yunusemreuludag

Üyelik: Nisan 2026

191 Özgün Düşünce
2 Takipçi
3 Takip
yunusemreuludag

Düşünen, çok düşünen, düşünmeyi seven; düşünce, fikir, analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmayı seven; sanata da, bilime de ve felsefeye de ilgili olan, düşünmenin yanı sıra sorgulayan, merak eden, şüphe duyan, hayal kuran, adeta gerçekmiş gibi hayaller kuran ve hayal yoluyla deneyim yaşayan, herkese ve her şeye dair yoğun ve hızlı düşünen bir insanım. Bu siteyi hayata geçirirken şunu hedefledim: İnsanların, kendilerine ait özgün düşünce ve fikirlerini ve bu iki çok anlamlı şeylerin etrafındaki; sadece onun, sadece buraya kayıt olup üye olanların beyninden ve kalbinden çıkan şeyleri istediği şekilde, özgür aktarsın, anlatsın istedim. Burası sadece düşünce ve fikirlerle ve bu ikisinin etrafındaki şeylerden; yani buraya üye olup kendi zihninden çıkan her türlü şeyin anlatımından ve aktarımından ibarettir. Dünyada Türkçe bilen ve kendine ait düşünceleri olan insanların düşüncelerini ifade ettiği bir alan burası.

Özgün Düşünce

Seks en büyük mutluluk olmasa ve en büyük mutluluklar listesinde ilk 5'e giremese bile büyük bir mutluluktur. Sadece seks yaparak yaşamak mümkündür. Yani fakir kalsanız, başarısız olsanız, bir şey üretmeseniz bile sadece seks yaparak içinizdeki zihinsel, duygusal ve varoluşsal baskıyı kırabilir, bunlardan ötürü oluşan mutluluğu nötrleyebilir, hatta mutluluğa çevirebilirsiniz. Çünkü insan denilen tür yaşamaktan, bilinçli bir canlı olmaktan ve var olmaktan ötürü acı çeker. Zihin sürekli kendisini topluma, insanlara, çevreye ve fiziksel dünyaya karşı yargılar. Sürekli bilinç dışı bir şekilde "kendini gerçekleştir, başar, zengin ol" gibi baskılardan dolayı acı çeker. Toplum baskısı da söz konusudur. İşte tüm bunlar karşısında seks bir çözümdür.

Lakin organizma, niteliği arttıkça seksten, cinsel düşüncelerden ve cinsel arzulardan uzaklaşır. Cinsel birleşim üremek için bir araçtır ve insan bunu zevk odaklı istismar etmektedir. Cinsel istek ve arzulardan arınmak ise büyük bir erdemdir ve insanı münevver kılar. Tarihteki en iyi düşünürler, en iyi filozoflar, en iyi bilim insanları kadından ve seksten uzak bir hayat yaşamışlardır. Newton bakir olarak ölmüştür. Ancak elbette insanları aşırı ve anormal davranışlar sergilemedikleri sürece sekse bu kadar düşkün oldukları için yargılamak yanlış olur. Ortalama insanın seviyesi bellidir ve insanları biraz da kapasiteleri ölçüsünde yargılamak gerekir. İnsanları doğasının gereğini yapıyor diye cezalandırmayı doğru bulmuyorum. Ya...

Özgün Çıkarım

Dizilere ilgim on yılı aşmış durumda. Breaking Bad, The Wire, Oz, Dekalog, Chernobyl gibi en iyi dizileri (Sherlock, True Detective ve Black Mirror gibi dizileri de izledim) izlemiş biriyim. 2013'te Breaking Bad'in son sezonunu haftalık takip ettim. Poirot diye eski bir dizi var, Türkçe internette az bilgi var; çoğunuz o diziden haberdar değil ama ben biliyorum. 2013 yapımı, 1 sezon süren ortalama bir İngiliz dizisi Dates, yine Türkçe internette dizi ile ilgili az bilgi var, hatta belki internette diziyi bulamazsınız bile, ben o diziyi bile izledim. Seinfeld'leri, The Office'leri, Firefly'ları, Battlestar Galactica'ları, Game of Thrones'ları, The Shield'leri, hepsini biliyorum. Boardwalk Empire gibi bir dizinin The Wire, The Sopranos ve Oz'dan kalan boşluğu doldurabilecek en iyi dizi olduğunu biliyorum. Seinfeld'in The Office ile birlikte en iyi komedi dizisi kategorisini paylaştığını, ancak Seinfeld'in az bir farkla daha iyi olduğunu biliyorum. Üstelik hakim olduğum alan sadece Amerikan ve İngiliz dizileriyle sınırlı değil. Biri Danimarka olmak üzere iki Avrupa dizisi olan The Killing ve Bron/Broen'i de biliyorum.

How I Met Your Mother'ın Friends'in çakması olduğundan, Prison Break'in ilk sezonunun aksiyon severleri tatmin edecek düzeyde olduğundan lakin 1. sezondan sonra bozduğundan, The Walking Dead'in muhteşem bir ilk sezona sahip olmasının ardından sezonlar ilerledikçe bozmasından (çünkü...

Özgün Analiz

Çok iyi kitaplar okudum, çok iyi filmler, diziler izledim, çok iyi oyunlar oynadım. Farklı düşünce akımlarını araştırdım. 28 yıllık hayatımda psikolojiye, sosyolojiye ve sinirbilime gönül verdim. Pek çok makale, yazı okudum. Araştırmalar yaptım. Okumalar gerçekleştirdim. Farklı şehirlere gittim, farklı insanlar tanıdım. Farklı düzeylerde sohbetler ettim insanlarla. Öğrendim, okudum, araştırdım. 28 yaşına geldim.

Fakat ben hayatımda böyle özel ve güzel bir film izlemedim. Bugüne değin tükettiğim tüm sanat eserleri bir yana, 12 Angry Men benim için bir yana. Eser; 24 saattir susuz çölde su içmemiş bir insanın çölde bir dere yatağında su içmesi gibi akıcı. 90 dakika insana sanki 20 dakika gibi geliyor. Fazla berrak ve hınç, kin, nefret, öfke gibi şeylerden arınmış, sonunda ahlakın, iyiliğin, doğruluğun kötülüğe galip geldiği bir yapıt 12 Angry Men. Bugüne değin çekilmiş hiçbir film bu kadar akıcı değildi. Eser, ahlakın ve zekanın ne denli önemli olduğunu, önyargının ne kadar aşağı bir şey olduğunu ince ince işliyor. Bir bakmışsınız 90 dakika bitivermiş.

12 Angry Men'i hiçbir sinema filmi ile kıyaslamadım hayatım boyunca. Çünkü eser, herhangi bir film ile kıyaslanamayacak kadar özgün ve özel bir film. Mesela ben The Godfather'ı da hiçbir film ile karşılaştırmam. Bu, The Godfather'a hakaret olurdu. Bunun sebebi The Godfather'ın çok kaliteli olmasıdır....

Özgün Analiz

Bazı eserler, oyunlar, filmler, kitaplar, diziler vardır. İzlediğinizde, okuduğunuzda, oynadığınızda size başka hiçbir eserin hissettirmediği şeyler hissettirirler. Çok gülersiniz bir komedi filmine, sizi o kadar güldüren bir film olmamıştır. Çok ağlarsınız bir dizinin final bölümüne, hiçbir dizi sizi o kadar ağlatmamıştır. Çok seversiniz bir kitabı, daha önce hiçbir kitabı o kadar çok sevmemişsinizdir. Çok üzülürsünüz bir oyunda ölen karaktere, daha önce hiçbir oyun sizi o kadar üzmemiştir.

İşte Schindler's List, bana daha önce herhangi bir film/dizi/oyun/kitapta hissetmediğim şeyler hissettiren nadir filmlerden biridir. Çok üzüldüğüm eserler oldu, fakat ben hiçbir esere Schindler's List'e üzüldüğüm kadar üzülemedim. Bu film beni buhrana sokan tek film. İzledikten sonra kendime gelmek için bana Seinfeld izlettiren tek film. Beni ağlatan tek film. Ben 28 yıllık hayatımda hiçbir filme ağlamadım, fakat Schindler's List'e hüngür hüngür ağladım.

