SON DÜŞÜNCELER

Özgün Düşünce

Seks en büyük mutluluk olmasa ve en büyük mutluluklar listesinde ilk 5'e giremese bile büyük bir mutluluktur. Sadece seks yaparak yaşamak mümkündür. Yani fakir kalsanız, başarısız olsanız, bir şey üretmeseniz bile sadece seks yaparak içinizdeki zihinsel, duygusal ve varoluşsal baskıyı kırabilir, bunlardan ötürü oluşan mutluluğu nötrleyebilir, hatta mutluluğa çevirebilirsiniz. Çünkü insan denilen tür yaşamaktan, bilinçli bir canlı olmaktan ve var olmaktan ötürü acı çeker. Zihin sürekli kendisini topluma, insanlara, çevreye ve fiziksel dünyaya karşı yargılar. Sürekli bilinç dışı bir şekilde "kendini gerçekleştir, başar, zengin ol" gibi baskılardan dolayı acı çeker. Toplum baskısı da söz konusudur. İşte tüm bunlar karşısında seks bir çözümdür.

Lakin organizma, niteliği arttıkça seksten, cinsel düşüncelerden ve cinsel arzulardan uzaklaşır. Cinsel birleşim üremek için bir araçtır ve insan bunu zevk odaklı istismar etmektedir. Cinsel istek ve arzulardan arınmak ise büyük bir erdemdir ve insanı münevver kılar. Tarihteki en iyi düşünürler, en iyi filozoflar, en iyi bilim insanları kadından ve seksten uzak bir hayat yaşamışlardır. Newton bakir olarak ölmüştür. Ancak elbette insanları aşırı ve anormal davranışlar sergilemedikleri sürece sekse bu kadar düşkün oldukları için yargılamak yanlış olur. Ortalama insanın seviyesi bellidir ve insanları biraz da kapasiteleri ölçüsünde yargılamak gerekir. İnsanları doğasının gereğini yapıyor diye cezalandırmayı doğru bulmuyorum. Ya...

Özgün Düşünce

İki türlü efendilik vardır:

1. Doğuştan gelen içsel efendilik ve insanın tüm denemelerine rağmen efendiliğinden vazgeçememesi.
2. İçinde bir miktar efendilik barındırıp tüm zorluklara rağmen efendiliği kaybetmemek.

Bir de:

Bir süre efendi taklidi yapıp bunun bir faydasının olmadığını görüp efendi olmaktan vazgeçmek vardır. Bu sahteliktir ve o hiçbir zaman gerçek bir efendi erkek olmamış demektir.

Bakın, efendilik, çoğunlukla ruh gibidir ve size yapışıktır. Doğuştan gelir ve ne yaparsanız yapın üzerinizden çıkaramazsınız. Gerçekten efendi bir insansanız, kötülük görseniz de vicdanınız el vermediği için efendi olmaktan vazgeçmezsiniz. Vazgeçemezsiniz zaten, o sizin default bir özelliğinizdir.

Bir de onu bırakabilme yetisine sahip olup da bırakmamak vardır ki, bu az rastlanılır ve çoğunlukla doğuştan sahip olunan efendilikten daha değerlidir.

Ama efendi olduğunu söyleyen ve zora gelince acımasız, kötü olan bir erkek efendiliğin erdemini kavrayamamış demektir. Efendi olmadığı gibi biraz da aptaldır hatta.

Aşıktım, duygularımla oynandı, aldatıldım, umut verdiler, söz verdiler, yerine getirmediler. Efendi olmayı bırakmak istedim. Ama başaramadım. Çünkü benim bir parçamdı o. Ben ölmeden bırakmayacaktı beni.

Şimdi 28 yaşındayım. Efendiliğimin benim bir parçam olduğunu biliyorum. Kabullendim. Benim o. Ve daha kaliteli bir insan olmama katkı sağlayan bir özellik. Efendi insanlar başkalarını hak etmez, hak edilir. Ya da onların denginin kendileri gibi efendi, ahlaklı, dürüst...

Özgün Düşünce

İki türlü ahlak vardır:

a) İçsel ahlak

b) Davranışsal ahlak

İçsel ahlak, çevreden görmeden, sonradan öğrenmeden, içten gelen bir istek ve arzuyla, samimiyetle yanlışlardan ve kötü niyetten uzak olma halidir. Aynı zamanda bu huşu içinde olma, içsel huzurun yerinde olması, mutluluktur. Çıkar gözetmemektir, gerçek ahlaktır. Daha çok doğuştan gelir. Davranışsal ahlak her şeyi çevreden görerek, sonradan öğrenerek, içinde iyilik ya da kötülük, doğruluk ya da yanlışlık olduğuna bakılmaksızın davranışa dayalı ahlaktır. Yaşamın her alanında davranışsal ahlak övülür ve yüceltilir. Lakin davranışsal ahlakı öven, onunla kafayı bozmuş insanların içsel ahlakında problem vardır.

Davranışsal ahlaka sahip olmak, içsel olarak yanlışlarla ve kötü niyetle dolu bir insanın sürdürmekte zorlandığı bir şeydir. Davranışsal ahlak rol yapmaktır. İçsel ahlak, ahlaklı olmanın mutluluk getirdiği bir ahlak türüdür fakat davranışsal ahlak da bu eziyete dönüşür. Bir insanın içsel ahlakını gün yüzüne çıkarması, geliştirmesi ailenin elinde ve sorumluluğundadır. Aile çocuğunu ne kadar iyi eğitirse içsel ahlak da o kadar belirgin olur. Davranışsal ahlaka ihtiyaç duymaz çünkü yanlışa ve kötü niyete büyük oranda sahip değildir. Ahlaka ters bir harekette bulunma yeteneği ya hiç yoktur ya da minimum seviyededir. Aile bir bireyin ahlaki derecesini belirleyen en önemli yapı taşıdır ve doğruluğu, doğru olmayı, iyiliği, iyi niyeti öğrenmiş bir çocuk içsel...

Özgün Düşünce

Gerçek, has, sağlam, güçlü bir karaktere sahip insan hiçbir olay, durum, insan ve şey karşısında değişemez. İstese de değişemez. Bu değişememesi toplum nezdinde zayıflık olarak algılansa da, gerçekte bir güçtür. Efendilik, dürüstlük, iyilik bir insanın istediği zaman bırakıp tersine evirebileceği bir şey değildir. Senin bir parçandır onlar ve seninle birlikte ölürler. Bir zamanlar iyiyken kötü olmuş bir insan içinde her zaman kötülük taşımış demektir. Saf bir karakteri çok az şey değiştirebilir bu dünyada. Çünkü doğruluğu evi bellemiştir ve doğruluğu on yıllar boyunca onunla yaşayacaktır. Doğuştan gelen içsel bir ahlak ile yaşar. Ve saf karakterin içsel ahlakını hiçkimse bozamaz.

