Bilge, size hayatın anlamını ve hayatın nasıl yaşanması gerektiğini söyler, size yeni yollar sunar, yeni yollar açar. En karmaşık gibi görünen şeyleri aydınlığa kavuşturur, o bir insan sarrafıdır, o yaşamı zihninde kontrol eder. En çok kontrol ettiği şey ise kendisidir. Gelişmiş ve temiz bir akıla sahiptir.
Bir bilgeyi takip etmek hayata önde başlamaktır. Yaşamın anahtarını ele almak demektir. Kolay bir hayat demektir çünkü bilge kolaylaştırıcıdır.
Herkesin bir bilge insanı olmalı. Aklına ve tavsiyelerine güvenebileceği bir bilge.
İnsanları birbirine yaklaştıran şey cinsellikse eğer, orada derinliksiz, sığ, ortalama insanlar ve ilişkiler vardır. Sosyalleşmek, eğlenmek, flört, cinsellikse insanları bir arada tutan şeyler, yeterince iyi ve doğru bir ilişkileri yok demektir. Meslek, para, eğitim seviyesi, güç, maddiyat insanların birbirlerine duyduğu saygının ve sevginin, birbirlerine verdikleri değerin temeliyse eğer, o insanlar geçici ve anlık mutluluklar peşindeki materyalist insanlardır. Bir başkasını güzel, yakışıklı, çekici, karizmatik, seksi, aurası yüksek diye başka hiçbir niteliğine bakmaksızın yanında bulunduruyorsa eğer bir insan o boşluktur. Aşırı sosyal, aşırı mutlu, aşırı eğlenen, her şeye espri yapan biriyse, aptaldır. Ve tüm bu insanların sığlığını göstermek adına bir paragraf bile yazı yazmak gereksiz ve zaman kaybıdır. Kendisine gerçekten saygı duyan insan başkalarının olumsuz yönlerine kapılmak ya da her şeyden şikayet etmek yerine hayatın ve insanların iyi yönlerine odaklanır. Elimde değil, insanların ısrarla hayatının merkezi haline getirdiği, doğruları ve değerleri değil, yanlışları olmuş bu şeyleri ifade etmeden duramıyorum. Ancak belki de kendisine daha çok gerçek bir saygı duyan insan yanlışları değiştirmek için çaba sarf eder. Kendime duyduğum saygıyı gösteremeyip sadece bunu ifade etmek beni üzüyor. çünkü sahip olduğunuz münevver, ahlaki, manevi, zihinsel, duygusal nitelikleri anlatmak yerine onları göstermek daha etkileyici ve daha unutulmazdır.
Ortalama yeterli değildir kızım. Ortalama, ortalama olduğu ve...
Karşılıklı düşünce ve fikir üretip, birlikte analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmak,
öğretilere, doğrulara ve gerçeklere dair konuşmak,
Karşılıklı olarak hiçbir okulda öğretilmeyen ahlaki, manevi ve edebi dersleri öğretmek,
Değer üretmek, (zihinsel ve duygusal olarak)
Hayatın anlamı, hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair konuşmak,
Sanatla ilgili konuşmak, bunları kritik ve analiz etmek, (oyun, sinema, yabancı dizi, edebiyat, müzik ve bunların paylaşımı)
Bilim konuşmak,
Felsefe konuşmak,
Bilgi aktarımı, bilgi alışverişi