Yahudileri bir fırına doldurdukları sahne vardı. İnsanların "Acaba yakılacak mıyım?" diye korktukları bir sahne. Ben orada dehşete düştüm, ürperdim. Hep bir kız çocuğum olmasını istedim. Ben bu istekle yaşadım hayatımı. Hâlâ öyle. Kırmızı paltolu küçük kız sokakta yürürken ben kendimden geçtim. O kadar tatlı ve şirindi ki. Dünyanın acımasızlığından bihaber paytak paytak yürüyor. Ne olduğunun bile tam olarak farkında değil. Ben ağladım o sahnede. Oskar'ın "Daha fazlasını kurtarabilirdim." dediği, filmin son...

Özgün Düşünce

İki türlü efendilik vardır:

1. Doğuştan gelen içsel efendilik ve insanın tüm denemelerine rağmen efendiliğinden vazgeçememesi.
2. İçinde bir miktar efendilik barındırıp tüm zorluklara rağmen efendiliği kaybetmemek.

Bir de:

Bir süre efendi taklidi yapıp bunun bir faydasının olmadığını görüp efendi olmaktan vazgeçmek vardır. Bu sahteliktir ve o hiçbir zaman gerçek bir efendi erkek olmamış demektir.

Bakın, efendilik, çoğunlukla ruh gibidir ve size yapışıktır. Doğuştan gelir ve ne yaparsanız yapın üzerinizden çıkaramazsınız. Gerçekten efendi bir insansanız, kötülük görseniz de vicdanınız el vermediği için efendi olmaktan vazgeçmezsiniz. Vazgeçemezsiniz zaten, o sizin default bir özelliğinizdir.

Bir de onu bırakabilme yetisine sahip olup da bırakmamak vardır ki, bu az rastlanılır ve çoğunlukla doğuştan sahip olunan efendilikten daha değerlidir.

Ama efendi olduğunu söyleyen ve zora gelince acımasız, kötü olan bir erkek efendiliğin erdemini kavrayamamış demektir. Efendi olmadığı gibi biraz da aptaldır hatta.

Aşıktım, duygularımla oynandı, aldatıldım, umut verdiler, söz verdiler, yerine getirmediler. Efendi olmayı bırakmak istedim. Ama başaramadım. Çünkü benim bir parçamdı o. Ben ölmeden bırakmayacaktı beni.

Şimdi 28 yaşındayım. Efendiliğimin benim bir parçam olduğunu biliyorum. Kabullendim. Benim o. Ve daha kaliteli bir insan olmama katkı sağlayan bir özellik. Efendi insanlar başkalarını hak etmez, hak edilir. Ya da onların denginin kendileri gibi efendi, ahlaklı, dürüst...

Özgün Düşünce

İki türlü ahlak vardır:

a) İçsel ahlak

b) Davranışsal ahlak

İçsel ahlak, çevreden görmeden, sonradan öğrenmeden, içten gelen bir istek ve arzuyla, samimiyetle yanlışlardan ve kötü niyetten uzak olma halidir. Aynı zamanda bu huşu içinde olma, içsel huzurun yerinde olması, mutluluktur. Çıkar gözetmemektir, gerçek ahlaktır. Daha çok doğuştan gelir. Davranışsal ahlak her şeyi çevreden görerek, sonradan öğrenerek, içinde iyilik ya da kötülük, doğruluk ya da yanlışlık olduğuna bakılmaksızın davranışa dayalı ahlaktır. Yaşamın her alanında davranışsal ahlak övülür ve yüceltilir. Lakin davranışsal ahlakı öven, onunla kafayı bozmuş insanların içsel ahlakında problem vardır.

Davranışsal ahlaka sahip olmak, içsel olarak yanlışlarla ve kötü niyetle dolu bir insanın sürdürmekte zorlandığı bir şeydir. Davranışsal ahlak rol yapmaktır. İçsel ahlak, ahlaklı olmanın mutluluk getirdiği bir ahlak türüdür fakat davranışsal ahlak da bu eziyete dönüşür. Bir insanın içsel ahlakını gün yüzüne çıkarması, geliştirmesi ailenin elinde ve sorumluluğundadır. Aile çocuğunu ne kadar iyi eğitirse içsel ahlak da o kadar belirgin olur. Davranışsal ahlaka ihtiyaç duymaz çünkü yanlışa ve kötü niyete büyük oranda sahip değildir. Ahlaka ters bir harekette bulunma yeteneği ya hiç yoktur ya da minimum seviyededir. Aile bir bireyin ahlaki derecesini belirleyen en önemli yapı taşıdır ve doğruluğu, doğru olmayı, iyiliği, iyi niyeti öğrenmiş bir çocuk içsel...

Özgün Düşünce

Gerçek, has, sağlam, güçlü bir karaktere sahip insan hiçbir olay, durum, insan ve şey karşısında değişemez. İstese de değişemez. Bu değişememesi toplum nezdinde zayıflık olarak algılansa da, gerçekte bir güçtür. Efendilik, dürüstlük, iyilik bir insanın istediği zaman bırakıp tersine evirebileceği bir şey değildir. Senin bir parçandır onlar ve seninle birlikte ölürler. Bir zamanlar iyiyken kötü olmuş bir insan içinde her zaman kötülük taşımış demektir. Saf bir karakteri çok az şey değiştirebilir bu dünyada. Çünkü doğruluğu evi bellemiştir ve doğruluğu on yıllar boyunca onunla yaşayacaktır. Doğuştan gelen içsel bir ahlak ile yaşar. Ve saf karakterin içsel ahlakını hiçkimse bozamaz.

Özgün Düşünce

Karşılıklı düşünce ve fikir üretip birlikte analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmak,
Öğretilere, doğrulara ve gerçeklere dair konuşmak,
Karşılıklı olarak hiçbir okulda öğretilmeyen ahlaki, manevi ve edebi dersleri öğretmek,
Değer üretmek (zihinsel ve duygusal olarak),
Hayatın anlamı, hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair konuşmak,
Sanatla ilgili konuşmak, bunları kritik ve analiz etmek (oyun, sinema, yabancı dizi, edebiyat, müzik ve bunların paylaşımı),
Bilim konuşmak,
Felsefe konuşmak,
Bilgi aktarımı, bilgi alışverişi

Özgün Düşünce

Saygı, nitelikli sevgiyi meydana getiren değerli bir kavramdır. Gerçekten değerli insan, öz saygısı yüksek; zeki ve derin insanlar tarafından saygı gören, hak edene hak ettiği saygıyı duyan ve gösteren insandır. Bir insanın sahip olduğu gerçek değer ne kadar yüksekse, hak ettiği saygıyı görmekten o kadar uzaklaşır. Çünkü insanlar derin, karmaşık ve nitelikli bir zihne çok saygı göstermezler. Zeki ve derin bir insanın elde edeceği en iyi saygı, kendisi gibi farklı, yüksek değere sahip, derinlikli insanlardan göreceği saygıdır. Bu insanlar toplumun %1'inden daha az sayıya sahip oldukları için birbirlerini bulmaları, birbirlerini tanımaları, birbirlerine saygı, sevgi ve değer göstermeleri zordur. İnsanların büyük çoğunluğu kendisini zeki, farklı ve özel zanneder. Neredeyse hepsi de bu konuda yanılır. Gerçek olanıyla sahte olanı arasındaki fark, birinin farklı olduğunu hissedip düşünmesiyken, diğerinin bunu bilmesidir. Çoğunluk, çoğunlukla sığ, yavan ve ortalamadır.

Yaşamım boyunca binlerce insanla sohbet ettim. Bir hayli çok zeki, derin, nitelikli, entelektüel insan tanıdım ancak bu özelliklere sahip olup da aynı zamanda ruhu güzel, ahlaklı, saf, masum, temiz, saygılı, duyarlı, bilinçli sadece 1 insana rastladım. Ve o insan çok ama çok özel ve farklı bir insandı. Onu arkasından çok güzel düşüncelerle anıyorum.

Nitelikli sevgi, saygıdan oluşur. Bir kızın bir erkeği cinsel yönden arzu etmesi, değer vermesi;...