Özgün Düşünce

Karşılıklı düşünce ve fikir üretip birlikte analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmak,
Öğretilere, doğrulara ve gerçeklere dair konuşmak,
Karşılıklı olarak hiçbir okulda öğretilmeyen ahlaki, manevi ve edebi dersleri öğretmek,
Değer üretmek (zihinsel ve duygusal olarak),
Hayatın anlamı, hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair konuşmak,
Sanatla ilgili konuşmak, bunları kritik ve analiz etmek (oyun, sinema, yabancı dizi, edebiyat, müzik ve bunların paylaşımı),
Bilim konuşmak,
Felsefe konuşmak,
Bilgi aktarımı, bilgi alışverişi

Özgün Düşünce

Saygı, nitelikli sevgiyi meydana getiren değerli bir kavramdır. Gerçekten değerli insan, öz saygısı yüksek; zeki ve derin insanlar tarafından saygı gören, hak edene hak ettiği saygıyı duyan ve gösteren insandır. Bir insanın sahip olduğu gerçek değer ne kadar yüksekse, hak ettiği saygıyı görmekten o kadar uzaklaşır. Çünkü insanlar derin, karmaşık ve nitelikli bir zihne çok saygı göstermezler. Zeki ve derin bir insanın elde edeceği en iyi saygı, kendisi gibi farklı, yüksek değere sahip, derinlikli insanlardan göreceği saygıdır. Bu insanlar toplumun %1'inden daha az sayıya sahip oldukları için birbirlerini bulmaları, birbirlerini tanımaları, birbirlerine saygı, sevgi ve değer göstermeleri zordur. İnsanların büyük çoğunluğu kendisini zeki, farklı ve özel zanneder. Neredeyse hepsi de bu konuda yanılır. Gerçek olanıyla sahte olanı arasındaki fark, birinin farklı olduğunu hissedip düşünmesiyken, diğerinin bunu bilmesidir. Çoğunluk, çoğunlukla sığ, yavan ve ortalamadır.

Yaşamım boyunca binlerce insanla sohbet ettim. Bir hayli çok zeki, derin, nitelikli, entelektüel insan tanıdım ancak bu özelliklere sahip olup da aynı zamanda ruhu güzel, ahlaklı, saf, masum, temiz, saygılı, duyarlı, bilinçli sadece 1 insana rastladım. Ve o insan çok ama çok özel ve farklı bir insandı. Onu arkasından çok güzel düşüncelerle anıyorum.

Nitelikli sevgi, saygıdan oluşur. Bir kızın bir erkeği cinsel yönden arzu etmesi, değer vermesi;...

Özgün Düşünce

Beka; devletlerin, siyasi kişiliklerin, hükümetlerin vb. tekelinde barınan bir olgu olmaktan çok daha derin ve anlamlı bir kelimedir. Ölmezlik, ölümsüzlük, kalıcılık, süreklilik, sonsuzluk gibi anlamlara gelen bu kelime, siyasi bir konjonktür olmaktan çok daha öte bir şeydir.

Bir takım devlet adamlarının çıkıp her fırsatta haykırdığı için insanlara içi boşaltılmış bir kelime olarak gelebilir, ancak bu kelimeyi belli bir kitleye mal etmek büyük bir yanlıştır.

Bekanın ne denli önemli bir olgu olduğuna dair şöyle bir örnek verebilirim:

Akademi kavramı bugün bilimin yuvası olarak geçer. Ancak akademi, ilk olarak Antik Yunan filozoflarının öğrencilerine bir şeyler öğretmek, onlara ders vermek için kurdukları felsefi bir kavramdı. Yani akademiyi filozoflar kurmuştur. Daha sonra bilim bu kavramı alıp kendisi için kullanmıştır ki doktora yapanlara filozof belgesi (Ph.D.) verirler.

Felsefi anlamda ilk akademiyi kimin kurduğunu bilmiyorum ancak diyelim ki ilk akademiyi Sokrates kurmuş olsun ve Sokrates kurduğu bu akademiye kendi ismini vermiş olsun: Sokrates Akademisi. Sonra bu akademiye bazı çeşitli öğrenciler almış olsun, onlara ders vermiş olsun. Akademi her geçen gün büyürken, öğrenciler artarken Sokrates gibi filozoflara ihtiyaç duyulacaktır. Sokrates öğrencilere uygun başka filozofları, kendi ismini almış olan akademiye kazandırmak için bir testten geçirmiş olsun. Böylelikle akademi 85 öğrenci, Sokrates ile birlikte 5 filozof barındırıyor olsun.

Herkesin...

Özgün Düşünce

Kişi, bir alt kültür olarak kendi kültürünü meydana getirebilir. Yıllar boyunca toplumu analiz edip toplumdan bir fayda görmeyen insanoğlu, kendi evreninde yaşamaya başlar. O evrene, kendi davranışlarını, eylemlerini, düşüncelerini, fikirlerini, görüşlerini serpiştirir. Sonucunda da bir kültür meydana gelir. Bir insanın kendi kültürünü ortaya çıkarması yıllar sürecektir, toplumun kültürünü benimsemek istemeyen, toplumun geleneklerinden kopmuş bir insanın bir reaksiyonudur bu durum.

Kendi kültürünü meydana getirenler olmuştur. örneğin dostoyevski bir kültür meydana getirmiştir. Daha önce dostoyevski'nin bir kaç kitabını okumuş, dostoyevski'ye aşina olan bir okuyucu, okuduğu kitabın ismini ve o kitabın yazarını bilmeden okuduğunda, o kitabın dostoyevski'ye ait olduğunu fark edecektir. Aynı şey tolstoy için de geçerlidir. Bu insanlar kendi kültürlerini meydana getirmiş olanlardır. Kendi evrenlerini oluşturmuşlardır. Edebiyata dair örnekleri, sinemada da verebiliriz. Stanley kubrick, kendine ait bir kültür meydana getirmiştir. Daha önce bir kaç kubrick filmi izlemiş ve bunları özümsemiş olan bir seyirci, filmi ve yönetmenini bilmeden bir kubrick filmi izlediğinde, bunu fark edecektir. David lynch de bu kapsamda, kendi kültürünü oluşturmuş bir yönetmendir.

Ekşi sözlükte de kültür oluşturanlar mevcuttur. örneğin otisabi, kendi kültürünü meydana getirmiştir. çünkü otisabi, ekşi sözlük'ü ekşi sözlük yapandır. Belki buna örnek verilebilecek bir kaç ekşi sözlük kullanıcısı daha olabilir.

Kişinin kendi kültürünü meydana getirmesi, kendi tarzını oluşturmasıyla...

Özgün Düşünce

üniversite okumak cahilliği almıyor, insanı eğitmiyor, entelektüellikle uzaktan yakından alakası yok, kreatif değil, üzerine kreatifliği öldürüyor, ezberci sistem, monoton, öğretilen bazı şeyler yalan, zevkli değil, öğrencinin ilgisini çekmiyor. üniversiteye gidip 2. Sınıfın sonunda "sokarım böyle işe" deyip okulu bırakan biri olarak söylüyorum.

Ben 14 yıllık eğitim öğretim hayatımda sadece ilkokul 1 ve 2. Sınıfı sevdim. Lisede sevdiğim ders sayısı 3'tü. Felsefe, tarih ve edebiyat. 3-4 yıl felsefeyle ilgilendim lise yıllarında, o sebepten felsefe de okulun en iyi öğrencisiydim. Bana bir şeyler katıyordu çünkü. 10 yıl boyunca tarihle ilgilendim, hala ilgileniyorum. Yine lisede tarih dersinde okulun en iyi öğrencilerinden biriyim. Edebiyatım da çok iyiydi. Yazmakla ilgileniyorsun. Bugüne kadar yazdığım hikaye, deneme ve şiirlerim var. Kısacası bana bir şeyler katabilecek her derste iyiydim. Onun dışındaki derslerden nefret ediyordum çünkü pratik olarak hiçbir gereği, anlamı ve öğreticiliği yoktu. üniversite de aynı şey oldu. 1 ders dışında hiçbir dersi sevmedim.