Yaşamda bir şeyler ve birileri için emek harcamak, onlarla vakit geçirmek, onlara zaman ayırmak değerli davranışlardır. Bu hayata karşı bir tutum, bir duruş, bir anlayış, bir felsefedir. Sevdiği şeyler için ve sevdiği insanlar için yaşamak tıpkı cinsellik, yemek, uyku vs haz verici eylemler gibi bazı insanların doğasında olan bir şeydir. En azından bunun benim doğamda olduğunu ve yaşamımın bir parçası olduğunu söyleyebilirim. Yalnızlık, kişinin kendisiyle vakit geçirebilmeyi öğrenmesi, başkalarına bağımlı olmaması, tek başına da mutlu olmayı öğrenmesi açısından gereklidir. Anlamı olan bir yalnızlık, anlamsız, değersiz, boş insanlarla muhatap olmaktan, kişinin kendisini kendi çabalarıyla geliştirmesinden, insanın kendisine ve topluma hiçbir şey katmayan şeylerle ilgilenmekten de daha tercih edilesidir. Ancak ben yine de insanın gerçekten ne 'yalnız' sıfatına sahip olabileceğini düşünmüyorum. örneğin çok farklı ve özel bir beyin, zihin ve kalple dünyaya gelip de farklılığının bedelini kronik yalnızlıkla, toplumla anlaşamamakla, onlarla aynı dili konuşamamakla, senkronize olamamakla ödeyen insanla gördüm. Gerçek yalnızlık buydu. Ya da pedofili, ensest, biseksüel gibi, öyle olmadığı halde iftiraya uğramış, yapmadığı şeyler üzerine yıkılmış, gerçekte masum ama dünyanın bir pisliği olarak gösterilmiş, bütün bunlar içinde kendisine karşı bir şüpheye düşmüş, herkes ona düşman olmuş, kimsenin inanmadığı, bütün ahlaki, manevi ve zihinsel kazanımlarını 1-2 ay içinde kaybetmiş ama umudunu asla...
çok düşünmek gibi bir eylemi, yani insanın elinde olmadan bir çok şeyi yoğun bir şekilde aynı anda düşünmesini, hayal kurmasını, incelikli planlar kurmasını ve benzeri şeyleri hastalık, rahatsızlık, hayatı kaçırmak, yazık, vah vah, tüh olarak algılamak, durumu bir hayli yanlış bir şekilde ele almaktır.
Düşünmek ve onunla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı; merak etmek, sorgulamak, şüphe duymak, yorumlamak, değerlendirme yapmak, tespit yapmak, analiz etmek, çıkarımlarda bulunmak, düşünce ve fikir üretmek gibi düşünmenin çevresindeki, ona yakın olan her şey; duygusal, düşünsel, zihinsel keşif ile doğruya ve gerçeğe ulaşmak için erdemi ve anlamı olan bir araçtır. Düşünmek bir amaç da olabilir ve bu tanım daha doğrudur.
Düşünmenin mutsuzluk getirmek gibi bir getirisi olduğu doğrudur. Lakin bu hayatta, derinlerde, gerçekten değerli olan şeyler mutsuzluk getirir. Ahlaklı kalabilmek, hassas olmak, incelik, ruh güzelliği, yüksek zeka, yüksek bilinç, derin bir kalp, öz farkındalık ve farkındalık gibi donanım seviyesinin artmasına yardımcı olan, nöral ağların çoğalmasını ve birbirleriyle kurdukları bağlantıyı sağlamlaştıran, kişiliği güzelleştiren, insanı olduğundan daha nitelikli, gelişmiş ve üst insan yapan ve benzeri şeyler acı verir. Gözün kalben, zihnen, manen, ahlaken ve ruhen açılması, veya insanın bu şekilde doğması, insanı varoluşsal anlamda tepeye çıkarır ve bu tepe acı ve mutsuzluk ile örüntülüdür. Anlamlı ve değerli...
Erdem, insanı ve ortamı çileden çıkaran, çıldırtan, öfkelendiren; insanda nefret uyandıran başkaları varken, ya da çok acı verici ve yıkıcı şeyler yaşıyorken, ya da acının zirve noktasındayken sağduyuyu, sakinliği ve anlayışı elden bırakmadan, iyimserliği koruyarak gülümseyebilmektir. Kötü şeyler yaşarken ve acı çekerken bunların senin için aklen, manen, ahlaken hükmedilir boyutta küçük kalması ve o acıyı kontrol edebilmektir. çok sevdiğiniz bir insan öldüğünde acıdan gürültü yapmak değil, derinden sessizleşmektir.