Özgün Düşünce

Beka; devletlerin, siyasi kişiliklerin, hükümetlerin vb. tekelinde barınan bir olgu olmaktan çok daha derin ve anlamlı bir kelimedir. Ölmezlik, ölümsüzlük, kalıcılık, süreklilik, sonsuzluk gibi anlamlara gelen bu kelime, siyasi bir konjonktür olmaktan çok daha öte bir şeydir.

Bir takım devlet adamlarının çıkıp her fırsatta haykırdığı için insanlara içi boşaltılmış bir kelime olarak gelebilir, ancak bu kelimeyi belli bir kitleye mal etmek büyük bir yanlıştır.

Bekanın ne denli önemli bir olgu olduğuna dair şöyle bir örnek verebilirim:

Akademi kavramı bugün bilimin yuvası olarak geçer. Ancak akademi, ilk olarak Antik Yunan filozoflarının öğrencilerine bir şeyler öğretmek, onlara ders vermek için kurdukları felsefi bir kavramdı. Yani akademiyi filozoflar kurmuştur. Daha sonra bilim bu kavramı alıp kendisi için kullanmıştır ki doktora yapanlara filozof belgesi (Ph.D.) verirler.

Felsefi anlamda ilk akademiyi kimin kurduğunu bilmiyorum ancak diyelim ki ilk akademiyi Sokrates kurmuş olsun ve Sokrates kurduğu bu akademiye kendi ismini vermiş olsun: Sokrates Akademisi. Sonra bu akademiye bazı çeşitli öğrenciler almış olsun, onlara ders vermiş olsun. Akademi her geçen gün büyürken, öğrenciler artarken Sokrates gibi filozoflara ihtiyaç duyulacaktır. Sokrates öğrencilere uygun başka filozofları, kendi ismini almış olan akademiye kazandırmak için bir testten geçirmiş olsun. Böylelikle akademi 85 öğrenci, Sokrates ile birlikte 5 filozof barındırıyor olsun.

Herkesin...

Özgün Düşünce

Kişi, bir alt kültür olarak kendi kültürünü meydana getirebilir. Yıllar boyunca toplumu analiz edip toplumdan bir fayda görmeyen insanoğlu, kendi evreninde yaşamaya başlar. O evrene, kendi davranışlarını, eylemlerini, düşüncelerini, fikirlerini, görüşlerini serpiştirir. Sonucunda da bir kültür meydana gelir. Bir insanın kendi kültürünü ortaya çıkarması yıllar sürecektir, toplumun kültürünü benimsemek istemeyen, toplumun geleneklerinden kopmuş bir insanın bir reaksiyonudur bu durum.

Kendi kültürünü meydana getirenler olmuştur. örneğin dostoyevski bir kültür meydana getirmiştir. Daha önce dostoyevski'nin bir kaç kitabını okumuş, dostoyevski'ye aşina olan bir okuyucu, okuduğu kitabın ismini ve o kitabın yazarını bilmeden okuduğunda, o kitabın dostoyevski'ye ait olduğunu fark edecektir. Aynı şey tolstoy için de geçerlidir. Bu insanlar kendi kültürlerini meydana getirmiş olanlardır. Kendi evrenlerini oluşturmuşlardır. Edebiyata dair örnekleri, sinemada da verebiliriz. Stanley kubrick, kendine ait bir kültür meydana getirmiştir. Daha önce bir kaç kubrick filmi izlemiş ve bunları özümsemiş olan bir seyirci, filmi ve yönetmenini bilmeden bir kubrick filmi izlediğinde, bunu fark edecektir. David lynch de bu kapsamda, kendi kültürünü oluşturmuş bir yönetmendir.

Ekşi sözlükte de kültür oluşturanlar mevcuttur. örneğin otisabi, kendi kültürünü meydana getirmiştir. çünkü otisabi, ekşi sözlük'ü ekşi sözlük yapandır. Belki buna örnek verilebilecek bir kaç ekşi sözlük kullanıcısı daha olabilir.

Kişinin kendi kültürünü meydana getirmesi, kendi tarzını oluşturmasıyla...

Özgün Analiz

Prison break: harika bir ilk sezona sahip bu dizinin 3. Ve 4. Sezonu berbat ötesidir. İlk sezonu ciddi anlamda her aksiyon severin izlemesi gereken, sürükleyici bir sezon. Ancak her sezon daha da kötü bir hale gelmeyi engelleyememiştir. Bu dizinin ikinci sezonu da 3. Ve 4. Sezona göre nispeten izlenilesi olsa da, 3. Ve 4. Sezon ile berabat ötesi olmaktan kurtulamamıştır.

The walking dead: ilk sezonla mükemmel bir giriş yapmıştır diziler dünyasına the walking dead. Hızlı, seri, bol aksiyon, bol macera, koşan zombiler, kargaşa, insanlar arası kavga, birbirine güvenmeyen insanlar topluluğu, kan, şiddet derken ortaya harika bir ilk sezon çıkmıştı. 2. Sezonu da sonraki sezonlara göre nispeten izlenilesi olsa da, 2. Sezondan son sezona kadar yıllarca çöp bir dizi olmaktan kurtulamamıştır.

Oz: oz, gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biridir. Dexter, twd ve prison break kalibresinde değildir asla. Ancak oz, her ne kadar harika bir dizi olsa da sonradan bozmuş ve mantık hatalarıyla dolu bir dizi olmuştur. Kendi içinde bozmuş bir dizi olduğu için oz'u ekleme gereği duydum. Son sezonlarını tek tek ele aldığımızda bile yine de bir çok diziden daha iyidir, son sezonları asla çöp değildir ancak oz, son sezonları ile bozmuştur. Bozduğu için eklemek istedim. Tekrar söylüyorum, çöp değildir asla,...

Özgün Analiz

1) dekalog: kieslowski'nin adeta bir dostoyevski romanını anımsatan bu eserini, varoluş kaygısı yaşayanların izlemesi gerekmektedir. Dizi hayatın anlamını arayan, yalnızlık çerçeveli, izlediğim en dramatik dizidir. Buram buram kasvet kokan dekalog, öyle zannediyorum ki dram dizileri içindeki en iyi eserdir.

2) chernobyl: vurucu bir dram dizisi. Pripyat çernobil kazasında yaşananları ve sonrasını objektif ve bir hayli dramatik bir yapıda yansıtıyor. Belgesel gibi bir dizi izliyoruz. Acılar, yaşananlar, dram, o anların tek tek içine sokuyor seyirciyi. Bugüne kadar pripyat çernobil kazasıyla ilgili (bunlara belgeselleri de ekleyelim) yapılmış en iyi eser. Vurucu, yıkıcı bir yapıt.

3) breaking bad: bana televizyonda sanatın karşılığı hangi dizidir diye sorsalar, breaking bad derim. çok ince bir dram dizisi. özellikle bazı bölümler, örneğin ozymandias adlı bölüm, bir drama nasıl yapılır niteliğinde ders adeta. Karakter analizinin en iyi yapıldığı, karakterlerin bir nakış gibi işlendiği bu dizi, dramatik yapıyı çok iyi kuruyor ve yer yer izleyenleri bir hayli hüzünlendiriyor.

4) six feet under: dizinin sadece final bölümü son 10 dakikası bile başlı başına en dramatik dizilerden biri olmasını sağlıyor six feet under'ın. ölüm teması insan doğasında en dramatik şeylerden biridir ve six feet under ölüm temasını işleyen tek dizidir belkide. Ya da bu kadar kaliteli işleyen ender bir dizidir.

5)...

Özgün Çıkarım

Breaking bad, the wire, the sopranos, oz, dekalog, chernobyl, ve hatta sherlock 2. Sezon 1. Bölüm, true detective 1. Sezon, black mirror ilk 2 sezon gibi sinemada bile örneği nadir olan ve sinema filmlerinin çoğundan da daha kaliteli boyutlarda olan bu dizileri izlemek insana entelektüel anlamda katkı sunar.

The wire, hem gerçek hayattaki suçun ve bürokrasinin röntgenini çeker, hem de "artık büyüdün ve gerçek bir şeyler görmelisin" mottosuyla gerçeği, gerçeği ve sadece gerçeği ortaya koyar.