Benim istediğim eğitim şekli şu: çocuklar anaokulu, ilkokula gitmeden devlet 4-5 yaşlarında eve görevli gönderir ve çocuğun üzerinde çalışır. çocuğun neye yeteneği olduğunu, neyle ilgilendiğini öğrenir ve sadece o konu üzerine eğitim alır. Müzisyen olacak çocuğa biyoloji, fizik, kimya öğretilmez. Sadece belli başlı şeyler öğretilir. Onun dışında sürekli ana konu. Bu şekilde hangi çocuğun...

Özgün Düşünce

Türkiye'de örgün eğitim görmek, eğitimli, bilgili ve okumuş insan olarak adlandırılıyor. Bugüne kadar bilgilerimi, sanatsal şeyleri ve güzellik anlayışımı nerden ve nasıl edindiğime baktığımda, %95'inin kendi ilgim, merakım ve araştırmalarımla elde ettiğimi gördüm. Okulda öğreneceğiniz şeylerin çoğu sizi entelektüel yapmaz. çoğu kalıp haline gelmiş ezber bilgidir. Bu sebeple kişinin kendi yaptığı bireysel, derin araştırmaların kişiyi daha bilgili yapacağını, pratikte daha yararlı şeyler olacağını düşünüyorum. Okulda öğrendiğim şeylerin %90'ı sadece okulu geçmek içindi. Okuldan çıkıp eve gittiğimde kendi kendime araştırdığım şeyler geliştirdi beni. Okul bana dostoyevski gibi bir yazarı öğretmedi, the wire ve breaking bad gibi harika 2 televizyon dizisini izletmedi. 12 angry men gibi bir mesajı, ana fikri bana aşılamadı. O sebepten okuldaki bilginin bireysel araştırmanın önüne geçemeyeceğini düşünüyorum.

Özgün Düşünce

Bir şehrin olumsuz yanlarını sayarken, "gece hayatının olmaması" diyenleri görüyorum. Gece hayatı, tonlarca içkinin, sigaranın ve uyuşturucunun olduğu, günün sonunda sarhoş sarhoş seks yapıldığı bir sosyalleşme şekli. Sosyalleşmekse insanı vasata sürükler. İnsanı olduğundan daha yüzeysel ve sığ hale getirir. Oysa insanın evine kapanıp düşünmesi, sorgulaması, merak etmesi, şüphe duyması, tutku beslemesi, bir şeyler üretmesi onu daha gerçek bir insan haline getirir. Huzurlu, dingin ve sakin bir hayat, anı yaşayan, hızlı, materyalist ve hedonist hayattan çok daha değerli bir hayattır.

Özgün Düşünce

Bir insanın gerçekten hayata karşı düşüncelerinin büyük oranda geliştiği, kendisini ve hayatı tanıdığı yaştır. 17 ile 20 yaş arasında çok fark varken 20 ile 25 arasında çok bir fark yoktur. 30 da daha olgundur fakat 20 de artık bir şeyler oturmuş, karakterini ve düşüncelerini kazanmış, devinimlerini gerçekleştirmişsindir. Reşit yaşının 18 değil 20 olması gerekmektedir bana göre çünkü 18 de hala ergendir. Beynin tam oturmamıştır. 20 hayata karşı düşüncelere sahip olduğun, büyük oranda "sen" olduğun yaştır. Sanatsal dizi ve filmleri izleyebileceğin, ağır kitapları okuyabileceğin yaştır. Refleksleri harikadır. 20 yaşında artık düşünebiliyorsundur. önceki yaşlarda sağlıklı bir düşünceye halen sahip değilsindir.

Özgün Düşünce

Yapmaktan en çok korktuğum şey. Birinin duygularıyla oynamak, aynı zamanda hayalleriyle oynamaktır. Sizi sevene edilen ihanet can acıtır, manevi olarak yıpratır ve karşıdakinin insanlara ve insanlığa olan güvenini, sevgisini azaltabilir. Bu durum kişinin geleceğini de olumsuz yönde etkileyebilir. Birinin duygularıyla oynamaktansa ölmeyi tercih ederim. En büyük korkularımdan biridir. Bana göre birinin duygularıyla oynayanın toplumda yeri yoktur, iyi insan olamaz. Hayatımı buna dikkat ederek geçirdim. Bu hayatta duygulardan daha önemli bir şey yoktur, bir gönlü ve kalbi yıkmanın, acıtmanın nazarımda ağır bir psikolojisi var. Sakın kimsenin duygularıyla oynamayın.

Özgün Düşünce

Yapmaktan zevk aldığım eylem. Benim için hayatın anlamı. Hayatımı manevi olarak insanlara yardım ederek geçirdim. Bundan hiç gocunmadım. Bir insana, bir cana, bir ruha yardım etmenin bende manevi olarak mutluluğu paha biçilemezdi. Psikolojik olarak yanında olduğum, sorunlarını dinlediğim, çözümler üretmeye çalıştığım çok insan oldu. çok arkadaş edindim, çok sevdim, saygı duydum ve saygı duyuldum. Birine yardım etmek hayatımın merkezine aldığım bir şeydir çünkü birine yardım etmek kadar hiçbir şeyden mutlu olamıyorum. Eğer karşımdaki belli bir ahlak anlayışının üzerindeyse daima yardım ederim. Bir ruhu olan, ahlak sahibi herkes nazarımda yardım edilebilir, sevilebilir insandır.

Özgün Düşünce

Bipolar gibi, insanı ölene dek bırakmayan, sadece ilaçlarla kısmen kontrol altına alınan hasta bir insanla yol yürümek bir erdemdir. Ve bu sadece bipolarlar için değil, depresyon, okb, anksiyete, borderline gibi bütün hastalar için geçerlidir. Onlardan kurtulma isteği sizi çiğ bir insan pozisyonuna sokar. Oysa onlarla yol yürümek, eğlenmek, bir şeyler yapmak, duygu ve düşüncelerinizi paylaşmak, bağ kurmak; yani onlardan kaçmak yerine kendinizi de onları da mutlu edecek şeylerle iştigal olmak erdemi ve anlamı olan şeylerdir. Hiç kimse psikiyatrik bir tanı almak istemez, kimse ilaç kullanmak istemez, kimse psikiyatrik hastalıklarından ötürü yalnız kalmak istemez.

Ben psikiyatri servisinde yatarken, insanlarla diyaloglar kurardım. Onları anlamaya çalışır, "buradan çıktıktan sonra ne yapmak istiyorsun?", "ne gibi hayallerin var?", "nasıl hissediyorsun?", "dışarıda seni bekleyenler kimler?" gibi sorular sorardım. Onlardan kaçmak yerine onları anlamak, onlarla içten bir gülümsemeyi paylaşmak, onlara çıkarsız bir sevgi duymak çok güzel şeyler. Hiçbir zaman toplum tarafından "düşmüş" olarak adlandırılan insanlara ben de vurmaya çalışmadım. Aksine, toplumun "yetersiz ve zayıf" dediği insanlara her zaman yardımcı olmaya çalıştım. Onları girdikleri çukurdan çıkarmaya çalıştım.

Psikolojiden anladığım, kendime ait düşünce ve fikirlerim olduğu ve psikoloji bilimini araştırdığım için insanlara nasıl davranmam gerektiğini biliyorum. Bu da beni onları bir an bile olsa mutlu etmeye yaradı çoğu kez....

