Kendime Ait Öğretiler
Bir insan hayatı genellikle 70-80 yıldır ve bu kısa bir süredir. Bu süreçte kişinin onurlu kalmaya devam edebilmesi zor olsa da mümkündür. Onur; yalnızca dik durmak, eğilmemek, çizgilerinin olması demek değildir. Buna zihinsel ve duygusal süreçleri de katabiliriz. Bir insan onur, dini inanç ve diğer inançlar, aile, arkadaşlık, doğruluk, yardımseverlik, iyilik, merhamet gibi ahlaki ve manevi değerlere sahip olabileceği gibi, zihinsel ve düşünsel değerlere de sahip olabilir. Yani birey zekanın ve zihnî etkileşimlerin getirisi olan; eleştirel düşünce, parçalar arasındaki bağlantıları kurma, neden sonuç ilişkisi, sorgulama, düşünme, akademik ve entelektüel içeriklere merak duyma, şüphe etme, anlayış, derin bir öz farkındalık, eldeki kısıtlı verilerle çabucak sonuca ulaşma, insanları kısa zamanda tanıma, düşünce ve fikir üretme; keskin ve doğrusal analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunma, hayal kurma, içsel keşif, çevreye duyarlılık, empati gibi eylemlerde bulunabilir. Tüm bunlar kişiyi hayattan soyutlayıp bir eylemsizlik hali meydana getirmeye yol açabiliyor olsa da; hepsi yaşamanın, canlı kalmanın ve hakikati, gerçeği, doğruyu, iyiyi ve güzeli bulmanın anahtarıdır.
Bir öğrencinin örgün eğitim kapsamında üniversite sıralarında sınava girerek kopya çekmek yerine kendi çabasıyla iyi not alıp dersi geçmesi veya yolda yürürken yerdeki karıncalara basmamak için büyük çaba sarf etmesi, onura dair verebileceğim en basit örneklerden ikisidir.
Onur çok kapsamlı; hem bir değer ve hem de bir duygudur. Kişinin doğasında yatan bir içgüdü, bir dürtüdür. Lakin buna ulaşmak, onu meydana getirmek, yüzeye çıkarmak, onu bilemek ve onur vasıtasıyla üst insan olmak, hayatta az insanın şerefine nail olabileceği şeylerdir. Bu değerler bütünün bir parçasıdır ve değerler bütünü içinde tepe noktayı oluşturur.
Ruhu kirlerden arındıran, zihni daha berrak kılan, aklı bileyen; kalbi merhamet, vicdan ve sevgi duygularıyla kaplayan her şey hem kişinin onurunun, hem değerler bütününün, hem kendisine duyduğu saygının, hem doğruluk sahibi olmasının, hem erdemli bir yaşamın, hem de kişinin kendisine ait ya da sonradan öğrendiği bireysel öğretilerinin bir parçasıdır. Tüm bunlar bir bütünü oluşturur: gerçek bir insan olmanın.
Bilgelerin, düşünürlerin, dahilerin, insan soyunun yükselmesine katkıda bulunan insanların; yani büyük kafaların her zaman kendilerine ait öğretileri olmuştur. Kimileri dünyevi istek ve arzulardan kısmen arınmış ve kimileri kendi içlerinde hayatın anlamını bulmuştur. çünkü iştigal ettikleri her alan ve eylemleri onların hayatının anlamı olmuştur. İnsanlığa büyük bir icat sunmuş bir bilginin hayatının anlamı insanlığı kurtarmak için çabalaması olmuştur. Ve bu kişi dünyevi istek ve arzuları bir kenara iterek ölmüştür. İsaac newton bakir ölmüştür. Honore de balzac onun kreatif yönüne ket vurup kaliteli eserler ortaya koymasına engel olduğuna inandığı için ne mastürbasyon ne de kadın vasıtasıyla boşalmayı tercih etmezmiş. Nicola tesla fakirlik içinde ölmüş. Dostoyevski doğru bildiği yolda fakir olmasına rağmen memurluktan istifa etmiş.
Bu türlü türlü öğretiler, büyük kafaları dünya sahnesinde unutulmaz yapmıştır. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, size sizin de iz bırakabileceğiniz fikrini aşılamayacağım. "eğer siz de bireysel öğretilerinize sahipseniz, bir gün unutulmaz olabilirsiniz" gibi bir söylemde bulunmayacağım. çünkü, tarih sahnesinde gördüğümüz insanlar çoğunlukla büyük kafalar olsa da, onlardan daha büyük kafalar bazen görünmez olmuşlardır. Bilgeler, dahiler, düşünürler; çoğunlukla yaşadığı muhit dışında kimsenin ismini duymadığı insanlar olagelmişlerdir. şunu bilin: bir bireyin kapasitesi ne denli yüksekse, onun kapasitesini fark etmek o kadar zorlaşır. Bu, "birinin zekasını anlamak için o kadar zeki olmalısınız" fikrini kısmen doğrulasa da, bazen ortalama zekalar yüksek zekaları fark edebilirler. Ancak derinlik ve donanım arttıkça bunu tespit etmek herkes için zorlaşır.
Onura, değerler bütününe, doğruluğa, erdeme, aileye, ahlaka, maneviyata, sevgiye, merhamete dair tüm bireysel öğretiler kişiyi üst insan olmaya sevk eder. Bu adım adım, yavaş yavaş, teker teker gidilecek ve ders haline getirilip öğrencinin aklına uygun şekilde öğretilirse, bir anlamı olacaktır. Kitaplar, gerçek öğretmenlerin anlattıklarından çok da farklı şeyleri anlatmaz. Ancak kitaplar herkese hitap ederken, genelin kolektif aklına göre yazılmış şeylerken bir bilge öğretilerini öğrencilerine onların algılayabileceği, anlayabileceği ve özümseyebileceği bir şekilde anlatır. Gerçek öğretmenden kastım, örgün eğitimde para karşığı çalışan sahtekarlar değil. Gerçek öğretmen, bir çocuğa ondan hiçbir şey beklemeden bir şey öğretir. Sadece onun gelecekte daha aklıselim, daha doğru, daha gerçek bir insan olmasını bekler. Onun topluma olabilecek en iyi haliyle karışmasını bekler.
Sadece türkiye'de değil, bütün dünyada öğretmenler, profesörler, doçentler, akademisyenler, memur niteliğiyle bilirkişi gibi lanse edilenler, bunlar ne kadar belli etmemeye çalışsalar da, toplumdan kendini büyük gören sofistlerdir. Bunlar bilgiyi para karşılığı satarlar. çocuk aşısını bulan adam, milyarlarca dolar kazanabilecekken patentini almayıp bütün dünyaya ücretsiz hediye etmiştir. İşte gerçek bir bilim insanı odur. Daha da önemlisi gerçek bir insan odur. 40 dakika için binlerce lira alan psikiyatri profesörü değil.
Sizler bu sistemde size öğretilen şeyleri yapmanın hayatta kalmak için zorunluluk olduğunu düşünerek bana nefret besleyeceksiniz. çünkü ben gerçeği olduğu gibi aktaran bir insanım. Ben gerçeğin peşindeyim. Ve tüm bunlar beni yalnızlaştırıyor.
Gerçek bir bilge para karşılığı bir şey öğretmez. O akıl yoluyla doğru ve gerçek bildiğini öğretir.
6 görüntüleme
Yorumlar
Giriş yap ya da üye ol yorum yapabilmek için.
Yorumlar yükleniyor...