Breaking bad sanatın televizyondaki en uç örneğidir.

Dekalog varoluşsal bunalımın gelebileceği zirve noktadır.

True detective felsefi olarak televizyonun tepesindedir.

Diye gider bu.

özellikle the wire gibi bir şeyin sinemada bile karşılığı yok.

Ancak eğer prison break, lost, the walking dead, fringe, supernatural, teen wolf, the vampire diaries gibi hiçbir katkısı olmayan dizilerden bahsediyorsan bir şey diyemem. örneğin netflix bir kaç güzel iş dışında hormonlara hitap etmekten başka bir şey yapmayan şeyler çekiyor. O başka. Ancak yukarıdaki diziler ve onların türevlerinin insana yaşattıklarını 10-20 film dışında hiçbiri yaşatamıyor. Haliyle dizi izleyenlerin zeka seviyesine yapılabilecek yorum, sadece sizin dizilerle ilgili hiçbir şey bilmeyen cahil ve bir de ön yargılı tipler olduğunuzu gösterir.

Özgün Tespit

Yaklaşık 13 yıldır belli aralıklarla yabancı dizi izliyorum. Bir dönemimi de yabancı dizilerle geçirdim. 2014-2015 yıllarında facebook'ta binlerce üyesi olan yabancı dizi grubunda yöneticilik yaptım. Yabancı diziler konusunda son derece donanımlı bir insanım. Belli bir kalitenin üzerinde olup da gözden kaçırdığım dizi yoktur. Lost da elbette duyduğum bir dizi. Zevkli, bir sonraki bölümü merak ettiren, ters köşelerle dolu, heyecanlı bir dizi. Estetik bir değeri de vardır ama bu kadar. Lost ortalamanın bir tık üzerindedir ve klasmanı fringe, person of interest, supernatural, the walking dead, prison break gibi dizilerdir.

Televizyon dediğin şey eğlence için vardır. Sinema gibi felsefi bir değerinin ve bir anlamının olmasından ziyade seyirciyi eğlendirmek için üretilir. Lost da bu amaca yönelik ortaya çıkmış bir dizidir. Sadece lost değil, geçmişte ve günümüzde yapılmış dizilerin en az %90'ı çoğunlukla eğlence işi olarak üretilmiştir. Diğer taraftan bakıyorsun breaking bad, the wire, the sopranos, oz, dekalog, chernobyl gibi baş yapıt olan 6 dizi var. Bu diziler eğlenceden ziyade gerçek bir şeyler izlemek isteyen seyirciler için yapılmıştır. Felsefi tarafları da olan, anlamlı dizilerdir ve hatta diğerlerinin dizi olduğu yerde bunlar sanat eseri kategorisine girer. 6 dizide televizyon için yeni şeylerdir. Six feet under, game of thrones, the shield, true detective, sherlock, black mirror...

Özgün Deneme

Yolculuk yapmak konusunda istekli olmuşumdur her zaman. Bir yerden bir yere gitmeyi, şehir değiştirmeyi sevmişimdir. Bu sebeple yolculuklar yorsa da ondan hep keyif almayı bilmişimdir. Yolculuk keyiflidir, güzeldir ve özeldir benim için. Güzel bir insanı görmek için gidilen yol kötü olmaz. Yolculuklar nasıl güzel olmasın. Gözlerim dağ ve tepelerde. İnsan kendini önemli hissediyor yolculuk sırasında. Seni dört gözle bekleyen insanların yanına gidiyorsun çünkü. Onlar için önemlisin ve önemli bir şey yapıyorsun. Hiçbir zaman yorucu bir yolculuğun altında yorucu olduğu için ezilmedim. Beni bekleyen insanlar vardı ya da görmek istediğim yerler. Yolculuk güzeldir.

Özgün Analiz

Edebiyat dünyasında okunması zor kitaplar vardır. Kitap hem ansiklopedi gibidir, hem dili ağırdır, hem de okuyabilmek için öncesinde başka çeşitli kitaplar okumanız gerekir. Belli bir entelektüel seviyeye ulaşmak gerekir. Karamazov kardeşler okunması zor kitaptır. Okuduğu ilk kitap karamazov kardeşler olan biri bu kitabı ne derece okuyabilir, anlayabilir? bir sanat dalı olarak sinemada da, bazı filmleri anlayabilmek için önce kapasitenizi geliştirmeniz gerekir. Film ağırdır, karışıktır ya da beyin yakar. İçerisindeki detayları görebilmeniz için analizlerini okumanız gerekmektedir. Size analiz okutmayacak olan şey artık kapasitenizin o filmlere alışmasıdır. Televizyon dünyasında da the wire, izlenebilecek son çizgi belki de. öncesinde bazı dizileri izlemeniz gerekiyor. Popülist ögeler içeren, ilişkilerin olduğu, aşkların yaşandığı içerisinde popüler kültür ögeleri barındıran dizileri (örneğin, the walking dead, fringe, lost) izlediyseniz the wire izlemek için yeterli düzeyde değilsiniz demektir. çünkü örneğin hayatını barbie bebeklerle geçiren bir kızın büyüyünce okula hala ciple babasının bırakması gibi. Zenginliğe, şatafata alışmış bu liseli kızımız, evde tek çalışan, eve eşşek yüküyle para getiren babasını kaybederse allak bullak olur. üstesinden gelemez. Böyle bir kız fakir kalamaz, fakirliğin ne olduğunu bilmiyordur çünkü. Bir tecrübe yaşaması gerekir bunun için. The wire, basamağın sonudur. En güzel şeyleri tükettikten sonra tüketilebilecek, bilgi dolu bir dizidir. Yaşadığın hayatın başkaları tarafından nasıl kolayca...

Özgün Analiz

İki diziyi de izlemiş biri olarak iki dizi arasındaki farkları ve benzerlikleri yazmak istiyorum. Breaking bad bireysel psikolojiyi inceler. Karakter analizleri önemlidir, karakterlerin içsel dünyasını yansıtır. The wire toplumsal odaklıdır. Karakterler üzerinden sosyolojik çıkarımlar yapar. Breaking bad gerçekçidir, ağırdır. Mantık hatası bulundurmaz. The wire gerçektir. Yaşanan coğrafyayı, şehri, insanları ve suçları anlatır. Dizide oynayan bazı suçlular gerçekten baltimoreda suç işleyen karakterlerdir. Breaking bad karakterleriyle bir gece geçirmek istersiniz dışarıda ya da evde. The wire karakterleriyle aynı ülkede bile yaşamak istemezsiniz. The wire, senaristinin 10 yıl boyunca baltimoreda gazetecilik yapıp diziyi öyle yazdığı bir yapıttır, breaking bad kadar muazzam bir kurgu yapılmamıştır. Breaking bad'de marie gibi ifrit olduğunuz karakterler vardır, the wireda kimseye ifrit olmazsınız. Karakterler kötü de olsa hoşunuza gider. Breaking bad harika bir sanat eseridir, the wire okullarda okutulan bir derstir. Televizyonu icat eden adam bu iki dizi yayınlansın diye icat etmiştir. The wire hem hayatınızı anlamsızlaştırır hem de hayatınıza anlam katar. Karakterlerin birbirlerini keklik gibi öldürdüğü, suçun bozuk para gibi olduğu bir yapıtta hayatınızın önemi artar. Diğer bir husus, kimi zaman hayatınızın anlamsızlaşması, böyle gerçekçi bir yapıtı böylesine vurgulu, ideolojilerden sıyrılmış, dalaverelerin döndüğü, sapkın bir dünyayı izleyip çıkaracağınız derslerin hayatınıza getirilerinin ufak şeyler olması. İdealist bir insan olarak...

Özgün Düşünce

üniversite okumak cahilliği almıyor, insanı eğitmiyor, entelektüellikle uzaktan yakından alakası yok, kreatif değil, üzerine kreatifliği öldürüyor, ezberci sistem, monoton, öğretilen bazı şeyler yalan, zevkli değil, öğrencinin ilgisini çekmiyor. üniversiteye gidip 2. Sınıfın sonunda "sokarım böyle işe" deyip okulu bırakan biri olarak söylüyorum.