Özgün Düşünce

Başarılı ya da zengin olmak, zeki olmanın ön koşulu değildir. Zeki olup da fakir ve başarısız çok insan var. Sizin istediğiniz zeka türü pratik zekası olsun, her şeyi becersin, sosyal zekası olsun sosyal ortamda ortamı yönetsin gibi benim zeka olduğunu hiç düşünmediğim boş şeyler. Zeka düşünce ve fikir üretmek; doğru ve gerçekçi analiz çıkarım ve tespitler, çok düşünmek, yüksek empati, anlayış, bilinç ve ahlak seviyesidir. Doğruyu yanlıştan, gerçeği sahteden, samimiyi samimiyetsizden ayırabilmektir. Zeki insanları anlayacak kapasitesi olmayan aptallar zeki insanlardan zengin olma başarısı bekliyorlar. Zeki bir beyni taşımak bile başlı başına zor şeydir.

Zekanın hiçbir zaman para, ün ve başarı gibi kıstasları olmadı. Sizin o niteliksiz, boş, yavan hipergaminiz zekanın tanımını değiştiremez.

Özgün Düşünce

Sevgiye ulaşmak için, birinin sizi sevmesi gerekmez. Bir başkasını kalbî duygularla sevmek de sevgiye ulaşmanın başka bir metodudur. Sevmek, sevilmekten daha merhametli bir eylemdir. O bize aittir. Başkalarının bize olan sevgisi bir gün bitmeye mahkumdur, ancak biz kendimizi kontrol altında tuttuğumuzda, sevgimiz daima diri kalacaktır. Birini sevmek, birine sevgi duymak, ama öylece; alelade, masumane ve spontane sevmek için onun bizim çıkarlarımıza paralel davranışlarda bulunması gerekmez. Kişinin on yıllar önce hayatına girmiş ve zamanı gelince de çıkıp gitmiş olmasına, kendi yolunu çizmiş olmasına, artık sizi hayatınızda istemiyor olmasına, kendi hayatındaki insanlarla mutlu olmasına rağmen; o hayatınızdan çıktıktan yıllar sonra bile; onu gökyüzüne baktığınız, durup bir düşündüğünüz, gözlerinizi bir noktaya sabitlediğiniz, belli belirsiz bir acı içinde kalakaldığınız anların her birinde aklınıza gelmesi ve ona halen sürdürülebilir bir sevgi duymak, işte kişiyi gerçek bir insan haline getiren budur. Bizi hayatında istemeyenlerle yaşadığımız her ana, her diyaloğa, her bağa, her anıya saygı duymak, bizi olduğumuzdan daha doğru bir insan yapacaktır.

Sevgi, hayatı daha yaşanılabilir kılmakla ilgilidir. Sevginin fazlası, sizin hayatta kalma dürtülerinizi bile bir kenara koymanıza sebep olabilir. ölümü yenebilir. Kişiyi daha da keskinleştirir.

Sevgiyi anlamak, içsel bir keşif ile mümkün olabilir. Ve bu mümkün olma hali kişiyi daha huzurlu bir hale getirir. çünkü...

Özgün Düşünce

Dünyanın en güvenilir, en doğru, en şerefli, en ahlaklı, en cesur, en yiğit, en yardımsever; güncel olarak sahada en tecrübeli, son 50 yıldan fazladır en çok sıcak çatışmaya girmiş, en etkin, en dürüst, türkiye'nin en profesyonel bir kaç kurumundan biridir ve hatta en profesyonelidir.

Türkiye'de halkın en sevdiği, askerdir, en çok ona üzülür, en ona yanar, en çok ona ağlar, en çok onu sever. Bir anne, baba, kardeş, abi, abla o askere gidince hüzünlenir.

Arkasından göz yaşı dökülendir türk askeri. En zor zamanda yardıma gelen, halkın sadece maddi değil, manevi olarak da yanında olandır.

Özgün Düşünce

Keşfetmenin, hakikate ulaşmanın, gerçeği bulmanın, doğruyu anlamanın, iyiyi ve güzeli özümsemenin en iyi yolu düşünmektir. İnsanlığın ilk ortaya çıktığı devirlerde insanlar önce avlanmış, ardından yemeğini yemiş, sonra kadınıyla ilişkiye girmiş ve ardından gökyüzüne bakarak, kendi kendine, kendi çabası yettiği kadar düşünmeye çalışmıştır. "ben kimim, burası (dünya) ne kadar büyük, şu görünen ışıklar (yıldız) da neyin nesi, mağaramı bile aydınlatan o yuvarlak şeyde (ay) ne var?" gibi sorular sormuşlardır. çünkü insan her zaman merak etmiştir ve bu merakını giderebileceği alanlar oluşturmaya çalışmıştır. Hayatta kaldıktan, yiyecek bulduktan, hem kendileriyle koordineli olarak iş birliği yapabilecek hem cinsel ilişkiye girebilecek, hem de üreyebilecek kadınlar bulduktan, barınabilecekleri bi yer edindikten, kendisinin ve ailesinin güvencesini sağladıktan, yani temel şeylere sahip olduktan sonra, zamanın insanlarının hayatta deneyimleyebileceği şeyler düşük olduğundan; bolca düşünme, sorgulama, hayal kurma, merak etme, şüphe duyma gibi insana özgü şeylerle meşgul olmuşlardır.

şimdi de durum aynı. Halen daha hakikate ulaşmanın, gerçeği bulmanın, doğruyu anlamanın, iyiyi ve güzeli özümsemenin en iyi yolu düşünmektir. Düşünmek insanın özgün ve orijinal düşünce ve fikirler üretmesine, analiz, çıkarım ve tespitler yapmasına olanak sağlar. Düşünmek diye bir özelliğimiz olmasaydı hiçbir kitap yazılamaz, yazı icat edilmez, bilim, sanat ve felsefe de olmazdı.

Özgün Düşünce

Bilgeler; tıpkı düşünürler ve dahiler gibi insan soyunun yükselmesine, medeniyetin daha üst bir çıtaya ulaşmasına, akademinin dünya çapında gelişmesine, insanın pratik hayatının kolaylaşmasına öncü olurlar. Bir bilge, sürekli düşünce halindedir. Düşüncelerini bıkıp usanmadan bir anlama bular ve onu öğrencilerine aşılar. Bir bilgenin ne kadar az öğrencisi varsa, o bilge o kadar değerlidir. Bilgeler iyiye, doğruya, güzele, gerçeğe kendi kafasında uzun uzadıya düşünce seansları gerçekleştirerek, hayal kurarak, kendi içinde deneyimler yaşayarak ulaşır. Okumuşlar ise; bilgiyi ezbere dayanan kitaplardan, tıpkı arthur schopenhauer'ın dediği gibi, "sırrına vakıf olamadığımız bir robota benzeyerek" elde eder. Bilgi ile fikir yakından ilişkilidir. Fikirler bir bilgi verecektir. Ve en büyük bilgeler; insana, yaşama, hayata, doğaya, evrene, dünyaya dair bilgileri durmaksızın bir gözlem halinde yaşayarak kendi kafalarında meydana getirirler. Oysa okumuş; kitapların içindeki kendi zihnine son derece yabancı olan düşünce, fikir, analiz, çıkarım ve tespitleri yine kendi zihnine zorla, tıka basa doldurmaya çalışır.

Okumuşlar bilgiyi başka bir dünyadan almışçasına yabancı kalırlar o bilgelere. Oysa bilgeler, kendi akıllarının ekmeğini yerler. Düşünmeye, sorgulamaya, şüphe duymaya ve merak etmeye programlı bir vaziyette, her şeye dair büyük teamüller geliştirirler. Ve onların öğrencileri de son derece şanslı olanlardır. çünkü gerçek bir bilge, öğrencisinin bir doğruyu ya da gerçeği ne zaman, nasıl, neden, ne şekilde...

