İnsan bilgiyi zihninde efektif bir şekilde işlememişse bilginin değeri ve önemi yoktur. Bir insanın düşünerek elde ettiği doğru çok değerlidir. Düşünen insanla öğrenimden geçmiş insan aynı zihinsel yoğunluğa sahip değildir. Kendi kanaatleri olan insanla kitaplardan kanaat edinmiş insan aynı mertebede değildir. Düşünmek zihinsel cehaleti, okumak maddi cehaleti ortadan kaldırır. Maddi cehalet ortadan kaldırılabilir, zihinsel cehaleti ortadan kaldırmak zordur. Düşünmek kişinin kendisini, okumak başkalarını takip etmektir. Okumak ve öğrenmek özgür irade ile, her türden zekaya sahip insanın gerçekleştirebileceği bir şeyken, düşünmek belli bir gelişmişlik göstergesidir. Düşünmek kişinin kendi zihinsel üretimini gerçekleştirmesiyken, okumak üretilmiş olanı tüketmektir. Düşünmek kişinin kendi akıl ve zekasının ekmeğini yemesidir, okumak başkalarının akıl ve zekasına güvenmektir ve çoğunluk kitapları test etmez. Oysa düşünce sürekli yenilenebilir ve geliştirilebilir. Bir düşünce bir önceki düşünceyi yalanlayabilir ve insanı daha iyi ve büyük bir doğruya sevk edebilir. Bir insanı düşünmeye, bir diğerini okumaya yönelten şey iki insan arasındaki nitelik farkını ortaya koyar. çok okumakla, doktora yapmakla, eğitim seviyesinin yüksekliğiyle övünen insan şahsım adına sığdır, çok düşünen insan düşünmenin getirdiği erdeme ve tevazuya sahip olduğu için bununla övünmez. Okumak, kreatif ve özgün olamayan, yeni şeyler söyleyemeyen ortalama insanların sığındığı ve yapabileceği en iyi şeyken, belli bir seviyenin üzerinde, belli bir mertebeye erişmiş insanlar...
Saygı duymamak ile saygısızlık yapmak aynı şey değil. Saygı duymamak başkadır, saygısızlık yapmak başkadır. Saygısızlık yapmak için eylem gerekir. Herhangi negatif bir eylemde bulunmadan içsel olarak saygı duymak zorunda değilim. Yaptıklarını onaylamak ve desteklemek zorunda değilim.
Derin, bilinçli, anlayışlı, ahlaklı, zeki, donanımlı bireyler psikolojik ve duygusal acı çekerler. Toplumun olduğundan daha üst bir ahlaka sahip olmak dışlanmak demektir. özel ve farklı olmak da dışlanmaktır. Bilinç ve anlayış gücü her şeyi anlamakla eş değerdir ve bir insanın payına düşen bilinç ve anlayış seviyesi sınırlıdır. Fazlası acı vericidir. Toplumun çoğunluğunda olmayan şeylere sahip olmak, insanı daha acı çeken bir insan haline getirir lakin bu insanı daha insan yapar.
Sürekli hissedildiği taktirde tesiri azalan duygu. İnsan sürekli mutlu olursa bir zaman sonra mutluluk eşiği artar, her şeyden mutlu olamaz. Bağışıklık kazanır. Doygunluk yaşar. Mehmet pişkin ülkenin geri kalanına nispeten daha zengin, hayat kalitesi yüksek bir insandı. Onu intihara yönlendiren şey doygunluktu. Yaşayacağı bir şey kalmamıştı. Onu intihara götüren şeylerden biri de buydu. İnsan mutsuz olmalı ki mutluluğun anlamı ve değeri olsun. Bir şey ne kadar az yaşanırsa o kadar değerli olur. Ne kadar çok yaşanırsa o kadar sıradanlaşır. O sebepten bazen mutsuz olmak gerekiyor.
Hayatta hep mutlu olursam hayalini kuracak neyim kalır?
Dostoyevski
Breaking bad, bu çağda gördüğümüz tüm klişelikleri bir kenara atarak, sana düşünmen gerektiğini söylüyor ve buna bağlı olarak kalbinde gerçekleşecek duygusal fırtınaların kıvılcımını oluşturuyor. Basit bir olay örgüsünden yüzlerce kovalamacalar, küfürlü cümlelerle birlikte süslü replikler, arka plandaki acıklı bir müzikle 3 dakikalık ölüm sahnelerini göremezsin breaking bad'de. Bu dizi, yeni bir sanat akımı başlatacak kadar teknik sunuyor insanlara. Televizyonun buram buram klişe koktuğu 21. Yüzyılda, breaking bad, dostoyevski'nin yazdığı suç ve ceza'yı okuturcasına izlettiriyor kendini. Evinde poster diye kullanabileceğin kamera açılarını görüyorsun bu dizide. The godfather'ın sinema tarihindeki yerini, breaking bad televizyon tarihinde alıyor. Breaking bad, william shakespeare şiirselliğini ve dostoyevski'nin romanlarındaki kasvetliğini birleştiriyor kendinde. Sadece bunu yapmakla kalmıyor. Einsteinvâri bir dehayla, goethe karışımı bir estetiklikte sunuyor.
1) the wire: senaristinin 10 yıl boyunca dizinin çekildiği bölgede gazetecilik yaptığı, gerçek hayattaki suçlu insanların dizide rol aldığı, epik bir anlatıya, felsefik bir yöne, sistem eleştirisine ve aforizmalara sahip gelmiş geçmiş en gerçekçi dizi. The wire bugün okullarda ders olarak okutulmaktadır.
2) breaking bad: televizyonda çok yeni teknikler sunan, karakter analizinin en iyi yapıldığı, ana karakterin harika bir oyunculuk sergilediği bu dizi muhteşem bir sanatsallık örneği. Bir sanat eseri.