Ben 14 yıllık eğitim öğretim hayatımda sadece ilkokul 1 ve 2. Sınıfı sevdim. Lisede sevdiğim ders sayısı 3'tü. Felsefe, tarih ve edebiyat. 3-4 yıl felsefeyle ilgilendim lise yıllarında, o sebepten felsefe de okulun en iyi öğrencisiydim. Bana bir şeyler katıyordu çünkü. 10 yıl boyunca tarihle ilgilendim, hala ilgileniyorum. Yine lisede tarih dersinde okulun en iyi öğrencilerinden biriyim. Edebiyatım da çok iyiydi. Yazmakla ilgileniyorsun. Bugüne kadar yazdığım hikaye, deneme ve şiirlerim var. Kısacası bana bir şeyler katabilecek her derste iyiydim. Onun dışındaki derslerden nefret ediyordum çünkü pratik olarak hiçbir gereği, anlamı ve öğreticiliği yoktu. üniversite de aynı şey oldu. 1 ders dışında hiçbir dersi sevmedim.

Benim istediğim eğitim şekli şu: çocuklar anaokulu, ilkokula gitmeden devlet 4-5 yaşlarında eve görevli gönderir ve çocuğun üzerinde çalışır. çocuğun neye yeteneği olduğunu, neyle ilgilendiğini öğrenir ve sadece o konu üzerine eğitim alır. Müzisyen olacak çocuğa biyoloji, fizik, kimya öğretilmez. Sadece belli başlı şeyler öğretilir. Onun dışında sürekli ana konu. Bu şekilde hangi çocuğun...

Özgün Fikir

Hayalimdeki meritokrasi sistemi, zekaya, liyakata, onura, adalete ve ahlaka dayanan meritokrasidir. Eğer bu sistem yeteneği olan zeki fakat ahlaki olarak zayıf insanlardan oluşursa işe yaramaz. üzerine yıllar boyunca düşündüm ve bir zemine oturtmakta zorlandım. Bugün içerisinde bulunduğumuz toplumun en çok ihtiyaç duyduğu yönetim şekli meritokrasi. Hitler'in generalleri meritokrasi sistemine çok yakındı. çünkü çoğu yetenekli generallerdi ve savaşta almanya'yı ileri taşıdılar. Abd'nin geçmişinde abraham lincoln gibi liyakatli ve ahlaklı bir adam vardır mesela. Liyakat tek başına çok bir anlam ifade etmiyor. Liyakatli ve ahlaklı demek daha doğru olur. Abraham lincoln köleliğe karşı savaşmıştır.

Hayalimdeki meritokrasi yönetimi, bırakın tek bir hayvanın canına zarar gelmesinden, tek bir ağacın bile kesilmesinden imtina eden liyakat ve ahlak ikilisinden oluşuyor. Zeki ve ahlaklı insanların yönetici olduğu, yönetici olmayan halkın en tepesinde onurlu insanların olduğu bir sistem. Onurlu insanlar kadar münevver insan topluluğu yoktur çünkü onurlu insan savunduğu ahlaki değerler uğruna ölümü bile göze alabilir. Zeki insan korkabilir yeri geldiğinde, ahlaklı insan da öyle, fakat onuru için yaşayan onuru bütün insanları pes ettiremezsin. Değerlerini her şeyden önemli görürler. O değerler içerisinde doğru bulduğu bu yönetim şekli de var. Meritokrasi ile sistem kendi yaşamını fevkaladesiyle sürdürecektir. çünkü hayalini kurduğum bu yönetim şeklinde eğitim, çocukların yeteneğinin ve ilgisinin neye...

Özgün Düşünce

Türkiye'de örgün eğitim görmek, eğitimli, bilgili ve okumuş insan olarak adlandırılıyor. Bugüne kadar bilgilerimi, sanatsal şeyleri ve güzellik anlayışımı nerden ve nasıl edindiğime baktığımda, %95'inin kendi ilgim, merakım ve araştırmalarımla elde ettiğimi gördüm. Okulda öğreneceğiniz şeylerin çoğu sizi entelektüel yapmaz. çoğu kalıp haline gelmiş ezber bilgidir. Bu sebeple kişinin kendi yaptığı bireysel, derin araştırmaların kişiyi daha bilgili yapacağını, pratikte daha yararlı şeyler olacağını düşünüyorum. Okulda öğrendiğim şeylerin %90'ı sadece okulu geçmek içindi. Okuldan çıkıp eve gittiğimde kendi kendime araştırdığım şeyler geliştirdi beni. Okul bana dostoyevski gibi bir yazarı öğretmedi, the wire ve breaking bad gibi harika 2 televizyon dizisini izletmedi. 12 angry men gibi bir mesajı, ana fikri bana aşılamadı. O sebepten okuldaki bilginin bireysel araştırmanın önüne geçemeyeceğini düşünüyorum.

Özgün Düşünce

Bir şehrin olumsuz yanlarını sayarken, "gece hayatının olmaması" diyenleri görüyorum. Gece hayatı, tonlarca içkinin, sigaranın ve uyuşturucunun olduğu, günün sonunda sarhoş sarhoş seks yapıldığı bir sosyalleşme şekli. Sosyalleşmekse insanı vasata sürükler. İnsanı olduğundan daha yüzeysel ve sığ hale getirir. Oysa insanın evine kapanıp düşünmesi, sorgulaması, merak etmesi, şüphe duyması, tutku beslemesi, bir şeyler üretmesi onu daha gerçek bir insan haline getirir. Huzurlu, dingin ve sakin bir hayat, anı yaşayan, hızlı, materyalist ve hedonist hayattan çok daha değerli bir hayattır.

Özgün Tespit

En estetik filmlerden biridir. Pulp fiction'ı ilk izlediğimde 16 yaşındaydım. En iyi filmler kategorisinde ilk 5'e aldım hemen. Filmin estetiği, kamera açıları, absürt komedisi ve diyalogları çok güzel. Yönetmen filmin açılış sahnesindeki kamera açısı ve sahne bitene kadar olan diyaloglarda çok iyi iş başarmış özellikle. Filmin tamamının diyalogları çok iyi. Mia'nın anlattığı fıkra komik değil fakat fıkrayı anlatana kadar gelişen süreç o fıkrayı güzelleştiriyor. Pulp fiction "masterpiece" diyebileceğim nadir filmlerden biri. Filme güzel hisler yansıtılmış. Bu yönetmenin filmi çekerken içindeki estetik hisleri filmin içine serpiştirebilme yeteneğidir. O sebepten ilk açılış sahnesinde kamera açısında bir bilinç görüyoruz. İzlediğim en iyi komedi filmi, en iyi 5 filmden biri pulp fiction. Bu film kadar güzel absürt komedi görmedim, yok çünkü.

Özgün Düşünce

Bir insanın gerçekten hayata karşı düşüncelerinin büyük oranda geliştiği, kendisini ve hayatı tanıdığı yaştır. 17 ile 20 yaş arasında çok fark varken 20 ile 25 arasında çok bir fark yoktur. 30 da daha olgundur fakat 20 de artık bir şeyler oturmuş, karakterini ve düşüncelerini kazanmış, devinimlerini gerçekleştirmişsindir. Reşit yaşının 18 değil 20 olması gerekmektedir bana göre çünkü 18 de hala ergendir. Beynin tam oturmamıştır. 20 hayata karşı düşüncelere sahip olduğun, büyük oranda "sen" olduğun yaştır. Sanatsal dizi ve filmleri izleyebileceğin, ağır kitapları okuyabileceğin yaştır. Refleksleri harikadır. 20 yaşında artık düşünebiliyorsundur. önceki yaşlarda sağlıklı bir düşünceye halen sahip değilsindir.

Özgün Düşünce

Yapmaktan en çok korktuğum şey. Birinin duygularıyla oynamak, aynı zamanda hayalleriyle oynamaktır. Sizi sevene edilen ihanet can acıtır, manevi olarak yıpratır ve karşıdakinin insanlara ve insanlığa olan güvenini, sevgisini azaltabilir. Bu durum kişinin geleceğini de olumsuz yönde etkileyebilir. Birinin duygularıyla oynamaktansa ölmeyi tercih ederim. En büyük korkularımdan biridir. Bana göre birinin duygularıyla oynayanın toplumda yeri yoktur, iyi insan olamaz. Hayatımı buna dikkat ederek geçirdim. Bu hayatta duygulardan daha önemli bir şey yoktur, bir gönlü ve kalbi yıkmanın, acıtmanın nazarımda ağır bir psikolojisi var. Sakın kimsenin duygularıyla oynamayın.

