Hikaye
Çocuk doğuyor...
Bir bebek geliyor dünyaya, minik, minnacık bedeniyle, ondan daha küçük yumuşacık elleriyle. Hiçbir şeyden habersiz, dünyanın sadece bir anne karnından ibaret olduğunu zannederek. çocuk büyüyor, süt içiyor, yemek yiyor, okula gidiyor. Her şeyi normal yaşıyor okulla tanışana dek. Sonrasında, en kötü başarısızlıklarla karşılaşıyor hayatının tamamında. Hiçbir zaman arkadaş edinemiyor. Bütün hepsi doğallıkla oluşturulmuş yalnızlığı, en ince ayrıntısına kadar yaşıyor, yaşamak zorunda kalıyor. Bağırıyorlar: neden normal değilsin? neden herkes gibi olamıyorsun? çocuk konuşuyor, dile geliyor, ifade ediyor kendini. Susturuyorlar: sen sus, boş konuşuyorsun, aptal! çocuk gülüyor. Güzel ve saf yüzündeki kahkahalar, kan ve göz yaşı oluyor birden. Hazmedemiyorlar...
Soğuk bir kış günü, bir bankın üzerinde, etrafta koşuşturan çocukları izliyor. Uzun saçlarının kırmızı paltosunun beline kadar ulaştığı, kendi yaşlarında gösterişsiz bir kız görüyor karşıda. Aynı kendisi gibi, yalnız, beklentisiz, umutsuz bakışlarla geçiyor önünden. Bir şeylerin şu dakikalarda son bulacağı hissine kapılarak, hayatında ilk defa, bir kızla konuşma isteği geçirerek yanına gidiyor. Kapalı hava, git gide büyüyen yağmur damlalarını beraberinde getirirken, yavaş adımlarla yürüyen kırmızı paltosunun kolluğundan sakince tutarak durduruyor. Hiç beklemediği bir anın yaşanması gibi, önemsiz ve dikkatsiz bakışlar birden pür dikkat kesiliveriyor kızda: "kolunuz..." diyor genç. "...çok inceler. Aynı benim bedenim gibi."
Anlamsız bir yüz ifadesiyle bakakalıyor kız. Bu...