Özgün Düşünce

The wire, the sopranos, oz gerçekten çok iyi, en iyi 5 dizi listemde üç sırayı işgal eden kaliteli diziler. Bu üç diziyi izledikten sonra diğer diziler iyi diziler de olsa seyirciye yavan gelecektir. Dizi bilgim bir hayli yüksek olduğu için bu üç diziyi izlemiş insanların beğenebileceği 10'a yakın dizi var. Bu diziler kategorilerinde en iyi dizilerdir.

Breaking bad

Muhtemelen izlediğiniz bir dizi fakat bu üç dizinin kalitesine en yakın dizi breaking bad. Muhteşem bir sanatsallık örneği. Adını vermeden geçemezdim. En iyi 5 listemde. Televizyonda çok yeni teknikler sunan breaking bad, bireysel psikolojiyi inceleyen, karakter analizinin belki de en iyi yapıldığı dizi. Bir tony soprano kadar iyi işlenmiş karakter var karşımızda: walter white.

Six feet under

ölüm ile ilgili daha iyi bir dizi izlediğinizi düşünmüyorum. Hayat, ölüm ve aforizmalar. Six feet under, içerisinde kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz, kendinizi yakın hissedeceğiniz duygusal bir dizi. çok iyi aforizmaları var. En iyi 5 dizi listemde kendine yer bulan bir dizi six feet under.

Dekalog

Daha dramatik bir dizi izlemedim. Dizi kalbinizi zamanla acı ile doldurarak esir alıyor. Varoluş kaygısına sürüklüyor. Dizi hayatın anlamını arıyor ve izleyiciye acı veriyor. İlk 5e giremese de dekalog listemde 6. Sırada.

Boardwalk empire

The wire'dan bildiğimiz omar little'ı oynayan...

Özgün Düşünce

örgün eğitim yalnızca türkiye'de değil, bazı spesifik liseler ve üniversiteler dışında dünyada niteliksizdir. Körpe zihinleri yozlaştırmaktan başka bi şey yapmamaktadır. Oysa bi insanın kendini kendi çabalarıyla geliştirmesi; yani düşünerek, sorgulayarak, merak ederek, şüphe duyarak, her şeyin dibini delerek hakikate ulaşması kadar muazzam bi öğrenim şekli yoktur.

Dünya okullarının en az %90'ında verilen ezber, robotik, mekanik, resmi, sistematik eğitim öğrencileri küt bi zihin yapısına çevirmekten başka bi şey yapmamaktadır. Oysa akademi dediğimiz şey tam olarak eleştirel düşüncenin, bi şeylerin özüne inmenin, şüpheciliğin, teorik bilginin zihin süzgecinden geçip bilimsel ve fiziksel yasaların nasıl çalıştığına dair prensiplere ulaşmanın yoludur. 14 yıl boyunca örgün eğitim aldım, ancak bu eğitim şekli bana bi kere bile hayal kurmayı öğütlemedi, göstermedi, öğretmedi.

2017'de üniversiteyi terk ettim çünkü ne öğrenciler gerçek birer öğrencilerdi, ne de hocalar gerçek birer hocaydı, ortamı da beğenmedim. Bana kreatif, özgün ve orijinal olmamı salık veren bi sistem değildi bu. Oysa bi vatandaş kendi ülkesine ancak bunlarla katkı sağlayabilirdi. Bi şeyler üretmenin önemini ben kendim bi şeyler araştırarak, okuyarak, düşünerek, sorgulayarak, irdeleyerek anladım. üretmek hem en iyi mutluluklardan biriydi, hem bireyin değerini artırıyordu, hem bireyin özgüvenini yükseltiyordu, hem de bireyin topluma, çevreye, devlete, ülkeye bi yararının olmasına neden oluyordu.

örgün eğitim böyleyken bölüm sonu...

Özgün Düşünce

öğretmen, makalelerden, kitaplardan, ansiklopedilerden, derslerden öğrendiklerini öğreten değildir. öğretmen aklını rehber edinmiş olanların yaşama ve insana dair kendi zihninin ürünü olan bilgileri bir diğerine aktarmasıdır. Ve yalnızca aktarmakla bitmez elbette. Tüm bu bilgileri, öğrettiği kişiye kendi aklında yoğurarak kendi yolunu seçmesini de öğretmelidir.

öğretmen olmak için eğitim fakültesi bitirmek gerekmez. Gerçek öğretmenler içinde tutku ve arzu barındırırlar. Bir şeyler öğretmekten heyecan duyarlar ve mutlu olurlar. Sanki tamamlanmış gibi hissederler. örneğin bir bilge, düşünür ya da dahi, öğretme eylemini gerçekleştirirken müthiş bir haz duyar. Bu hazzı örgün eğitim öğretmenleri duyumsayamaz. Büyük kafalar ve büyük öğretmenler, hiçbir okulda öğretilmeyen ahlaki ve manevi öğretileri öğretmekten mutlu olurlar. Küçük kafalar memur olur. O sıkıcı, robotik, mekanik, resmi şeyleri bilgi diye öğretirler körpe zihinlere. Oysa bir bilge tam anlamıyla yaşamın kendisini öğretir.

Sadece büyük kafalar öğrenmeye ihtiyaç duymazlar. Bazı ortalama kafalar ise öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünür. Oysa ortalama kafalar çokça yanılır. Herkesin içsel keşif yapmaya ihtiyacı vardır. Kendisini anlamaya, öğrenmeye, bilmeye. İçini öğrendiğinde evreni ve doğayı da okumaya başlarsın. Sana seni anlatacak insanları bulduğunda onları kaçırmamalısın. çünkü büyük yazarlar, filozoflar ve sanatçılar sadece ortalamayı ortalamaya anlatırlar.

Fiziksel dünyadaki hiçbir şey büyük kafalar için tasarlanmamıştır. Her şey ortalamaya hitap eder. çünkü sayıca çok olan ortalama kafalardır....

Özgün Düşünce

The national anthem gibi sadece ingiliz televizyonu için değil, aynı zamanda dünya televizyonu için de yeni, izleyen herkesi dehşete düşüren, cesur bir bölümle yayın hayatına başlıyorsun. Bu bölüm dizinin kalan bölümlerine dair bir öngörü meydana getiriyor. İngilizlere özgü bir tarzla ilk sezonu sadece 3 bölümle sınırlandırıyorsun, hemen her şeyiyle kendi yaratıcılığını, üslubunu, kültürünü, emeğini yansıttığın gerçek bir şeyler üretiyorsun çünkü.

Fifteen million merits gibi son derece samimi bir bölüm piyasaya çıkarıyorsun. İlk bölümden daha iyi olmakla kalmıyor, aynı zamanda muhteşem bir oyunculuğun sahnelendiği bölüm oluyor. Bölümün ana karakterinin jüri önündeki gösteride yaptığı konuşmayı bölüm adeta ezberletiyor sana.

Ve sezonu, the entire history of you gibi sezonun en iyi bölümüyle noktalıyorsun. Beyne bağlanmış bir çip yardımıyla anılara ulaşmak oluyor bölümün ana fikri. Gerçekten de bölüm sana, teknolojinin zararlı olduğunu müthiş bir vuruculukla gösteriyor.