Özgün Düşünce

Yapmaktan zevk aldığım eylem. Benim için hayatın anlamı. Hayatımı manevi olarak insanlara yardım ederek geçirdim. Bundan hiç gocunmadım. Bir insana, bir cana, bir ruha yardım etmenin bende manevi olarak mutluluğu paha biçilemezdi. Psikolojik olarak yanında olduğum, sorunlarını dinlediğim, çözümler üretmeye çalıştığım çok insan oldu. çok arkadaş edindim, çok sevdim, saygı duydum ve saygı duyuldum. Birine yardım etmek hayatımın merkezine aldığım bir şeydir çünkü birine yardım etmek kadar hiçbir şeyden mutlu olamıyorum. Eğer karşımdaki belli bir ahlak anlayışının üzerindeyse daima yardım ederim. Bir ruhu olan, ahlak sahibi herkes nazarımda yardım edilebilir, sevilebilir insandır.

Özgün Düşünce

Bipolar gibi, insanı ölene dek bırakmayan, sadece ilaçlarla kısmen kontrol altına alınan hasta bir insanla yol yürümek bir erdemdir. Ve bu sadece bipolarlar için değil, depresyon, okb, anksiyete, borderline gibi bütün hastalar için geçerlidir. Onlardan kurtulma isteği sizi çiğ bir insan pozisyonuna sokar. Oysa onlarla yol yürümek, eğlenmek, bir şeyler yapmak, duygu ve düşüncelerinizi paylaşmak, bağ kurmak; yani onlardan kaçmak yerine kendinizi de onları da mutlu edecek şeylerle iştigal olmak erdemi ve anlamı olan şeylerdir. Hiç kimse psikiyatrik bir tanı almak istemez, kimse ilaç kullanmak istemez, kimse psikiyatrik hastalıklarından ötürü yalnız kalmak istemez.

Ben psikiyatri servisinde yatarken, insanlarla diyaloglar kurardım. Onları anlamaya çalışır, "buradan çıktıktan sonra ne yapmak istiyorsun?", "ne gibi hayallerin var?", "nasıl hissediyorsun?", "dışarıda seni bekleyenler kimler?" gibi sorular sorardım. Onlardan kaçmak yerine onları anlamak, onlarla içten bir gülümsemeyi paylaşmak, onlara çıkarsız bir sevgi duymak çok güzel şeyler. Hiçbir zaman toplum tarafından "düşmüş" olarak adlandırılan insanlara ben de vurmaya çalışmadım. Aksine, toplumun "yetersiz ve zayıf" dediği insanlara her zaman yardımcı olmaya çalıştım. Onları girdikleri çukurdan çıkarmaya çalıştım.

Psikolojiden anladığım, kendime ait düşünce ve fikirlerim olduğu ve psikoloji bilimini araştırdığım için insanlara nasıl davranmam gerektiğini biliyorum. Bu da beni onları bir an bile olsa mutlu etmeye yaradı çoğu kez....

Özgün Düşünce

Başarılı ya da zengin olmak, zeki olmanın ön koşulu değildir. Zeki olup da fakir ve başarısız çok insan var. Sizin istediğiniz zeka türü pratik zekası olsun, her şeyi becersin, sosyal zekası olsun sosyal ortamda ortamı yönetsin gibi benim zeka olduğunu hiç düşünmediğim boş şeyler. Zeka düşünce ve fikir üretmek; doğru ve gerçekçi analiz çıkarım ve tespitler, çok düşünmek, yüksek empati, anlayış, bilinç ve ahlak seviyesidir. Doğruyu yanlıştan, gerçeği sahteden, samimiyi samimiyetsizden ayırabilmektir. Zeki insanları anlayacak kapasitesi olmayan aptallar zeki insanlardan zengin olma başarısı bekliyorlar. Zeki bir beyni taşımak bile başlı başına zor şeydir.

Zekanın hiçbir zaman para, ün ve başarı gibi kıstasları olmadı. Sizin o niteliksiz, boş, yavan hipergaminiz zekanın tanımını değiştiremez.

Özgün Düşünce

Sevgiye ulaşmak için, birinin sizi sevmesi gerekmez. Bir başkasını kalbî duygularla sevmek de sevgiye ulaşmanın başka bir metodudur. Sevmek, sevilmekten daha merhametli bir eylemdir. O bize aittir. Başkalarının bize olan sevgisi bir gün bitmeye mahkumdur, ancak biz kendimizi kontrol altında tuttuğumuzda, sevgimiz daima diri kalacaktır. Birini sevmek, birine sevgi duymak, ama öylece; alelade, masumane ve spontane sevmek için onun bizim çıkarlarımıza paralel davranışlarda bulunması gerekmez. Kişinin on yıllar önce hayatına girmiş ve zamanı gelince de çıkıp gitmiş olmasına, kendi yolunu çizmiş olmasına, artık sizi hayatınızda istemiyor olmasına, kendi hayatındaki insanlarla mutlu olmasına rağmen; o hayatınızdan çıktıktan yıllar sonra bile; onu gökyüzüne baktığınız, durup bir düşündüğünüz, gözlerinizi bir noktaya sabitlediğiniz, belli belirsiz bir acı içinde kalakaldığınız anların her birinde aklınıza gelmesi ve ona halen sürdürülebilir bir sevgi duymak, işte kişiyi gerçek bir insan haline getiren budur. Bizi hayatında istemeyenlerle yaşadığımız her ana, her diyaloğa, her bağa, her anıya saygı duymak, bizi olduğumuzdan daha doğru bir insan yapacaktır.

Sevgi, hayatı daha yaşanılabilir kılmakla ilgilidir. Sevginin fazlası, sizin hayatta kalma dürtülerinizi bile bir kenara koymanıza sebep olabilir. ölümü yenebilir. Kişiyi daha da keskinleştirir.

Sevgiyi anlamak, içsel bir keşif ile mümkün olabilir. Ve bu mümkün olma hali kişiyi daha huzurlu bir hale getirir. çünkü...

Özgün Tespit

Tipik televizyon formatı nedir?

Televizyon, genellikle eğlence üzerine diziler üretir. Bir sinema filmi gibi felsefi ve estetiksel kaygı gütmez. İzleyiciyi televizyona bağlayıp mümkün olan en yüksek reytingi almak için uğraşır. İşte bir tutam aksiyon, bir tutam macera, bir tutam komedi, bir tutam aşk serpiştirilir üzerlerine. Prison break, lost, supernatural, the walking dead, fringe, the vampire diaries, teen wolf ve benzeri diziler alışılageldik, hormonlara hitap eden, her yaştan insanın izleyebileceği, herkese hitap eden tipik televizyon dizileridir. Bu diziler seyirciyi sadece eğlendirmek için üretilir. Yani entelektüel bir katkı gözetilmez.

The wire ise, alışılmışın dışında, televizyon formatının çok daha ötesinde bir dizidir. Bu yüzden de yayınlandığı zamanlarda çok düşük bir izleyici kitlesi yakalamıştır ve neredeyse hiçbir ödül kazanamamıştır. çünkü televizyon için aykırı bir diziydi the wire. Bir miktar yüksek kültür dizisiydi.

Dekalog da alışıldık tv formatına aykırı bir dizidir. Stanley kubrick'in övgüyle bahsettiği dekalog, daha önce sinema filmleri de çekmiş olan (özellikle 3 renk üçlemesi) kieslowski'nin yapıtıdır. Dekalog, televizyon dizilerine özgü sığlığı içinde barındırmayan, çok az barındıran ya da en az barındıran dizidir.

Chernobyl, the sopranos, oz, the shield, true detective gibi diziler de alışıldık televiyon formatının dışında yapıtlardır.