3) the sopranos: televizyonun en iyi antikahraman karakterine sahip bu dizi, psikoloji üzerine kuramlar barındıran, sağlam alt metinlere sahip, bir mafya dizisinden fazlası.
4) oz: bütün çıplaklığıyla hapishaneyi ve mahkumları anlatan bu dizi, felsefik bir yönü olmasının yanında sistem eleştirisi içeriyor. Karakterlerin ağzından aforizmalar söyleten oz, çok iyi bir hapishane dizisi.
5) `dekalog`: daha dramatik bir dizi izlemedim. Kieslowski'nin polonya televizyonu için yaptığı bu dizi, seyircinin kalbini acıyla doldurup esir alıyor. Hayatın anlamını arıyor. özellikle kubrick'in övgüyle bahsettiği bu diziyi tavsiye ediyorum herkese.
6) six feet under: ölüm üzerine daha iyi bir dizi izlemediğinize eminim. ölüme ve hayata dair çok güzel aforizmaları olan bu dizi, seyirciye kendini yakın hissettiriyor. Kendinizden bir şeyler bulacaksınız.
7) chernobyl: bir hayli vurucu olan bu mini dizi, pripyat çernobil patlamasını ve olay sonrasını anlatıyor. Atmosfer...
Hayat nasıl yaşanır ve nasıl insan olunur?
Yazacaklarım, doğduğum günden bugüne üzerine hayatımı kurduğum ve yaşamımın sonuna kadar böyle yaşayacağım en büyük, en değer verdiğim, en önemli şeyler.
Yaşamımda ve yüreğimde ezelden beri yaşam bulmuş ahlaki ve manevi her şey:
1) islam
Benim için en büyük, en değerli, en önemli şey islam'dır. Bu münevver şeye çok büyük sevgi ve saygı duyuyor ve değer veriyorum. Beni ben yapan önemli bir değerimdir islam.
2) onur
Ben onurum için yaşarım. Dünyada tek bir insan bile onurumdan haberdar olmasa, asla vazgeçmeyeceğim, canım gibi koruduğum değerli bir şeydir. Son nefesime kadar benimle kalacak ve insanların bildiğim tüm insani değerlerinden daha önemli olan şeydir. Onur anlatılacak bir şey değil, yaşanılacak en önemli değerlerden biridir. Bir topluluk içerisindeki en önemli ve değerli insanlar onurlu insanlardır.
3) namus
Namus, aklın sınırlarını zorlayacak kadar önemlidir. Namus kadının iffetidir. Dürüstlük, iyi bir insan olmak, ahlak da namustur.
4) duygular
İnsanoğlu her şeyin yalnızca duyguyu hissetmek olduğunu anladığı zaman büyüyecek. Sanıyor ki arasındaki arkadaşlığı iyi anlaşmaya borçlu. İyi anlaşmak bir etken, ama insanların samimiyetini belirleyen en büyük şey o kişiyle konuşurken her sohbetten etkilenmektir. Bunu haz almak, iyi hissetmek, bir şeyler öğrenmek takip eder. Hoşuna gitmediği, sıkılmaya başladığı ya da tamamen...
Güzel insanlarla karşılıklı düşünce ve fikir üretmek, analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmak.
Bir insanın ruhumu doyurmasından ve bir insanın ruhunu doyurmaktan aldığım hazzı hiçbir şeyden alamıyorum. Bu da genel olarak ahlaklı, dürüst, zeki insanlarla mümkün oluyor. Ahlaksız, iffetsiz, karakteri zayıf bir insan beni sevse de etkilenemiyorum. O insanla eğlenceli bir sohbet edemiyorum, eğlenemiyorum.
Güzel bir insanı ne kadar iyi, çok ve sağlıklı tanıyorsam, o insanla o kadar güzel ve nitelikli eğleniyorum.
Benim için eğlenmek, ahlaklı, nitelikli, zeki insanlarla karşılıklı duygu, düşünce, fikir alış verişi yapmak, sanat, felsefe ve ilimden konuşmaktır. Fakat yeni tanışılan bir insanla öyle bir kimya yakalanır ki, yıllardır tanıdığım insanlarla öyle güzel bir sohbet etmemişimdir mesela.
Güzel bir insanla (manevi bir güzellik) bir dünya oluşturmayı, o evrenin içine kendimi, onu ve istediğim diğer herkesi ve her şeyi koymayı seviyorum. Böyle bir dünyada atmosfer kendiliğinden oluşmaya başlıyor. Ambiyanstan kendim de etkileniyorum. Bu ikilinin güzel bir şarkısı oluyor. Nitekim bir çok kere farklı bir dünya oluşturmuşumdur bir çok insanla. Kendi başıma vakit geçirmeyi de bilen bir insanım ve yıllardır yalnız bir hayat yaşıyorum. Fakat en güzel, iyi ve nitelikli eğlencem, masum, saf, temiz, ahlaklı, zeki, nitelikli insanlarla paradan, güçten, maddiyattan, gündelik hayatta maruz kalmak zorunda kaldığımız şeylerden uzak, özgün...
Sanat; bilim gibi değildir. Bilim gibi belli başlı yasalara uymak ve yönergeleri takip etmek zorunda değildir. Felsefe de bilim gibi, belli bir disipline uymak zorundasınızdır. Felsefede; belli bir problem üzerine yoğunlaşmak için, o konuyla ilgili sizden önce yazılmış olan onlarca, yüzlerce kitabı okumak gerekmektedir. Sanat ise, duygu ve düşüncelerin aktarılışıdır. Herkes sanatçı olamaz, çünkü sanat, sanatçının; içinde barındırdığı duygu ve düşüncelerin, tıpkı bi yanardağın patlaması gibi bir form halinde insanların önüne sunulmasıdır. örneğin the godfather filmini izlerken, filmin içinde kaybolup gider, farklı şeyler hissedersiniz. İşte o farklı şeyler, en çok da yönetmenin filmin içine serpiştirdiği iç dünyasının bir yansımasıdır.
