Yaklaşık 13 yıldır belli aralıklarla yabancı dizi izliyorum. Bir dönemimi de yabancı dizilerle geçirdim. 2014-2015 yıllarında facebook'ta binlerce üyesi olan yabancı dizi grubunda yöneticilik yaptım. Yabancı diziler konusunda son derece donanımlı bir insanım. Belli bir kalitenin üzerinde olup da gözden kaçırdığım dizi yoktur. Lost da elbette duyduğum bir dizi. Zevkli, bir sonraki bölümü merak ettiren, ters köşelerle dolu, heyecanlı bir dizi. Estetik bir değeri de vardır ama bu kadar. Lost ortalamanın bir tık üzerindedir ve klasmanı fringe, person of interest, supernatural, the walking dead, prison break gibi dizilerdir.
Televizyon dediğin şey eğlence için vardır. Sinema gibi felsefi bir değerinin ve bir anlamının olmasından ziyade seyirciyi eğlendirmek için üretilir. Lost da bu amaca yönelik ortaya çıkmış bir dizidir. Sadece lost değil, geçmişte ve günümüzde yapılmış dizilerin en az %90'ı çoğunlukla eğlence işi olarak üretilmiştir. Diğer taraftan bakıyorsun breaking bad, the wire, the sopranos, oz, dekalog, chernobyl gibi baş yapıt olan 6 dizi var. Bu diziler eğlenceden ziyade gerçek bir şeyler izlemek isteyen seyirciler için yapılmıştır. Felsefi tarafları da olan, anlamlı dizilerdir ve hatta diğerlerinin dizi olduğu yerde bunlar sanat eseri kategorisine girer. 6 dizide televizyon için yeni şeylerdir. Six feet under, game of thrones, the shield, true detective, sherlock, black mirror...
En estetik filmlerden biridir. Pulp fiction'ı ilk izlediğimde 16 yaşındaydım. En iyi filmler kategorisinde ilk 5'e aldım hemen. Filmin estetiği, kamera açıları, absürt komedisi ve diyalogları çok güzel. Yönetmen filmin açılış sahnesindeki kamera açısı ve sahne bitene kadar olan diyaloglarda çok iyi iş başarmış özellikle. Filmin tamamının diyalogları çok iyi. Mia'nın anlattığı fıkra komik değil fakat fıkrayı anlatana kadar gelişen süreç o fıkrayı güzelleştiriyor. Pulp fiction "masterpiece" diyebileceğim nadir filmlerden biri. Filme güzel hisler yansıtılmış. Bu yönetmenin filmi çekerken içindeki estetik hisleri filmin içine serpiştirebilme yeteneğidir. O sebepten ilk açılış sahnesinde kamera açısında bir bilinç görüyoruz. İzlediğim en iyi komedi filmi, en iyi 5 filmden biri pulp fiction. Bu film kadar güzel absürt komedi görmedim, yok çünkü.
Tipik televizyon formatı nedir?
Televizyon, genellikle eğlence üzerine diziler üretir. Bir sinema filmi gibi felsefi ve estetiksel kaygı gütmez. İzleyiciyi televizyona bağlayıp mümkün olan en yüksek reytingi almak için uğraşır. İşte bir tutam aksiyon, bir tutam macera, bir tutam komedi, bir tutam aşk serpiştirilir üzerlerine. Prison break, lost, supernatural, the walking dead, fringe, the vampire diaries, teen wolf ve benzeri diziler alışılageldik, hormonlara hitap eden, her yaştan insanın izleyebileceği, herkese hitap eden tipik televizyon dizileridir. Bu diziler seyirciyi sadece eğlendirmek için üretilir. Yani entelektüel bir katkı gözetilmez.
The wire ise, alışılmışın dışında, televizyon formatının çok daha ötesinde bir dizidir. Bu yüzden de yayınlandığı zamanlarda çok düşük bir izleyici kitlesi yakalamıştır ve neredeyse hiçbir ödül kazanamamıştır. çünkü televizyon için aykırı bir diziydi the wire. Bir miktar yüksek kültür dizisiydi.
Dekalog da alışıldık tv formatına aykırı bir dizidir. Stanley kubrick'in övgüyle bahsettiği dekalog, daha önce sinema filmleri de çekmiş olan (özellikle 3 renk üçlemesi) kieslowski'nin yapıtıdır. Dekalog, televizyon dizilerine özgü sığlığı içinde barındırmayan, çok az barındıran ya da en az barındıran dizidir.