Özgün Düşünce

Dünyanın en güvenilir, en doğru, en şerefli, en ahlaklı, en cesur, en yiğit, en yardımsever; güncel olarak sahada en tecrübeli, son 50 yıldan fazladır en çok sıcak çatışmaya girmiş, en etkin, en dürüst, türkiye'nin en profesyonel bir kaç kurumundan biridir ve hatta en profesyonelidir.

Türkiye'de halkın en sevdiği, askerdir, en çok ona üzülür, en ona yanar, en çok ona ağlar, en çok onu sever. Bir anne, baba, kardeş, abi, abla o askere gidince hüzünlenir.

Arkasından göz yaşı dökülendir türk askeri. En zor zamanda yardıma gelen, halkın sadece maddi değil, manevi olarak da yanında olandır.

Özgün Çıkarım

Bir hayli zordur. Bir oyuna türkçe yama yapmak, bir diziye ya da filme alt yazı yapmakla aynı şey değildir. örneğin the witcher 3 gibi bir oyuna türkçe yama yapmak için, öncelikle oyunun dosyalarını açabilecek bilgisayar programcısına ihtiyaç vardır. Bazı dosyalar bir kaç saat içinde, bazıları bir kaç hafta içinde açılabilir. Diyelim ki dosyalar açıldı, oyunu çevirecek ekibin o oyunu başından sonuna kadar, her bir ana görevi, yan görevi tamamlamış, her npc ile konuşmuş, gidilmemiş yer bırakmamış olması; oyuna yüzlerce saat harcamış olması gerekir. Oyunun ruhunu anlayamadan o oyunu türkçe'ye çeviremezsin. Sonra the witcher 3 gibi bir oyunu her çevirmen de çeviremez. çünkü bu oyun ileri düzeyde ingilizce gerektirir. Terimlere hakim olmayı gerektirir. The witcher 3 ya da skyrim'i çevirirken çeviri ekibinin birbiriyle koordine halinde olması da gerekir. çeviri bittikten sonra ekipten bir kaç kişi (onlara test ekibi diyoruz), oyunu %100'e yakın olacak şekilde, bütün ana görevleri ve yan görevleriyle bitirmesi, bitirirken de çevirilere adapte olup yakaladığı hataları kenara not etmesi gerekir.

Türkçe yamayı planlanan günde yayınlamalısınız. Yoksa çeviri planlanan günde çıkmamışsa kitleniz size küfür ve hakaret bile edecektir. çünkü oyuncu kitlesinin en az yarısı, dünya genelinde leştir.

Bazen çevirmen meşgul oluyor, kendi hayatıyla ilgilenmesi gerekiyor, süre uzuyor. Ve bir oyunu...

Özgün Analiz

Yaklaşık 12 yıldır dizi izliyorum ve bir dönem her günümü dizilerle birlikte geçirdim. Burada dizi bilgisi en yüksek insanlardan biriyim.

Her televizyon dizisinin belli bir kalitesi vardır. Subjektif zevklerimiz olduğu gibi objektif olarak bakıldığında bir dizi ile ilgili ortada kolektif bir kaliteden söz edebiliriz. Bir dizinin kalitesinden söz etmek, onu yorumlamak için de objektif olup ayrım yapmamak gerekmektedir. İnsanlara kalite aşılamak, kötü diziler izlemelerini engellemek, bilinç oluşturmak için, izlenmemesi gereken kötü dizileri ve onların yerine izlenmesi gereken kaliteli iyi dizileri yazacağım.

İlk olarak izlenmemesi gereken kötü dizilerden bahsedelim.

1) teen wolf: sadece ergenlerin sevebileceği, alt tabaka vampirli kurt adamlı ergen dizisi. Bu diziyi izleyenlerin yaş ortalaması 13-19'dur.

2) the vampire diares: teen wolf'e nispeten daha izlenesi bir dizi olsa da, teen wolf gibi sadece hormonlara hitap eden kötü ve kalitesiz bir vampir dizisi.

3) supernatural: gerçek dışı olayların yaşandığı, herhangi bir kalite unsuru barındırmayan supernatural, izlenmemesi gereken kötü bir dizi.

4) the walking dead: bu da sadece hormonlara hitap eden, ilk sezondan sonra bozmuş bir zombi dizisidir. Bu diziyi 4. Sezona kadar zorla izledim. çok sıkıcı bir hal almaya başladığı için bıraktım. Bu benim izlediğim ilk yabancı dizi ve en iyi dizilerden biri olduğunu düşünüyordum. şimdi en kötü dizilerden biri...

Özgün Düşünce

Keşfetmenin, hakikate ulaşmanın, gerçeği bulmanın, doğruyu anlamanın, iyiyi ve güzeli özümsemenin en iyi yolu düşünmektir. İnsanlığın ilk ortaya çıktığı devirlerde insanlar önce avlanmış, ardından yemeğini yemiş, sonra kadınıyla ilişkiye girmiş ve ardından gökyüzüne bakarak, kendi kendine, kendi çabası yettiği kadar düşünmeye çalışmıştır. "ben kimim, burası (dünya) ne kadar büyük, şu görünen ışıklar (yıldız) da neyin nesi, mağaramı bile aydınlatan o yuvarlak şeyde (ay) ne var?" gibi sorular sormuşlardır. çünkü insan her zaman merak etmiştir ve bu merakını giderebileceği alanlar oluşturmaya çalışmıştır. Hayatta kaldıktan, yiyecek bulduktan, hem kendileriyle koordineli olarak iş birliği yapabilecek hem cinsel ilişkiye girebilecek, hem de üreyebilecek kadınlar bulduktan, barınabilecekleri bi yer edindikten, kendisinin ve ailesinin güvencesini sağladıktan, yani temel şeylere sahip olduktan sonra, zamanın insanlarının hayatta deneyimleyebileceği şeyler düşük olduğundan; bolca düşünme, sorgulama, hayal kurma, merak etme, şüphe duyma gibi insana özgü şeylerle meşgul olmuşlardır.

şimdi de durum aynı. Halen daha hakikate ulaşmanın, gerçeği bulmanın, doğruyu anlamanın, iyiyi ve güzeli özümsemenin en iyi yolu düşünmektir. Düşünmek insanın özgün ve orijinal düşünce ve fikirler üretmesine, analiz, çıkarım ve tespitler yapmasına olanak sağlar. Düşünmek diye bir özelliğimiz olmasaydı hiçbir kitap yazılamaz, yazı icat edilmez, bilim, sanat ve felsefe de olmazdı.

Özgün Düşünce

Bilgeler; tıpkı düşünürler ve dahiler gibi insan soyunun yükselmesine, medeniyetin daha üst bir çıtaya ulaşmasına, akademinin dünya çapında gelişmesine, insanın pratik hayatının kolaylaşmasına öncü olurlar. Bir bilge, sürekli düşünce halindedir. Düşüncelerini bıkıp usanmadan bir anlama bular ve onu öğrencilerine aşılar. Bir bilgenin ne kadar az öğrencisi varsa, o bilge o kadar değerlidir. Bilgeler iyiye, doğruya, güzele, gerçeğe kendi kafasında uzun uzadıya düşünce seansları gerçekleştirerek, hayal kurarak, kendi içinde deneyimler yaşayarak ulaşır. Okumuşlar ise; bilgiyi ezbere dayanan kitaplardan, tıpkı arthur schopenhauer'ın dediği gibi, "sırrına vakıf olamadığımız bir robota benzeyerek" elde eder. Bilgi ile fikir yakından ilişkilidir. Fikirler bir bilgi verecektir. Ve en büyük bilgeler; insana, yaşama, hayata, doğaya, evrene, dünyaya dair bilgileri durmaksızın bir gözlem halinde yaşayarak kendi kafalarında meydana getirirler. Oysa okumuş; kitapların içindeki kendi zihnine son derece yabancı olan düşünce, fikir, analiz, çıkarım ve tespitleri yine kendi zihnine zorla, tıka basa doldurmaya çalışır.

