Loş Bir Mekanda Hayatı ve İnsanlığı Sorgulamak
Basitçe malumatfuruşluk ya da bilgi hamallığı yapmak ayak takımının işidir. Gerçek insanlar bir şeylerin özüne iner. öz farkındalık ve çevresel farkındalığın gelişmesiyle birlikte her şeye ve herkese dair derin sorgulamalar içine girer. Bu sorgulamaları meydana getiren, fonda daha önce duyulmamış ama iç acıtan, garip hissettiren, geçmişe özlem duymayı tetikleyen, sessizliğin sesi diyebileceğimiz bir müzik çalar. Ortam loştur, ışık belli belirsiz çarpar. Orada insan olmanın ne demek olduğunu sorgularsınız. Ahlaki ve manevi değerlerinizi sorgular, neden aklınızın başınıza seneler önce gelmediğini; akabinde geçmişteki kafasızlığın cezasını yürekten gelen acıyla çektiğinizi ve bunun olmak zorunda olmayışını düşünürsünüz. İnsanların içinde silik bir hayatınız olduğunu hatırlarsınız. Gözlerinizi diktiğiniz noktaya kimseler bakmıyordur, dahası, sizin 45 dakikadır dikkatsizce, belli belirsiz bir noktaya baktığınızı kimse fark etmemiştir. Hep böyle fark edilmeyen bir insan olmuşsunuzdur. Ama bunun bedelini ödetmek isteyen olmazsınız. çünkü vicdan, derin bir yürek ve engin bir bilincin kaçınılmaz sonucudur. İntikam almak yerine, henüz o anda, size yapılan yanlışı o anda affedersiniz içten içe. Ancak her zaman bu affedici olmanın getirdiği acıyla yüzleşirsiniz. Bazen aptal gibi hissedersiniz kendinizi.
Bir profesör konuya dair yıllarca eğitim almış, onu araştırmış, hayatını ona vakfetmiş, alanında pratik yapmış, teorisini adeta ezberlemiş olur, ancak o bir ilkokul mezununun bir anda aklına esmesiyle fark ettiği bir doğruyu ve gerçeği anlayamayabilir. Kurumlar her şeyi profesyonelce yapabilir, ancak bazen biri gelir ve bireysel çaba ve çalışmalarıyla o alanın tüm temelini ve dengesini değiştirir. Spinoza bilge bir hayat yaşamış, lakin o, onu konuşma yapmaya davet eden okullara gitmemiştir. Ekmeğini mercek üreterek kazanmış ve erken yaşta ölmüştür. Bir birey milyarlarca dolar harcanılarak sonuca ulaşılan bir şeye kendi kendine, kendi aklıyla ve kendi doğasını takip ederek ulaşabilir. Tarih bunlarla doludur.
Kişinin kendine dair iç görülerinin ve ön görülerinin olması, kişinin kendini dinlemesi ve anlaması, kişinin kendiyle vakit geçirmesi, kişinin düşünmesi ve sorgulaması, kişinin hayal kurması, kişinin merak ve şüphe duyması, kişinin düşünce ve fikir üretmesi, kişinin analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunması ve hakikati, gerçeği, iyiyi, güzeli, doğruyu kitap yoluyla değil, bu yollarla bulması daha muazzam, parlak ve ilginçtir. Bir insanın doğruya ve gerçeğe kendi aklının ekmeğini yiyerek ulaşması harikuladedir. Oysa örgün eğitimle bunlara ulaşılamaz. örgün eğitim topluma robotik ve mekanik bi insan çıkarmaktan başka bi şeye yaramaz. örgün eğitim yalnızca türkiye'de değil, dünyada kalitesizdir. Tabi bunları söylerken, kitap okuyan insanlara, örgün eğitimde yüksek lisans, doktora yapmış olanlara, kendini bilgi ve araştırma yoluyla geliştirmiş olanlara saygı duyduğumu belirtmek isterim. Kitap okumayı saygıyla karşılasam da, kitap okumanın getirebileceği tüm bilişsel, duygusal, düşünsel, zihinsel, ahlaki ve manevi yetenekleri başka yollarla da geliştirmenin mümkün olduğunu söylüyorum. Bunu için kişinin bireysel öğretilere sahip olması yeterlidir. Bilgi okullardan ve kitaplardan öğrenilebilecek şeyler olsa da, bilgelik akıl, düşünme, anlama ve hâyâl yoluyla edinilmiş deneyimlerle kazanılabilecek şeylerdir. Hiçbir akademi öğrenciyi bilge yapmaz, bilgelik özden gelir.
8 görüntüleme
Yorumlar
Giriş yap ya da üye ol yorum yapabilmek için.
Yorumlar yükleniyor...