Böylesine bir ilk sezondan sonra benzer bir kalitede 2. Sezonu çıkarıyorsun. Bakın arkadaşlar, dizinin imdb'de 6.5 ile en düşük puanlardan birini almış the waldo moment bile son sezonda yayınlanmış 6 bölümün tamamından daha black mirror bir bölüm. Neden biliyor musunuz? çünkü ilk 2 sezon ve özel bölüm white christmas, ingilizlerin oluşturduğu black mirror dünyasının, anlayışının, üslubunun, felsefesinin, ana fikrinin, alt metinlerinin yansıması. Belki 7. Sezon 5. Bölüm, yani...

Özgün Düşünce

Kendisine saygısı olmayan insan, başkalarını manipüle etmeye çalışır. Alt tabaka olanlar, kolay manipüle edilebilenler değil, manipüle etmeye çalışanlardır.

Doğru bir zihin yapısına sahipseniz, manipüle edilemezsiniz. Düşünmeyi seven ve her şeye dair düşünen bir insansanız manipüle edilemezsiniz. Sorgulamak yaşamınızın doğal bir parçası ise manipüle edilemezsiniz. Kronik şüpheciyseniz, şüpheleriniz bitmek bilmiyorsa manipüle edilemezsiniz.

Okumak manipüle olmayı engellemez. Manipüle edilmemek için yaşamı doğru okumak gerekir.

Saf olmak manipüle edilmeye açık olmak değildir. Saf olmak insanın kötülüğe yeteneğinin olmamasıyla ilgilidir. Karşıdaki insana kötülüğü yakıştıramamakla ilgilidir. Hem saf hem de zeki olmak mümkündür.

Salt zeka manipülasyonu ortadan kaldırmaz, ancak üst düzey bir akıl manipüle edilmenin önüne geçebilir. Aklı doğru kullanmak önemlidir. Geniş kapsamlı, her şeyi akleden bir aklın manipüle edilmesi zordur.

Manipüle olmak, bireyin elinde değildir bazen. Sinir sisteminiz var, hisleriniz var, psikolojiniz var. Bunlar değişkenlik gösterir ve bazen öyle bir anda karşınıza biri çıkar ki, her şey tepetaklak olur ve manipüle oluverirsiniz.

Manipüle olmamak için bol bol düşünmeye özen gösterin.

Özgün Düşünce

Bir şeyi yapmadan önce, onun meydana getirebileceği faydaları göz önünde bulundurmamak gerekir. Neyin insana yararlı olabileceğini kestirmek zordur. Bu yüzden beklentileri askıya almak, bir bilgenin en iyi bildiği şeydir. Kişinin kendi dünyasında sakince yaşaması en iyisidir. Olabilecek şeyleri düşünmek, ihtimalleri hesaplamak, adımları bir plana göre atmak, bir şeyleri beklentiler çerçevesinde eyleme dökmek, hayatında olup bitenleri durmaksızın insanlara anlatmak, dertlerini ve sorunlarını konuşmak, hesap etmek lüzumsuzdur.

Lakin sevgiyi bulduğumuzda onu bırakmamak gerekir. O tüm olumsuzluklar, yanlışlar ve acılar içerisinde elde edebileceğimiz kısıtlı güzelliklerden biridir. Sevgi, yalnızca birinin bizi sevmesi değil, aynı zamanda bizim gerçekten sevebileceğimiz birinin hayatımıza girmesidir. Sevgi bir erdemdir. Sevgiyi hayatın anlamı veyahut hayatın amacı yapmış olmak, yanlış bir karar değildir. Sevgi acıyı dindirebilir, çünkü sevgi, bir gün ölecek olduğumuz gerçeğini bir süreliğine unutmamızı sağlayan en özel duygulardan biridir. O bir iletişim şeklidir. Hayatı sevgiyle anlamlandıran bir insan iç dünyasında huzuru da bulmuş demektir.

öfkeye ve nefrete kapılmak yersizdir. Bilgeler, düşünürler, dahiler, hayatını öfke ve nefret gibi yaşam kalitesini düşüren ve insanın ruhunu emen negatif hislerden arınarak yaşarlar. Dingin bir nehir gibi akmak gerekir. Sağlıklı olmak ise, gerçek bir hazinedir. Evinde bir köşede sağlıkla düşüncelere dalmaktan daha güzel olan ne vardır?

Yaşıyor olmanın, bilinçli olmanın, düşünen bir varlık olmanın,...

Özgün Düşünce

Sanat, bilim gibi değildir. Belli başlı fiziksel ve bilimsel yasalara tabi değildir. Sanatta zihinsel, duygusal, düşünsel derinlik ve etkileşim söz konusudur. Yani bir insan ne kadar derinse o insanın ürettiği herhangi bir eser o denli çarpıcı ve ilginç olacaktır.

En basitinden, herhangi bi sitede üyeler bi şeyler yazarken sadece kelimeleri konuşturmaz. Yazının sahibi aynı zamanda metne duyguyu da aktarır. Duygu aktarımı yalnızca kelimelerle olmaz. Sinirbilimi araştırıyorsanız bilirsiniz ki, bir metin, sahibinin beyninde nöronlarla iletişim kurar. Duygular birebir yazıya geçer. Beynin ön bölümündeki prefrontal korteks ile metnin meydana geldiği bölümde etkileşim söz konusu olur. Yazının sahibi ne hissediyorsa onu okuyanlar da aynısını hisseder.

Beyin ve kalbin metinle en fazla iletişim halinde olduğu yazı ise dostoyevski'nin karamazov kardeşler kitabıdır. Okuduysanız görürsünüz ki kitap yazarından ayrı bir beyni, aklı, zihni, zekayı, duyguyu, düşünceyi ifade eder. Kitap adeta capcanlı bir yaşam formudur.

Yani bir kitabı ortaya çıkaran süreçlerde kalpte hissedilenlerin de önemi vardır. Sadece kitaplarda değil, mesela bazı filmlerde çok farklı şeyler hissedersiniz. İşte o hissettiğiniz farklı şeyler yönetmenin filme serpiştirdiği duygularının ifadesidir. Sen filmi oyuncularla, rollerle, sahnelerle izlersin ancak yönetmen görünmez bir şekilde filme duygularını aktarmıştır. Bunu sadece üst seviye sanatçılar yapabilir ki o sanatçıları da tanıyorsunuz zaten.

Bir filmde yönetmen tekniği geliştirdikçe...

Özgün Düşünce

Sadece olayları alttan almak değil, aynı zamanda bir nezaket, tevazu, zeka, derinlik, bilinç, algılama, farkındalık, anlamlandırma gibi özelliklerin de göstergesidir. Bu minvalde çok geniş bir durumu kapsar.

Özgün Düşünce

Renkli ve zengin bir iç dünyaya sahip olmak, kişinin kendi iç dünyasıyla bir hayli meşgul olmasını sağlar. çünkü orada keşfedilecek çok şey vardır. Bu iç huzuru yakalamakla doğru orantılıdır çünkü kendisiyle vakit geçirmeyi bilen, kendisiyle eğlenen, yalnız kalıp düşünmekten ve sorgulamaktan mutlu olan bir birey o iç huzuru da bulmuştur. Burada herkesten ayrışmanın getirdiği huzuru yakalamıştır. Kendi içindeki bağlantıların derinliğini aramak, kendi içindeki koca bir dünyayı anlamak, kendine şefkat beslemek, hakikate kendi kendine düşünerek ulaşmak muhteşem bir huzur getirir. Tüm bunlar yalnızlığı yadırgamamak anlamına gelir. Bu şekilde tüketime direnen bir birey ortaya çıkar. Daha anlamlı hazlar peşinde koşmanın nedeni, doğasında basit ve geçici şeyler taşımamakla doğru orantılıdır.

