakışlar birden pür dikkat kesiliveriyor kızda: "kolunuz..." diyor genç. "...çok inceler. Aynı benim bedenim gibi."
Anlamsız bir yüz ifadesiyle bakakalıyor kız. Bu...

Özgün Düşünce

Oyuncu bi erkek oyuncu bi kızla evlenirse demeyin keyfine.

Oyun oynayan (gamer) bir erkeğin bütün hayatı ailesi, işi ve oyunlarıdır. Geceleri dışarı çıkmaz, orada burada sürtmez, sizi aldatmaz. Sizi aldattığı tek şey en kötü oyun bilgisayarı ya da konsoludur. Evdedir, görünür bi yerdedir, kontrol altındadır. Alkolik, her gece dışarı giden, iş seyahatine diye gidip kadınlarla buluşan, alemlere akan bir erkek mi olsaydı?

Oyun oynamayı seven kaliteli bi erkek emin olun kendini başka yollarla da geliştirebilir. Her ne kadar oyun dünyasında bi çok lamer olsa da düzgün erkekler de var. Sanat, bilim, felsefe gibi alanlara ilgisi olmayacağı anlamına gelmez ki bilgisayar oyunları bi sanat dalıdır. Zihni buna uygun oyuncu bi erkek oyunlardan bi şeyler öğrenir. Yani bu kendini geliştirmeye katkı sağlar. çünkü tek oyunculu (singleplayer) oyunlar gerçek hayattan parçalar taşıyor. Soma, assassin's creed, l.a noire gibi oyunlar bi miktar entelektüel katkı sunuyor. Bunun yanı sıra ingilizce geliştiriyor ki benim ingilizce seviyemde oyunların katkısı vardır. Oyun oynamanın bi çok yararı var. Beyni güçlendirir, refleksleri hızlandırır, problem çözme becerisi kazandırır vesaire.

Yani babacım; tas kafalı, keko, sabıkalı, tehlikeli, silah taşıyan, alkolik, uyuşturucu bağımlısı, şiddet uygulama eğiliminde olan erkekleri tercih etmektense evinde oturup kuzu kuzu oyununu oynayan, gözetiminiz altında olan erkeği tercih etmek daha...

Özgün Düşünce

Utanmak insanı kirli şeylerden ve ruhun kirlenmesinden korur. çünkü utanmak ahlaki ve temiz olmayan şeyleri eyleme dökmeyi engeller. Tehlikeler, pislikler, kötülükler bu duygu sayesinde ekarte olur. Bazen hayatı yaşamak konusunda eksik kalsa da, insanı orijinal bir varlık kılabilir. Orada gerçek bir kişilik yatar.

Özgün Düşünce

Annem, yaşamım boyunca tanıdığım en bilge insandır. Hayatım onun öğrettiği ahlakî, manevî, kalbî değerleri ve öğretileriyle geçti. Hemen hemen her şeyi sorgularım. Eleştirel düşünceye, neden sonuç ilişkisi kurmaya, her şeyin doğasını incelemeye, gözlem yapmaya, düşünce ve fikir üretmeye, düşünmeye muktedir bir insanım. Lakin benim muktedirliğim genelde zihinsel ve düşünsel şeyler üzerine kuruludur. Yani ben çok sağlıklı, zengin, yakışıklı, dertsiz bir insan değilim. Düşünmem gereken çok şey, almam gereken çok sorumluluk var.

Andımız, mustafa kemal heykelleri, kamusal alanda onun fotoğrafları, bütün kitaplarda onun oluşu, derslerde hep onu işlememiz, öğretmenlerin dilinde hep o derken beynim mustafa kemal'e çok maruz kaldı. Bugün türkiye cumhuriyeti, adeta mustafa kemal'i sevmek üzerine kurgulanmış durumda. Hatta okulda mustafa kemal ile ilgili can dündar'ın sarı zeybek belgeselini izledim, duygulandım.

Sonra bi gün annem beni karşısına aldı. Bi kaç şey söyledi. O gün benim mustafa kemal'e karşı olan düşüncelerim değişti. Sevgisizliğim arttı ona karşı. Annem beni tehdit etmedi, yalan söylemedi, ona iftira atmadı. İki üç kısa söz ve benim bugünkü mustafa kemal'e dair düşüncelerimin temelini attı.

Annem büyük bir insan. Ben onun kadar büyük değilim. Bana disiplini, hayatı, sevgiyi, merhameti öğreten insan. öğretmenim, kanaat önderim, bilge insanım. Edilgen değil, yeri geldi mi sert duran bi duruş sahibi. çizgileri olan...

Özgün Düşünce

Bir insan, diğer insanlar tarafından anlaşılmakta, onlarla aynı dili konuşmakta, onlarla senkronize olmakta zorlanabilir. Bu başta kötü bir şey olarak gözükse de, kişinin anlaşılamayacak kadar karmaşık ve derin olduğunu gösterir. Belki acı çekersiniz. çünkü insanlar anlayamadığı şeyleri "bu benden değil" diyerek ötekileştirir. Ancak günün sonunda kendisiyle başbaşa kalan kahramanımız derinlerinde mutlu olduğunu görecektir. Ne yani, basit insanların kolayca anlaması nasıl hissettirecekti?

Ve tüm bu negatif davranış ve yaklaşımların içinde biri ona sevgiyle muamele ettiğinde onun hayatınızda olması gereken bir insan olduğunu anlarsınız. Sevgili veya eş olarak. Ve ona kalbinizi verirsiniz.

Özgün Düşünce

Kendisini dinlemek isteyecek kadar renkli bir iç dünyaya sahip insandır. Kendisiyle baş başa kalıp derin monologlarda bulunur. Bu monologlarda kendi zekasının parıltılarını hisseder. İçsel keşif, içsel yolculuk, içsel analiz yapar. çevresinde, kendinden başka tanımaya, odaklanmaya ve gözlem yapmaya değecek pek insan yoktur. Düşünür, sorgular, şüphe duyar, merak eder. Zihinsel araştırmalar yapar. Mutludur böyle, kendi başına. Ve bütün bunlar büyük bir güçtür. Pek çok şey ona aptalca gelir ve bu yüzden toplumun genelinin peşinde koştuğu şeylerin peşinde koşmaz. O derin, anlamlı, değerli şeylerin peşinden gider.

Özgün Söz

İnsan yalnızlıktan ölür mü?
Ölüyorum işte!
İstemsizce dökülüyor dilimden son cümleler
Açıldı öbür dünyaya perdeler
Artık tüm benliğim sendeler
Beni sevenler nerdeler?
Açıldı öbür dünyaya perdeler.

#UfuktakiAdam