Sonuç olarak, sanat; iç dünyanın yoğun, acı verici ve çetrefilli kısımlarından sonra doğmuş, bir bebektir. Sanat eserinin ortaya çıkış sürecinin en büyük bölümü, sanatçının varoluş gibi içsel, zihinsel ve duygusal acıların akabinde gerçekleşir ve esere noktayı koyan şey sanatçının çektiği bütün o ızdırapları bir form haline getirip (sinema, edebiyat, müzik, oyun, tiyatro, dizi gibi) insanların önüne sunmasıdır.
Bir kaç yıl önce düşünmenin erdemliliği üzerine düşündüm. Düşünmek, bir erdem miydi, bir zorunluluk mu; iyiye, doğruya, gerçeğe ve güzele ulaşmanın yolu mu, yoksa sonucunda ulaşmış, varmış ve türetmiş olduğumuz düşüncelerimizin tamamen bize ait olan gerçek şeylerden biri olmasından ötürü değerli bir hazine miydi?
Düşünmek; insanın hayata, insana ve evrene karşı keşif yapmasını, bir şeyler keşfetmesini sağlar. Düşünmek tam manasıyla bir şeyleri akledebilmek, anlamak, anlamlandırmak, fark etmek, algılamak gibi insani özelliklerle de doğrudan ilişkilidir. Bütün kitaplar birer düşünce ürünü eserlerdir. Bizi medeniyete taşıyan en önemli şeylerden biri; o içinde ana fikir, ana düşünce, ana tema, alt metin taşıyan düşünce ürünü kitaplardır.
Edebiyat, sinema, felsefe, psikoloji gibi alanlar; düşünceler üzerine örülmüştür. Hepsi, duygu ve düşüncelerin beslediği; bilinç taşıyan birer yaşam formu gibi asil bir şekilde tüm görkemiyle ortadadır. Sinirbilim gibi bir alan neden dünyanın en harika bilim dallarından, belki de en harika olanıdır? çünkü sinirbilim (nöropsikoloji de diyebiliriz), evrenin en karmaşık yapısı olan beyin üzerine araştırmalar yapmaktadır. Beyin o kadar karmaşıktır ki, henüz aydınlatılamamış çok noktaları vardır. örneğin %100 bi göz nakli ne geçmişte, ne bugün, ne de gelecekte, hiçbir zaman yapılamayacaktır. çünkü gözün arka tarafı, beyine milyonlarca (milyarlarca ya da trilyonlarca da olabilir) minik bağlantılarla bağlıdır.
Düşünmek; beyinle olduğu kadar,...
Tarihe baktığımız zaman çok ilginç şeyler görüyoruz. Peygamberlerin, allah aşkı ile yanıp tutuşanların, düşünürlerin, bilgelerin, topluma bir şeyler öğretebilmiş yazarların, değer üretebilmişlerin, iz bırakabilmişlerin, hayata dair öğretileri ve felsefesi olanların, filozofların ve hatta türk tarihinde devlet adamlarının danıştıkları donanımlı insanların bir çok kere dünyevi arzulardan kurtulduklarını, kendilerini maddeden soyutladıklarını, cinsel istek ve arzulardan arınmış olduklarını görüyoruz.
(bkz: yunus emre)
(bkz: tonyukuk)
(bkz: goethe)
(bkz: lao tzu)
(bkz: sun tzu)
(bkz: newton)
(bkz: leonardo da vinci)
(bkz: bilge kağan)
Bunlar dünyevi arzulardan kısmen arınmış insanlardan bazılarıdır. Bir insanın böyle bir zorunluluğunun olduğunu söylemek yanlış olur. Nefsimizin üzerimizde hakkı vardır ve ölçülü bir biçimde, aşırıya kaçmadan, ortalama bir şekilde doyurulması gerekir. Yaşam 70-80 yıllık bir süreç, bir meşgaledir ve insan olmak başlı başına zorken, varoluş ve bilinçaltı gerçekleri varken, id, ego, superego arasında bir savaş verirken, zihnimiz bizi sürekli yargılama halindeyken, bilinç acı veriyorken, aslında ortalama insanın gerçekten mutlu olduğu anlar kısıtlıyken çünkü ortalama insanın mutlu olabilme kapasitesi sınırlıyken, özellikle de yaşadığımız yüzyıl bir insanın maddeden soyutlanıp maneviyat ile derin ve kuvvetli bir bağ kurmasını imkansıza yakın bir hale getiriyorken, ve benzeri şeyler dolayısıyla dünyevi arzulardan sıyrılmak zordur. Lakin bunu başarmak, buna ulaşmak, son derece paha biçilemez bir değerdir. Eskiden bunu başarmış...
Herkes, her şeyi hazır paket istiyor. Karşısına bi kadın/erkek çıksın, ve onunla her gün seks yapma içgüdüsü taşısın ya da buna her gün ihtiyaç duysun. Herkes, daha önce tecrübeleri olan ve yontulmuş olan bir karşı cinsi, daha eğlenceli ve daha hatasız olmasını ümit ettiği yeni ilişkisinde görmek istiyor. Çünkü geçmişteki hataların tekrar yaşanmamasını umuyor. Ve diyor ki: "Zamanım değerli"
Oysa zaman dediğimiz mefhumu; kendi içimizdeki anlama ve değere göre harcamak, mutluluk getirir. Karşımızdaki insanı içimizde barındırdığımız, doğamızda varolan, donanımımız olan veyahut da sonradan edinmiş olduğumuz güzel şeylerle ona dokunmak, onu olduğundan daha iyi bir hale getirmek ve ona bir şeyler kazandırmak, zamanı olabilecek en güzel şekilde harcamak demektir. Bu, bir fidan dikip her gün beslemeye, ve bir gün ondan meyve toplamaya benzer. Bir insanın, kendi emeğinin karşılığını kanlı canlı alması, mutluluktur. Öyle ki, insanın bir gün her şeyin biteceğini bildiği ve yine aynı insanın her zaman her şeyin daha çoğunu isteyen bir aç gözlü olmasından ötürü mutluluğun çok sınırlı ve süreli olduğu bir evrende, olabilecek en efektif mutluluğu yakalamak; her daim çaba, zaman, anlam, değer, emek, bağ, ilişki, çalışma gibi insanlara özgü olan şeyleri bir bütüne indirgeyerek elde ettiği sonuç, insanı mutluluktan daha önemli olana, yani huzura götürür.