Okumuşlar bilgiyi başka bir dünyadan almışçasına yabancı kalırlar o bilgelere. Oysa bilgeler, kendi akıllarının ekmeğini yerler. Düşünmeye, sorgulamaya, şüphe duymaya ve merak etmeye programlı bir vaziyette, her şeye dair büyük teamüller geliştirirler. Ve onların öğrencileri de son derece şanslı olanlardır. çünkü gerçek bir bilge, öğrencisinin bir doğruyu ya da gerçeği ne zaman, nasıl, neden, ne şekilde...

Özgün Düşünce

The wire, the sopranos, oz gerçekten çok iyi, en iyi 5 dizi listemde üç sırayı işgal eden kaliteli diziler. Bu üç diziyi izledikten sonra diğer diziler iyi diziler de olsa seyirciye yavan gelecektir. Dizi bilgim bir hayli yüksek olduğu için bu üç diziyi izlemiş insanların beğenebileceği 10'a yakın dizi var. Bu diziler kategorilerinde en iyi dizilerdir.

Breaking bad

Muhtemelen izlediğiniz bir dizi fakat bu üç dizinin kalitesine en yakın dizi breaking bad. Muhteşem bir sanatsallık örneği. Adını vermeden geçemezdim. En iyi 5 listemde. Televizyonda çok yeni teknikler sunan breaking bad, bireysel psikolojiyi inceleyen, karakter analizinin belki de en iyi yapıldığı dizi. Bir tony soprano kadar iyi işlenmiş karakter var karşımızda: walter white.

Six feet under

ölüm ile ilgili daha iyi bir dizi izlediğinizi düşünmüyorum. Hayat, ölüm ve aforizmalar. Six feet under, içerisinde kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz, kendinizi yakın hissedeceğiniz duygusal bir dizi. çok iyi aforizmaları var. En iyi 5 dizi listemde kendine yer bulan bir dizi six feet under.

Dekalog

Daha dramatik bir dizi izlemedim. Dizi kalbinizi zamanla acı ile doldurarak esir alıyor. Varoluş kaygısına sürüklüyor. Dizi hayatın anlamını arıyor ve izleyiciye acı veriyor. İlk 5e giremese de dekalog listemde 6. Sırada.

Boardwalk empire

The wire'dan bildiğimiz omar little'ı oynayan...

Özgün Düşünce

örgün eğitim yalnızca türkiye'de değil, bazı spesifik liseler ve üniversiteler dışında dünyada niteliksizdir. Körpe zihinleri yozlaştırmaktan başka bi şey yapmamaktadır. Oysa bi insanın kendini kendi çabalarıyla geliştirmesi; yani düşünerek, sorgulayarak, merak ederek, şüphe duyarak, her şeyin dibini delerek hakikate ulaşması kadar muazzam bi öğrenim şekli yoktur.

Dünya okullarının en az %90'ında verilen ezber, robotik, mekanik, resmi, sistematik eğitim öğrencileri küt bi zihin yapısına çevirmekten başka bi şey yapmamaktadır. Oysa akademi dediğimiz şey tam olarak eleştirel düşüncenin, bi şeylerin özüne inmenin, şüpheciliğin, teorik bilginin zihin süzgecinden geçip bilimsel ve fiziksel yasaların nasıl çalıştığına dair prensiplere ulaşmanın yoludur. 14 yıl boyunca örgün eğitim aldım, ancak bu eğitim şekli bana bi kere bile hayal kurmayı öğütlemedi, göstermedi, öğretmedi.

2017'de üniversiteyi terk ettim çünkü ne öğrenciler gerçek birer öğrencilerdi, ne de hocalar gerçek birer hocaydı, ortamı da beğenmedim. Bana kreatif, özgün ve orijinal olmamı salık veren bi sistem değildi bu. Oysa bi vatandaş kendi ülkesine ancak bunlarla katkı sağlayabilirdi. Bi şeyler üretmenin önemini ben kendim bi şeyler araştırarak, okuyarak, düşünerek, sorgulayarak, irdeleyerek anladım. üretmek hem en iyi mutluluklardan biriydi, hem bireyin değerini artırıyordu, hem bireyin özgüvenini yükseltiyordu, hem de bireyin topluma, çevreye, devlete, ülkeye bi yararının olmasına neden oluyordu.

örgün eğitim böyleyken bölüm sonu...

Özgün Analiz

Nezaketin, sabrın, hoşgörünün, alçakgönüllüğün, zekanın, iyi niyetin, anlayışın kendilerinden ve düşüncelerinden son derece emin insanların bile savunma mekanizmalarını ve kararlarını önemli ölçüde etkileyebilir ve değiştirebilir, ahlaksal kapasitenle insanlara iz bırakabilir, onların düşünce ve fikirlerinin yanlış olabileceğini öğretebilirsin. Mesele bir çocuğun suçlu olup olmaması değildir. Düşünme ve sorgulamanın gücüdür.

Jüri üyelerinden biri aşağılık kompleksi ile çocuğun suçlu olduğunu canı pahasına savunur. Aşağılık kompleksinin bir insanın hayatında ne kadar derin yaralar açabileceğine dair bir örnektir. Ve sonunda haksız olabileceğini kabullenmek zorunda kalır. çocuk suçludur ya da değildir. Mesele sonuçtan ziyade, o sonuca giden yolun ne kadar ahlaki olup olmadığıdır. Verileri ahlaka uygun toplamak, sonucu ahlaka uygun karar vermek zorundayız. Değerleri olan bir insan yolun ne kadar kirli olacağını önemsemeden sadece sonuç odaklı düşünmez.

Jüri üyemiz herkese anlayışlı ve iyimser yaklaşır. Aslında zekadan çok onun iyi, güzel ve ahlaki yönlerinin bir yansımasıdır herkesi kendisi gibi düşünmeye ikna etmesi. Mutlu bir toplum için refahtan ve ekonomiden ziyade toplum ahlakının ne derece önemli olduğuna dair bir öngörü. çünkü filmin sonunda herkes mutluydu. Ahlaki bir problemi çözdüler. Ve bu o grubun mutluluğunu artırdı. Bir toplum fakir bile olsa ahlaklı bir toplumsa eğer, o toplum mutludur. Ayrıca insan hayatındaki bir sorunu çözdüğünde acısı azalır, rahatlar, mutlu olur.

Özgün Düşünce

öğretmen, makalelerden, kitaplardan, ansiklopedilerden, derslerden öğrendiklerini öğreten değildir. öğretmen aklını rehber edinmiş olanların yaşama ve insana dair kendi zihninin ürünü olan bilgileri bir diğerine aktarmasıdır. Ve yalnızca aktarmakla bitmez elbette. Tüm bu bilgileri, öğrettiği kişiye kendi aklında yoğurarak kendi yolunu seçmesini de öğretmelidir.

öğretmen olmak için eğitim fakültesi bitirmek gerekmez. Gerçek öğretmenler içinde tutku ve arzu barındırırlar. Bir şeyler öğretmekten heyecan duyarlar ve mutlu olurlar. Sanki tamamlanmış gibi hissederler. örneğin bir bilge, düşünür ya da dahi, öğretme eylemini gerçekleştirirken müthiş bir haz duyar. Bu hazzı örgün eğitim öğretmenleri duyumsayamaz. Büyük kafalar ve büyük öğretmenler, hiçbir okulda öğretilmeyen ahlaki ve manevi öğretileri öğretmekten mutlu olurlar. Küçük kafalar memur olur. O sıkıcı, robotik, mekanik, resmi şeyleri bilgi diye öğretirler körpe zihinlere. Oysa bir bilge tam anlamıyla yaşamın kendisini öğretir.

Sadece büyük kafalar öğrenmeye ihtiyaç duymazlar. Bazı ortalama kafalar ise öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünür. Oysa ortalama kafalar çokça yanılır. Herkesin içsel keşif yapmaya ihtiyacı vardır. Kendisini anlamaya, öğrenmeye, bilmeye. İçini öğrendiğinde evreni ve doğayı da okumaya başlarsın. Sana seni anlatacak insanları bulduğunda onları kaçırmamalısın. çünkü büyük yazarlar, filozoflar ve sanatçılar sadece ortalamayı ortalamaya anlatırlar.

Fiziksel dünyadaki hiçbir şey büyük kafalar için tasarlanmamıştır. Her şey ortalamaya hitap eder. çünkü sayıca çok olan ortalama kafalardır....