Özgün Düşünce

Bir kadının bilge adamı olmak, ona akıl vermekle değil; yol göstermekle, onu anlayarak dinlemekle, düşünsel deneyimleri onunla paylaşmakla mümkündür. Bilgelik, ona salt kitapların içinde yazanları aktararak malumatfuruşluk ve bilgi hamallığı yapmak değil, aklın gölgesinde hakikate, gerçeğe, doğruya, iyiye, güzele dair düşüncelerini ve tespitlerini paylaşmakla mümkündür. Hiçbir zaman yargılamadan dinlemek, onu bilge adam olmaya götüren temel noktadır.

Ona sahip olma ve kontrol etme güdüsüyle yaklaşmayan, onu gerçekten anlamaya yönelik bir tutum içinde olan insandır bilge.

Bu ilişki bir tamamlanma değil, olgunluğun pik yaptığı bir iletişim şeklidir.

Bilge bir adam kız arkadaşına dair aceleci beklentiler içinde olmaz. O zamana, emek harcamaya, çaba göstermeye, derinleşmeye ihtiyaç duyar. Onun seçimi bunlardır.

Ve tüm bunların yolu içsel bilgeliği korumakla mümkündür. Daima bir içsel arayış, içsel keşif ve içsel yolculuk içinde olmakla doğru orantılıdır. İç dünyada huzuru ve anlamı bulmuş olmak gereklidir. O eksikliklerini bilen ve onları giderme çabası içinde olan, büyümeye açık olandır.

Özgün Düşünce

Makaleler, bilimin ışık tuttuğu sonuçlardır. Denemeler ise zekanın ortaya koyduğu düşünce ve fikirlerdir. İyi bir deneme adeta bir makale gibi, dünyaya ve insanlığa ışık tutar. Hem denemeler okuyucuya estetik bir haz da verir, çünkü denemeler duygu ve düşüncelerin aktarımıdır. Oysa makaleler resmi, robotik ve mekaniktir. Okurken sıkılırsınız. Bir deneme, makale gibi bilgi içerikli olabilir. O etrafını gözlemiş ve zihinden çıkmış bilgilere ulaşmış olabilir. Makaleler de deney ve gözlemin akıl ile buluşmasıdır ancak iyi bir deneme okumayı makale okumaya tercih ederim.

Özgün Düşünce

Günümüzde evlilikler doğallıktan kilometrelerce uzak, tamamen kurgusal gerçekleşiyor. Oysa en mükemmel tanışma şekli, kadın ve erkeğin yeni arkadaşlar edinmek düşüncesinin akıllarında olmadığı bir sırada, birbirlerine yaranmak maksadıyla değil, tamamıyla içten ve doğal davranarak, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadıkları, masumiyet yüklü sohbetlerinin ardından, birdenbire gerçekleşendir. İki taraf da yüzünde aptalca ifadeyle ayrılır birbirlerinden. Aralarında bir şey yoktur. Arkadaşlık, çevre edinme, sevgili, dost aklınıza ne gelirse. İkisi de bir dahaki görüşmelerini yaşamak için can atmazlar ama o görüşme gerçekleştiği zaman çok mutlu olacaklardır. Ara sıra birbirlerinin hatırlarına gelecekler, görüşme günü tam saatinde buluşacaklardır. Hatta görüşme yaklaşmış, az bir süre kalmışken, ikisi de büyükçe bir heyecan duygusu içine gireceklerdir. İnsan biriyle ilk karşılaştığında karşısındaki kişiye nasıl etki etmişse, o anki ruhsal durumunun oluşturduğu hangi davranışları göstermişse, o kişiye uzun bir zaman boyunca öyle davranmaya devam edecektir. Elde tutmak gibi bir amaç olmadan, vücudun kendisini yönetmesi gibi, biraz fazla istemdışı, ama içten gelerek yapar bunu. Böyle yaparak, doğal olmayacaklardır belki. Fakat bu şuan tamamen önemsizdir. İnsanlar içlerinde farklı kişilikler barındırarak gelirler dünyaya. Birinin sakin veya agresif olmasını, yüksek oranda yapısına bağlayabiliriz, ama asla tamamen diyemeyiz.

Yapı olarak agresif olmaya daha yatkın bir kişi sinirlendiği zaman, öfkesine hakim olabilme yetkisi azalır. Tamamen bitmez. Bu durumda sakin...

Özgün Düşünce

Basitçe malumatfuruşluk ya da bilgi hamallığı yapmak ayak takımının işidir. Gerçek insanlar bir şeylerin özüne iner. öz farkındalık ve çevresel farkındalığın gelişmesiyle birlikte her şeye ve herkese dair derin sorgulamalar içine girer. Bu sorgulamaları meydana getiren, fonda daha önce duyulmamış ama iç acıtan, garip hissettiren, geçmişe özlem duymayı tetikleyen, sessizliğin sesi diyebileceğimiz bir müzik çalar. Ortam loştur, ışık belli belirsiz çarpar. Orada insan olmanın ne demek olduğunu sorgularsınız. Ahlaki ve manevi değerlerinizi sorgular, neden aklınızın başınıza seneler önce gelmediğini; akabinde geçmişteki kafasızlığın cezasını yürekten gelen acıyla çektiğinizi ve bunun olmak zorunda olmayışını düşünürsünüz. İnsanların içinde silik bir hayatınız olduğunu hatırlarsınız. Gözlerinizi diktiğiniz noktaya kimseler bakmıyordur, dahası, sizin 45 dakikadır dikkatsizce, belli belirsiz bir noktaya baktığınızı kimse fark etmemiştir. Hep böyle fark edilmeyen bir insan olmuşsunuzdur. Ama bunun bedelini ödetmek isteyen olmazsınız. çünkü vicdan, derin bir yürek ve engin bir bilincin kaçınılmaz sonucudur. İntikam almak yerine, henüz o anda, size yapılan yanlışı o anda affedersiniz içten içe. Ancak her zaman bu affedici olmanın getirdiği acıyla yüzleşirsiniz. Bazen aptal gibi hissedersiniz kendinizi.

Bir profesör konuya dair yıllarca eğitim almış, onu araştırmış, hayatını ona vakfetmiş, alanında pratik yapmış, teorisini adeta ezberlemiş olur, ancak o bir ilkokul mezununun bir anda aklına esmesiyle fark ettiği...

Özgün Düşünce

Bir insan hayatı genellikle 70-80 yıldır ve bu kısa bir süredir. Bu süreçte kişinin onurlu kalmaya devam edebilmesi zor olsa da mümkündür. Onur; yalnızca dik durmak, eğilmemek, çizgilerinin olması demek değildir. Buna zihinsel ve duygusal süreçleri de katabiliriz. Bir insan onur, dini inanç ve diğer inançlar, aile, arkadaşlık, doğruluk, yardımseverlik, iyilik, merhamet gibi ahlaki ve manevi değerlere sahip olabileceği gibi, zihinsel ve düşünsel değerlere de sahip olabilir. Yani birey zekanın ve zihnî etkileşimlerin getirisi olan; eleştirel düşünce, parçalar arasındaki bağlantıları kurma, neden sonuç ilişkisi, sorgulama, düşünme, akademik ve entelektüel içeriklere merak duyma, şüphe etme, anlayış, derin bir öz farkındalık, eldeki kısıtlı verilerle çabucak sonuca ulaşma, insanları kısa zamanda tanıma, düşünce ve fikir üretme; keskin ve doğrusal analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunma, hayal kurma, içsel keşif, çevreye duyarlılık, empati gibi eylemlerde bulunabilir. Tüm bunlar kişiyi hayattan soyutlayıp bir eylemsizlik hali meydana getirmeye yol açabiliyor olsa da; hepsi yaşamanın, canlı kalmanın ve hakikati, gerçeği, doğruyu, iyiyi ve güzeli bulmanın anahtarıdır.