21. Yüzyılın...
Sanat tarihine, televizyonu da eklemek oldukça gereklidir. çünkü televizyon tarihinde televizyon olgusunu sanat dalı haline getiren 6 adet dizi var.
1) breaking bad
2) the wire
3) the sopranos
4) oz
5) dekalog
6) chernobyl
Bu 6 dizi, tv dizilerini bir sanat dalı haline getiremiyorsa, sinema nasıl sanat olabilir? çünkü yukarıdaki 6 dizi, bugüne kadar çekilmiş sinema filmlerinin %99'undan bile daha kalitelidir.
Ortalama bir ingiliz dizisi, ortalama bir amerikan dizisinden daha iyidir.
Black mirror'u efsane yapan şey ilk 2 sezonda kazandığı "reputation" idi.
Sonra bir amerikan dizi şirketi olan netflix, black mirror'un en iyi bölümü olan white christmas'tan sonra diziyi satın alıp black mirror standartlarının altında bir 3. Sezon çıkardı. Ardından gelen sezonlar ise berbattı. Bandersnatch tam bir saçmalıktı.
Dünyadaki en iyi dizileri genelde amerikalılar yapar, ancak dünyada güzel başlayan her türlü diziyi, sezonlar ilerledikçe en çok batıran da amerikalılardır.
Yine sherlock dizisini sadece ingiliz televizyonunun değil, dünya televizyonunun enleri arasına sokan şey, sherlock'un çoğu sinema filminden bile daha kaliteli olan 80 dakikalık bölümleriydi. Hatta irene adler'li 2. Sezon 1. Bölüm, muazzam bir işti.
Mesela black mirror'un ilk 2 sezonu biraz yüksek kültür işidir. Ancak ingilizler bu yüksek kültürü benimsemiş ve dizinin dünya çapında üne ulaşmasına sebep olmuşlardır.
Amerikalıların yaptığı yüksek kültür diyebileceğimiz bir dizi the wire ise, yayınlandığı dönem neredeyse hiçbi ödül kazanamamış, ve sezonlar ilerlerken hep az bilinen bi dizi olmuştur. Halen daha alması gereken övgüyü alamamaktadır.
Deneme, edebiyatın belki de en yalın ama bir o kadar da zirve noktasıdır. Onu roman, hikâye, öykü veya şiir gibi türlerden ayıran en temel karakteristik; yazarın özgün düşüncelerini olabilecek en estetik biçimde dışa vurmasıdır.
Denemeler, bir makale gibi yalnızca insana, hayata, doğaya veya evrene dair salt bilgi sunmakla kalmaz; bu bilgiyi yazarın kendi gözlemleriyle, donanımıyla ve zihinsel süzgeciyle yoğurarak yeniden inşa eder. Felsefe ve bilim yazılarının aksine deneme, düşünceyi duyguyla harmanlar; düşünceleri okura aktarırken estetik bir köprü kurar.
Bilimsel ve felsefi metinlerde belirli bir disipline bağlı kalmak ve tarafsızlığı korumak esastır. özellikle makaleler, çoğu zaman bir makineden çıkmışçasına duygudan arınmış ve mesafelidir. Oysa deneme, düşünürlerin kendi zihinlerinde ve iç dünyalarındaki ve onların tamamen düşünce ve fikirlerinden oluşan kitap ve yazılar kadar olmasa da yazarın kendi düşünce evreninde özgürlükle kalem oynattığı ve bazı kuralların ve baskının az olduğu bi alandır.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Zeki bir kızın varlığı, ancak zeki bir erkeğin varlığıyla anlam bulur. Yani bir kızın zeki olduğunu fark ettiğinizde kendinizi objektif bir şekilde zeki bulmadan onunla bir gelecek ya da ilişkide olmak istiyorsanız, bu çok manasız bir şey. Zeki bir kız, bir erkeği sadece zeki olduğu için kenara köşeye atmayacak kadar zekidir, ancak kendisi zeki bir kız iken, zeki olmayan bir erkekle ciddi bir şeyler yaşamanın zorluğunun da farkında olacaktır.
Bir erkeğin zekası karşıdaki kızın zekasını alt edebilecek kadar güçlüyse, kız kendisinden daha zeki olan bu erkeğe hayranlık besleyebilir. Her kız birilerine hayran olabilir, ancak zeki bir kızın bir erkeğe hayran olma ihtimali, ortalama bir kızın bir erkeğe hayran olma ihtimalinden daha düşüktür. Zeki kızlar; kendilerinden daha üst donanıma, yaşantıya, düşünce ve fikir dünyasına, zengin bir iç dünyaya, güzel bir ruha sahip olan erkeklere yönelirler. Bu yönelim erkeğin eğitim seviyesi, mesleği, kariyeri, fiziksel özellikleri ve parasıyla ilişkili maddi şeyler değildir. Çünkü zeki bir kız, bir insanın en büyük mal varlığının kendi kafası ve onun içindekiler olduğunu bilir.