Chernobyl, the sopranos, oz, the shield, true detective gibi diziler de alışıldık televiyon formatının dışında yapıtlardır.
Bu oyunu şu detayla tanımlamak doğru olur:
Oyunda 10'a yakın bölge var ve hepsi senin düşmanların tarafından alınmış. Karakteriniz bu bölgeleri ele geçirebiliyor. Ele geçirince de o bölgelere ışınlanabiliyorsunuz. Bir bölgede kaplanın birini yakalayıp tutsak etmişler. Kaplanın yanına gidip onu kurtarabiliyorsunuz. Gittim ve kurtardım. Sonrasında kaplan oradakilere saldırmaya başladı. Onları oyalarken ben de düşmanları öldürüp bölgeyi ele geçirdim.
Bu detay hem benim oyuna olan bağımı, hem de oyuna verdiğim puanı tek başına arttırdı. Bir oyunda bu tarz detaylar benim oyundan aldığım hazzı arttırıyor.
Zaman öyle bir güçtür ki, onunla inatlaşılmaz. Ona karşı güç gösterisi yapılmaz. Zamana karşı bir iddian varsa eğer, karşısında yok olursun. Seni hiç edebilecek yegane güç zamandır. Evrende bilinen hiçbir şey ondan daha güçlü, daha büyük ve daha değerli değildir. Zaman bütün erdemlerin, bütün bilgeliklerin, bütün iyiliklerin, bütün güzelliklerin, bütün güçlerin, bütün değerli şeylerin toplamıdır.
Her şey duygularla alakalıdır. önemli olan duyguyu hissetmektir.
Aşırı sosyal insanlar genellikle aptaldır. Sosyalleşmek için sığ ve derinliksiz şeylere sahip olmak gerekmektedir. Sosyalleşmek çevrede çoğunlukla derinliksiz insanlar, derinliksiz sözler, derinliksiz duygu ve düşünceler, derinliksiz nesneler görmek demektir. Bu ortama uyum sağlamak için derinliksizleşmeye ve derinliksiz şeylere ihtiyaç vardır. Derin, zeki, akıllı, donanımlı, yüksek ahlak anlayışına sahip, nitelikli insanlar sosyalleşemezler. Sosyal zekaları düşüktür ve sosyalleşme yetenekleri yoktur. Bu insanlar sosyalleşmek yerine eve kapanıp düşünürler, sorgularlar, şüphe duyarlar, doğrularla ve gerçeklerle yüzleşirler. İçsel bir arayış ve/veya içsel bir keşif halindedirler. Derinlikli şeylerin peşindedirler. Dışarı acil olmadıkça çıkmazlar, evcil insanlardır. Nitelikli insanlarla diyalog kurarlar ve nitelikli ve kaliteli eserlere ve düşüncelere ilgi gösterirler.
Hayat bir yolculuktur.
Mükemmel insan yoktur. İnsan ya ruhen, ya manen, ya ahlaken, ya zihnen, ya da kalben eksiktir. Her şeyin mükemmel olduğu insanlar yoktur. Hiçkimse kusursuz değildir. Ancak mükemmele yakın insanlar vardır. çok azdırlar ama yok değildirler.
Gerçek, güçlü ve sek bir karaktere sahip insanlar değişmez. Kötü olaylar, kötü tecrübeler, kötü insanlar sağlam bir karaktere sahip insanı değiştirmez. Bu günümüz dünyasında kötü bir şeydir çünkü günümüzde herkes birbirini üzmektedir ve bunu gören insan kötülük ve acı karşısında bağışıklık kazanmak ister. Değişememek acı vericidir tıpkı bilinç gibi. Ama bu gerçekten...
çok değil 10-15 yıl öncesi toplum içinde sesli konuşup şımarınca utanmıyordun. Genel olarak kimse seni tınlamıyor(yaşın gereği) sende onları tınlamıyordun. Kalabalık içinde herkesin dikkatini çekerek eğlenmek senin için garip değildi. Şimdi 30 yaşındasın ve bunları yapınca toplum tarafından ayıplanacağını biliyosun. "Şu adama bak 30 yaşında saçma sapan hareketler yapıyor" der toplum diye düşünüyorsun. Ve artık o gençliğindeki eğlenceli anıların yeniden yaşamayacağın için içini hüzün kaplıyor. Yaşlandın ve artık düpedüz bi adamsın ....