Bir öğrencinin örgün eğitim kapsamında üniversite sıralarında sınava girerek kopya çekmek yerine kendi çabasıyla iyi not alıp dersi geçmesi veya yolda yürürken yerdeki karıncalara basmamak için büyük çaba sarf etmesi, onura dair verebileceğim en basit örneklerden ikisidir.

Onur çok kapsamlı; hem bir...

Özgün Düşünce

Anlatmak istediğiniz bir şeyler vardır, biriyle özel bir şey yaşamışsınızdır, gerçekten değerli insanlar tanımışsınızdır, başkalarıyla derin ve kuvvetli bağlar kurmuşsunuzdur, güzel zamanlar geçirmişsinizdir, küçük şeyler sizi mutlu etmiştir. Ancak hiçbirini içinizde olduğu gibi aktaramazsınız. Bir şeyler buna engel olur, bir şeyler sizin yazmanıza ya da konuşmanıza; yani sözcüklerle duygularınızı ifade etmenize engel olur. Ve bu sadece sizin zihninizde, sizin kalbinizde, sizin iç dünyanızda kalır. Mesela parlak bulduğunuz içsel monologlarınızın sadece içinizden geçerken muhteşem olduğunu fark edersiniz. Bazen kendinizi ifade etme şeklinizi; yani sözlere aktardığınız her bir duyguyu çirkin bulursunuz.

Sizin için özel bir insanı rüyanızda görürsünüz, ancak onu rüyanızda görmekte olduğunuz anda hissettiklerinizin duygusunu veremezsiniz. Oysa diğer insanların kendilerini ifade ediş şekillerini başarılı bulursunuz. Bu durumda insan, bir tükenmişliğe ve yalnızlığa sürüklenebilir. Konuşmak ve yazmak istemeyebilir. Böyle zamanlarda bir süre konuşmamak ya da yazmamak gerekebilir. çünkü bekleyiş, ilaç gibi gelecektir.

Bazen de; samimi, doğal ve gerçek bir yaşanmışlığı ve duyguyu ifade etmemek gerekir. çünkü o sadece o anda güzeldir, o anda özeldir. Belki de sizin duyguyu ifade edememeniz, kendinizi ifade etmemeniz gerekliliğine çıkan bir kapıdır. Belki sadece size özel kalmalıdır. çünkü bir şeylerin ifadesi, ne kadar iyi ve güzel ifade edilirse edilsin, ona hiçbir zaman gerçek ve doğru anlamı verememek...

Özgün Düşünce

Bu insanlar bilinçaltında problemlere hızlı bir şekilde tanı koyup çözüm üretebilirler. Ancak bunu bilinç düzeyinde aynı hızda yapamazlar. çünkü bir dahinin aklından saniyede binlerce düşünce geçer. Binlerce hissi duyumsar. Bilim eskiden zekanın en büyük göstergesinin problem çözmek olduğunu söylerdi. Bilimsel bir araştırma zeki insanların problem çözmede yavaş kaldığını söylemektedir.

Zeki insanların problem çözmede yavaş kaldığına dair https://www.nature.com/articles/s41467-023-38626-y makale.

Deha, bir durum ya da olayda görünmeyeni görmek, klişelerden arınarak yepyeni şeyler söylemek, beynin her saniye eleştirel düşünce içinde olması, diğer insanların duygularına duyarlılık; her an, her şeye ve herkese empati yapma yeteneği, parçalar arasındaki ince detayları ve bağlantıları kurmak, insanları kısa zamanda tanımak, bir şeyleri çok kısıtlı verilerle anlamak ve çözmek (yani leb demeden leblebiyi anlamak).

Meraklı bir zihin, soyut düşünme, risk alma, rutini reddetme ve deha için kreatiflik ve alışılmışın dışında düşünmenin https://oxbridgehomelearning.uk/blog/characteristics-of-a-genius/ önemine dair makale

Dahiler sade olmaya özen gösterirler. çok fazla kıyafetleri yoktur. Pek aksesuar kullanmazlar. Yırtık bir giysiyi sorun etmeden giyebilirler.

Steve jobs'un neden hep aynı kıyafeti giydiğine dair bir https://www.inc.com/craig-bloem/this-1-unusual-habit-helped-make-mark-zuckerberg-steve-jobs-dr-dre-successful.html

İnsanlarla iletişim halinde olmayı sevmezler çünkü onlar kendi içsel monologlarını sürdürmek isterler. Arthur schopenhauer'un da dediği gibi zeki bir insan başkalarıyla diyalog içine girmekten çok hoşlanmaz çünkü başkalarıyla kurduğu hiçbir diyalog kendi monoloğu kadar zekice değildir....

Özgün Düşünce

İnsanların tuhaf düşünceleri var. Bir insanın seçilmiş olmasının o insana mutluluk getirdiğini düşünüyorlar. Eğer biri seçilmiş olduğunu düşünerek mutlu oluyorsa o insan seçilmiş kişi değildir. çünkü seçilmişlerin hayatı varoluşsal sancı, bilinçsel acı, bireysel yalnızlık, toplumdan soyutlanmak demektir. Seçilmiş kişilerin ne doğru düzgün bir hayatı olur, ne de arkadaş çevresi. Onlar insanlarla anlaşmakta, aynı dili konuşmakta, onlarla senkronize olmakta zorlanırlar. Ailesiyle bile anlaşamayanları vardır. Mutluluk ya da huzur getirdiği kesinlikle yanlıştır. Seçilmiş bir insan olmak dar ve dikenki patikalardan geçmektir. Doğarken zehir içmektir. Ancak kişi allah'a inanıyorsa onun tasarrufu için bunlara sabredilir. Bütün peygamberler acı dolu bir hayat yaşamış, kendilerine ait güzel bir hayatları olmamıştır.

Seçilmiş bir insanın en büyük kazancı sabırdır. O bütün acılara, kederlere, hüzünlere karşı sabırla muamele eder. Tekrar etmek istiyorum, seçilmiş insanların hayatları mutsuzluk ile örüntülüdür. Sıradan olmak ise mutluluk vericidir. Ortalama zeka, ortalama akıl, ortalama derinlik, ortalama donanım, ortalama nitelik iyidir. Biraz da kendini sevmek gereklidir. Bunlardıer insanı mutlu eden. örneğin, siz fatih sultan mehmed gibi bir dehanın mutlu olduğunu mu düşünüyorsunuz? değil, seçilmişler bazı anlarda ortalamadan daha mutlu olsalar da genele yayıldığında ve yüzeysel bakıldığında mutlu ya da huzurlu değillerdir.

Özgün Düşünce

Düşünmek, insanın düşünerek hakikate, iyiye, doğruya, güzele ve geçeğe ulaştığı bir keşif yöntemidir. Düşünceler insanın kendisine aittir. Bizim alanımızdır orası, bizim yerimizdir, bizden çıkmıştır. Kitaplar gibi beyne zorla alınan yabancı kavramlar değildir. İnsan düşünerek her şeye ulaşabilir. Eğer insan doğruya kendi düşünceleriyle ulaşıyorsa bu harika bir şeydir. Düşünmek bir anlama yöntemidir.