Yalnız şu yanlışı ortadan kaldırayım: Zeki insanlar kesinlikle filmlerdeki gibi soğuk ve duygusuz değildirler. Hatta uzaktan böyle görünmezler de. Aksine, duygular ile bağlantılı olmayan hiçbir zeka türü yoktur. Dünyadaki her şey...
2012 ya da 2013 yılında, henüz 18 yaşına yeni girdiğim dönemlerde yazmış olduğum, Call of Duty: Modern Warfare 3 oyununun devam hikayesidir.
Price prosunu tüttürürken karşısında Makarov'un cansız bedenine şunları söyler: "En iyi adamım Gaz'ı, dostumun dostu olan Ghost'u ve kelimelerin anlamsız kaldığı, bir baba-oğul gibi birbirimizi sevdiğimiz Soap'ı aldın benden. Soap ölmeden önce tek uğraştığım şey 3. Dünya Savaşı'nı durdurmaktı. Ama oğlum Soap'ı öldürdüğünde tek hedefim MacMillan'ın bana öğrettikleriyle senden intikamımı almak oldu. Sana şunu söylemeliyim ki Makarov, sen.. Sen benden Soap'ı aldın ya, ben de senden seni aldım!"
Price bunları söylerken Makarov'un açık olan telsizini askerleri duyar ve Price'ın yerini saptarlar. Nikolai'nin yardımı ile Price oradan ayrılır. Fakat düşman birlikleri Nikolai ve Price'ın bulundukları helikoptere saldırılar yaparlar. Yapılan saldırılar, ateşler, roketler Nikolai'nin usta bilgileri karşısında sonuçsuz kalır ve Price-Nikolai ikilisi oradan kaçar.
Price günler boyunca ağlar. Belki de artık bir amacı kalmadığı içindir. Belki de Soap'ı kaybettiği için. Nikolai bir gün Price'a: "Dostum, Price. Aslında sana söylemek istediğim fakat günlerdir söyleyemediğim bir şey var. Nasıl söyleyeceğim bilemiyorum ama, Soap'ın öldüğü gün, onun nabzına bakmamıştık. Belki de çektiği acılardan bayılmıştır. Çünkü çok kan kaybetmişti. Sen, sevgili dostun Soap'ın ölmesine razı olamadığın için nabzına bakmamıştın, haliyle o panikle benim de...
Yıllardır yabancı dizi izlerim. Belli bir kalitenin üzerinde olup da bilmediğim, duymadığım bir dizi yoktur. Örneğin izlemiş olduğum ancak az bilinen dizilerden biri, Dates. 2013 yılında çıkmış bi İngiliz dizisidir. O zamanlar dizimagte izlemiştim bu diziyi.
Yeni nesil dizi platformlarını (Netflix, Amazon Prime, Apple TV vs.) ise sevmem. Çünkü bu platformlar, evrensel olmaktan ziyade belli kalıp siyasi ideolojileri, izmleri, akımları dayatır. Daha da önemlisi, ortaya koydukları çoğu dizi kötüdür. Netflix'in House of Cards dışında kaliteli diyebileceğim bir dizisi yok mesela. House of Cards da sezonlar ilerledikçe bozmuş bi dizidir.
Neden dijital dizi platformları kötü? Bunun bir sebebi de Black Mirror gibi ilk 2 sezonunda harikalar ortaya koyan ancak Netflix'e geçtikten sonra her sezon daha da kötüye giden bi dizi oluşundandır. Amerikalılar, genelde dizileri bi müddet sonra bozarlar ki, Breaking Bad bunun dışındadır. Oz bile sezonlar ilerledikçe bozmuştur, lakin Oz'un bozmuş sezonları bile günümüz dizilerin neredeyse hepsinden daha iyidir.
Kaliteli diziler olduğu kadar, kalitesiz diziler de söz konusudur ve bunları izlemenin insanın hormonlarına hitap etmesinden başka bi katkısı yoktur. Bu dizilere örnek olarak:
Teen Wolf, The Vampire Diaries, Supernatural, Prison Break, The Walking Dead, Lost, Fringe ve benzeri diziler, ortalama olup seyirciye hiçbir şey katmayan dizilerdir.
(Bakınız: Nedenleriyle Birlikte İzlenmemesi Gereken...
İnsanları birbirine yaklaştıran şey cinsellikse eğer, orada derinliksiz, sığ, ortalama insanlar ve ilişkiler vardır. Sosyalleşmek, eğlenmek, flört, cinsellikse insanları bir arada tutan şeyler, yeterince iyi ve doğru bir ilişkileri yok demektir. Meslek, para, eğitim seviyesi, güç, maddiyat insanların birbirlerine duyduğu saygının ve sevginin, birbirlerine verdikleri değerin temeliyse eğer, o insanlar geçici ve anlık mutluluklar peşindeki materyalist insanlardır. Bir başkasını güzel, yakışıklı, çekici, karizmatik, seksi, aurası yüksek diye başka hiçbir niteliğine bakmaksızın yanında bulunduruyorsa eğer bir insan o boşluktur. Aşırı sosyal, aşırı mutlu, aşırı eğlenen, her şeye espri yapan biriyse, aptaldır.
Ortalama yeterli değildir kızım. Ortalama, ortalama olduğu ve çoğu insanın içinde barındırdığı bir gerçeklik olduğu için kabul edilir ama yüksek derinlik, akıl, donanım, zekaya sahip insan için bu yetersizliktir. çoğunluk saçmadır, düşüktür, canlı değildir, anlıktır, geçicidir. İç güdüleri ve dürtüleriyle hareket eder. Zeki ve derin insan iç güdülerini ve dürtülerini kontrol edebilen, otokontrol seviyesi yüksek insandır. Bu, herkesin sahip olması gereken ahlaki bir kontrol mekanizması olmalıdır.
İnsanı ilkel olmaktan kurtaran şey, istedikleri olmayınca öfkelenmek, nefret duymak, bağırmak agresifleşmek, hırçınlaşmak yerine sağduyuyu kaybetmeden olan biten her şeyi anlayışla karşılamasıdır. Mutsuz olmana rağmen sanki hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorsan, kimseyi kırmıyor ve üzmüyorsan, hislerin ve düşüncelerin sana acı vermesine rağmen yaşama hem...
İnsanların seni gördüğü ve duyduğu, orada olduğunu bildiği, direkt olarak seni hissettiği anlardaki davranışların; kimsenin seni görmediği ve duymadığı, sadece senin olduğun bir ortamdaki davranışlarına endeksle değişmiyorsa değerlisin.
Göz yaşı dökmek bir erdemdir. özellikle de toplum tarafından anlaşılamayan, onlarla aynı dili konuşamayan, onlarla senkronize olamayan; doğuştan yalnız olan insanların bu sebeplerden ötürü şov yapmadan herkesten uzaklaşıp bi köşede göz yaşı dökmesi, erdemi ve anlamı olan değerli göz yaşlarıdır.
Bir insanın istedikleri olmadığı için öfkelenmek ve kaba olmak yerine sükunetini ve sakinliğini koruması, o insanın değerli olduğu anlamına gelir.
En önemlisi de onurlu olmak ve değerlere sahip olmaktır. çizgilerinin olması ve dik duruş, kişinin değerini arttıran şeylerden ikisidir.
Bir kızın (bir insanın), karşısındaki erkeği (karşısındaki insanı), toplumun değerlendirdiği gibi değerlendirmediğine dair güzel bir örnektir bu cümle. Kendi düşünceleri olan, kendi beğeni dünyasında sizi beğenmiş insandır. Bazı kızların aksine, sizi başkalarının yanında küçük düşmüş halde bulmayı; sizden soğuma ve uzaklaşma sebebi olarak görmez. şefkat ve merhamet doludur, ki pek çok acımasız kadın vardır bu dünyada.
Güzel kızdır bu kız, size dışarıda yemek yemek için para harcatmaz. Yiyeceklerini evde hazırlar, "Pikniğe gidelim" der.
Kıymetini bilin.
Bu dünyadaki en harika kız türlerinden biri, bi erkeğin ortamda bozulmuş olan karizmasını düzeltmeye çalışan, düzelten kızdır.
Kaliteli insandır. Zihnini gereksiz ve sadece başkalarına prim sağlayan ideoloji, izm ve düşünce akımları için yormaz. Zamanını kendine, yapmaktan mutlu olduğu uğraşlara, sevdiği insanlara ayırır. Bir başkasının ideolojisini benimsemenin, ideolojiyi ortaya atan ve bundan çıkar sağlayanlardan başkasına yarar sağlamadığını bilir. Kendi düşünce ve fikirlerine sahiptir. İdeolojiler, akımlar, izmler gibi milyonların sahiplendiği, artık klişe haline gelmiş robotik şeylerin kalplerinde ve zihinlerinde yeri yoktur. özgürlerdir. Başkalarının ideolojilerini destekleyerek başkalarının egosu ve cüzdanını şişirmez, onların koltuk sahibi olmalarına katkı sağlamaz. Her zaman bir ideoloji en çok onu ilk ortaya atan insan için faydalıdır. Ona mutluluk getirir. Sonradan gelenler de bu ideolojiyi revize etmek ister. Amacı da bu ideolojiden çıkar elde etmektir. Akıllı bir insan da bu oyunun içinde yer almaz.
Dünyada herkesin bir ahlak anlayışı, dünyaya bakışı, hayat görüşü vardır. Bazı insanların ise öz saygı, öz sevgi ve öz değerleri toplumun genelinin çok yukarısındadır. Hayatını bu üç manevi duyguyla devam ettiren insanlar vardır. Bu insanların sevdikleri ve düşünceleri vardır. Ahlak anlayışları son derece gelişmiştir. Toplumun genelinin sahip olduğu eğlence anlayışına sahip değillerdir. Hayalleri vardır ve idealist insanlardır. İşte bu insanlar, her erkeği elde ederim düşüncesinde, kibirli, değerini kadın olmasına borçlu, sosyalleşmekten, alışveriş ve makyaj yapmaktan, gezmekten başka bir hobisi olmayan, hiç zorluk ve fakirlik görmemiş, burnu havada toy kadınları hemen fark ederler ve onlar ne kadar güzel olurlarsa olsunlar peşlerinden diğer abaza erkekler gibi gitmezler. Bu kadınların hem bu erkekleri elde etmek gibi bir niyeti yoktur, hem erkek böyle bir kadının peşinden gitmeyecek kadar öz saygıya sahiptir, hem de kadın bu erkeğin peşinden gitse de, derinliği, ahlak anlayışı, zeka seviyesi onun kadar gelişmiş olmadığı için bu erkek tarafından reddedilir. Ayrıca kadın çevresindeki kalitesiz erkeklerden gördüğü bunaltıcı ilgiden dolayı kafasını kaldırıp bu nitelikli erkeğin niteliğini fark edemez. Bunun için çaba harcamaz. Onunla ilgilenen, onun sorumluluğunu almak isteyen, ona prenses gibi davranan erkekler varken gerek duymaz. Kadınların çoğu da bu yüzden elde etmeye uğraşmaz. Elde edilir. Ama dediğim gibi, istese de toplumda...
İnternet dünyasındaki her türlü videoyu arka planda, başka uygulamalarda takılırken ya da telefonun tuş kilidi kapalıyken de izletebilen bir uygulama. Bunun dışında hiçbir reklam görmüyorsunuz, ne bilgisayarda, ne de telefonda. Bütün şifreleri tek bir anahtar kelimelerle bilgisayarda, tablette, telefonda kullanabiliyorsunuz. Birbirine senkronize oluyorlar. İnternetin hiçbi yerinde bi tane bile reklam göstermiyor.
Bazı sitelerde reklamsız üyelik satın alacağıma bunu kullanarak 0 lira ile yine reklamsız kullanıyorum. Kendi paralı VPN'i de var, bilgisayarda gizli sekmeyi torla da açabiliyorsunuz, kendi yapay zekası da entegre durumda.
Yaklaşık 5 yıldır kullanıyorum ve memnunum. Chrome altyapısını kullansa da, Chrome'un yerine tercih ediyorum.
Tavsiyemdir.
6 kere yatmış olduğum psikiyatri servisinden notlar:
-
Bir tanesinde benim yaşlarımda bir kadın vardı. Eşi romanmış, kadın hamile kaldıktan sonra kadını karnından bıçaklamış. Sonra düşük yapmış.
Gece saat 11-12 civarlarında, herkes uyurken o geceleri ağlıyordu. Bir gün bunun açıklamasını şöyle yaptı:
"Bebeğim beni çağırıyor"
Bebeğini eline alamadan, onu sevemeden, onu öpemeden, onu koklayamadan kaybetti. Aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen bebeğine duyduğu özlemi ve hasreti göz yaşlarıyla belli ediyordu.
-
Bir tanesinde bir teyzemiz vardı, hasta mıydı refakatçi miydi tam hatırlamıyorum, televizyona çıktı. ülkenin çok popüler süpermarketlerinden birine girip dans etmiş hastaneye gelmeden önce, oynamış. Kameraya yakalanmış, sonra görevliler bunu haber ajanslarına vermişler. Bize "televizyona çıkmışım" demişti. Biz de çok amaçlı salonda tvye bakarken haberde gördük, aynı o teyze. Hoşuma gitmişti bu durum.
-
Bi keresinde de, oğlunun refakatçiliğini yapan bir abla vardı, her gün sohbet ederdik. Bi gün bana gelip dedi ki: "sen insanların aynasısın" ve "senin değerli bir yalnızlığın var. İnsanların aynası olduğumu biliyordum. Ancak yalnızlığımın değerli olduğunu daha sonraları, düşünerek fark ettim. O abla nasıl fark etti bunu 1.5 haftada bilmiyorum.
-
İlk yatışımı zaten unutamıyorum. 2 hafta içinde taburcu olmuştum. Doktorların uyguladığı tedavi iyi gelmişti. Bunun dışında ilk yatışımdan taburcu olduğum zamana dek o kadar...
Hallac-ı Mansur, "Enel Hakk" diyerek çevresindeki topluluk tarafından, Allah'a şirk koştuğu düşünülerek infaz edildi. Enel Hakk'ın Türkçesi "Ben Hakkım", yani "Ben yaratıcıyım" idi. Ancak bu sözün hikmeti göründüğünden çok daha derin manalar içermekteydi.
Hallac-ı Mansur'un, bu sözü söylemesindeki sebep, yaratıcı olduğunu iddia etmek değildi. Bunun anlamı, "Ben diye bir şey yok, ben Allah'ın bir tezahürüyüm, ben de güzel bir şey görüyorsanız, bu Allah'ın tezahürüdür, ben bir hiçim, ben yokum, Allah var, yani ben Allah'ım" demek istemişti. Bu, kendini aşmış olan Allah dostlarının söyleyebileceği türden, anlamı olan bir cümleydi.
Onun söylemek istediği şey, Hakk'ın dünyada, evrende, doğada, bir ağaçta, bir insan kalbinde, her yerde olduğu idi. Ve bütün bu evrendeki her şey onun göstergesiydi. İnsanlar da Allah'ın bir parçasıydı. Çünkü Allah insanı kendi suretinden üfleyerek yaratmıştır. Hallac-ı Mansur "Enel Hakk" derken bunu kastetmiştir.
Çekmiş olduğum acılarla içime yöneldiğimde, bu sözün anlamını anlamış oldum. Yıllar önce biri bana bunları anlatsa, oradan uzaklaşırdım. Ancak yaptığım içsel keşiflerin ardından, şimdi size şunu gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, "Enel Hakk'ı" anlayabilecek insanlar dünya üzerinde çok az.
Kendisine saygısı olmayan insan, başkalarını manipüle etmeye çalışır. Alt tabaka olanlar, kolay manipüle edilebilenler değil, manipüle etmeye çalışanlardır.
Doğru bir zihin yapısına sahipseniz, manipüle edilemezsiniz. Düşünmeyi seven ve her şeye dair düşünen bir insansanız manipüle edilemezsiniz. Sorgulamak yaşamınızın doğal bir parçası ise manipüle edilemezsiniz. Kronik şüpheciyseniz, şüpheleriniz bitmek bilmiyorsa manipüle edilemezsiniz.
Okumak manipüle olmayı engellemez. Manipüle edilmemek için yaşamı doğru okumak gerekir.
Saf olmak manipüle edilmeye açık olmak değildir. Saf olmak insanın kötülüğe yeteneğinin olmamasıyla ilgilidir. Karşıdaki insana kötülüğü yakıştıramamakla ilgilidir. Hem saf hem de zeki olmak mümkündür.
Salt zeka manipülasyonu ortadan kaldırmaz, ancak üst düzey bir akıl manipüle edilmenin önüne geçebilir. Aklı doğru kullanmak önemlidir. Geniş kapsamlı, her şeyi akleden bir aklın manipüle edilmesi zordur.
Manipüle olmak, bireyin elinde değildir bazen. Sinir sisteminiz var, hisleriniz var, psikolojiniz var. Bunlar değişkenlik gösterir ve bazen öyle bir anda karşınıza biri çıkar ki, her şey tepetaklak olur ve manipüle oluverirsiniz.
Manipüle olmamak için bol bol düşünmeye özen gösterin.
Bazı insanlar doğuştan yalnızdır. çevrelerinde insan vardır ama onlarla anlaşamazlar, aynı dili konuşamazlar, senkronize olamazlar. Farklı olmanın bedelini doğuştan yalnızlıkla ödemişlerdir. Bilinç ve farkındalık seviyeleri yüksektir. Toplumun sahip olduğu ahlak anlayışının (ya da ahlaksızlığın) çok üzerinde bir ahlak anlayışına sahiptir. İncedir, hassastır, duyarlıdır. Ve kaçınılmaz olarak insanlarla anlaşamayıp acı çeker. Bu da yalnızlıktır. Ve bu insanları toplumun çok ama çok az bir kısmı anlayabilir. Anlaşılmak az bulunur böyle insanlar için. O yüzden anlaşılmayı seçerler. Herkes sevilebilir, ama herkes gerçekten anlaşılmaz.
Fikrimce üç film içinde en iyi oyunculuğu yapan Marlon Brando.
En iyi oyunculuğun sergilendiği sahne ise Don Vito Corleone'nin düğünde odasına gelen levazımatçının Vito'nun kulağına eğilip bi şeyler söyledikten sonra, Vito'nun sol el parmağını yüzüne yakın tutması ve o sırada Vito Corleone'nin gözlerinin levazımatçıyı takip etmesiyle levazımatçının nerede durduğunu, kamera levazımatçıyı göstermeden de anlıyor oluşumuz, üçlemenin en iyi oyunculuğuydu.
Al Pacino ilk filmde muazzam oyunculuk yapmış. İkinci filmde ise Robert De Niro da bu oyuncular arasında hiç sırıtmamış. Hatta şunu söylemek yanlış olmaz: biri Robert De Niro, diğeri Al Pacino olmak üzere sinema tarihinin en iyi iki oyuncusunun buluştuğu dört filmden en iyisi: The Godfather Part II.
Özellikle The Godfather'ın ilk filmini, sadece sinemanın en iyisi olarak değil, aynı zamanda bütün sanat dalları içerisinde en tepelere yerleştiririm. Bunun edebiyat versiyonu ise Karamazov Kardeşler. Her ikisi de aşmış iki sanatsal yapıttır ve bunların üzerine çıkmak inanılmaz zordur.
Kendim 12-13 yıldır kısa filmler çeken bi yönetmen olarak, kendi sanatıma en yakın film, The Godfather'ın ilk filmidir.
2. film teknik açıdan 1. filmden daha iyi olsa da, 1. film sanatsal anlamda üzerine çıkılmasının bir hayli zor olduğu bir filmdir.
Eğer 3. film, tıpkı 1. ve 2. film arasındaki gibi, 2 yıl süreyle piyasaya...
Bazı insanlar diğer insanları bazen bazı sebeplerden ötürü antipatik bulur. öfkeye ve nefrete yol açan bi kullanıcı bi daha görmemek için engellerler.
Ancak bunun yanında öyle insanlar vardır ki, ondan nefret ederse, sorun aslında engellenende değil, engelleyendedir..
Hiçbi zaman onun ahlak anlayışının, kapasitesinin, donanımının üzerine çıkamayacağını bilir, bu yüzden aşağılık kompleksi ile engelleyerek, kendi küçücük dünyasında "en büyük benim" şovunu yapar.
Birilerine yardımcı olmak için o konudaki bilginizi paylaştığınızda veyahut da daha değerlisi düşüncelerinizi ve fikirlerinizi aktardığınızda birilerinin sizi engellemesi, onun küçüklüğüdür.
Günümüzde evlilikler doğallıktan kilometrelerce uzak, tamamen kurgusal gerçekleşiyor. Oysa en mükemmel tanışma şekli, kadın ve erkeğin yeni arkadaşlar edinmek düşüncesinin akıllarında olmadığı bir sırada, birbirlerine yaranmak maksadıyla değil, tamamıyla içten ve doğal davranarak, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadıkları, masumiyet yüklü sohbetlerinin ardından, birdenbire gerçekleşendir. İki tarafda yüzünde aptalca ifadeyle ayrılır birbirlerinden. Aralarında bir şey yoktur. Arkadaşlık, çevre edinme, sevgili, dost aklınıza ne gelirse. İkisi de bir dahaki görüşmelerini yaşamak için can atmazlar ama o görüşme gerçekleştiği zaman çok mutlu olacaklardır. Ara sıra birbirlerinin hatırlarına gelecekler, görüşme günü tam saatinde buluşacaklardır. Hatta görüşme yaklaşmış, az bir süre kalmışken, ikisi de büyükçe bir heyecan duygusu içine gireceklerdir. İnsan biriyle ilk karşılaştığında karşısındaki kişiye nasıl etki etmişse, o anki ruhsal durumunun oluşturduğu hangi davranışları göstermişse, o kişiye uzun bir zaman boyunca öyle davranmaya devam edecektir. Elde tutmak gibi bir amaç olmadan, vücudun kendisini yönetmesi gibi, biraz fazla istemdışı, ama içten gelerek yapar bunu. Böyle yaparak, doğal olmayacaklardır belki. Fakat bu şuan tamamen önemsizdir. İnsanlar içlerinde farklı kişilikler barındırarak gelirler dünyaya. Birinin sakin veya agresif olmasını, yüksek oranda yapısına bağlayabiliriz, ama asla tamamen diyemeyiz.
Yapı olarak agresif olmaya daha yatkın bir kişi sinirlendiği zaman, öfkesine hakim olabilme yetkisi azalır. Tamamen bitmez. Bu durumda sakin olmayı...