Göktürk hakanı bilge kağan'ın kardeşi kültigin savaşta öldüğünde bilge kağan çok üzülür. çünkü onu çok seviyordur. Köşesine çekilir ve düşünmeye başlar. şunlar dökülür ağzından: "küçük kardeşim kül tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. `zamanı tanrı yaşar`. `insan oğlu hep ölmek için türemiş`. öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diyip düşünceye daldım." bu derin üzüntü onda uygunsuz sözlere ve davranışlara yol açmamış, hatta onu daha bilge bir insan yapmıştır. Böyle bir şeydir erdem. Ve yine erdem şudur ki, toplumun linç ettiği, kötü sıfatlar yüklediği bir insanı dinlemeye değer bulmak, anlamaya çalışmak ve onu topluma bakarak değil,...
Herkes birbirini kısmen değiştirir, kısmen etkiler. Ahlakımız, doğruluğumuz, dürüstlüğümüz, inceliğimiz, nezaketimiz, hassaslığımız, niteliklerimiz, yeteneklerimiz insanlarda etki bırakır ve onları daha iyi bir insan olmaya zorlar. Eğer ahlaki ve manevi olarak olduklarından daha iyi bir insan olma kapasitesine sahiplerse size bakarak kendilerini gözden geçirirler ve daha iyi bir insan olmaya çalışırlar. Eğer bu kapasite onlarda yoksa, hem değişmezler, hem de sizden nefret ederler. çünkü ahlaki ve manevi kapasitesi olmayan insanlar, kendilerinden daha yüksek bir ahlak anlayışına sahip insanlardan nefret ederler. çünkü sen onlara ayna tutup onların ne kadar ahlaksız ve değersiz olduklarını göstermiş olursun. Ekşi sözlükte yazdığınız ahlaki ve manevi bir yazıya, doğruları ve gerçekleri anlattığınız bir yazıya karşı çirkef bir mesaj aldıysanız muhtemelen o insanın ahlak anlayışı sizinki kadar yüksek değildir.
İnsanlar konuşmalarıyla, yazılarıyla, davranışlarıyla, eylemleriyle ve benzeri şeylerle diğerlerini sürekli değiştirme ve etkileme halindedir. Bu sitede yazdığımız her şey de, aynı şekilde bunları okuyan bir çok insana dokunur. üzer, mutlu eder, sinirlendirir, nefret uyandırır, sevindirir, coşku verir, duygulandırır vs. En önemlisi de düşündürür. İnsanlara fikir verirsiniz, ufkunu açarsınız. Ve onda daha ahlaklı ve daha iyi olma şevki ve isteği verirsiniz.
Toplum her şey demektir ve her şeyin temelinde toplum vardır. Toplumdan daha önemli ve değerli az şey vardır. Toplum...
İçsel bir telkin olabilir, düşünce yoluyla, dış sesle veya yazarak olabilir.
Hayatta insanı üst noktalara taşıyan teknikler vardır. Mesela iyi bir kitap okumak insanı geliştirir. Ufkunu ve hayallerini açar. İyi bir film içteki estetik açlığı doyurur. Sanatla, bilimle, felsefeyle ilgilenmek insanı biraz daha üst bir noktaya taşır. İşte telkin de, müthiş psikolojik bir tekniktir. Bir ilaçtır. En acılı zamanlarda başvurulabilecek bir anahtardır. Kendinizi telkin etmeyi bırakmayın. Tüm kötü ve berbat olaylar sonrası anlayışı, nezaketi, sakinliği ve sağduyuyu elden bırakmadan kişinin kendisini telkin etmesi, halen daha insanoğluna olan umudumu yeşertiyor. Acıdan ölmek üzere olan bir insan, ben veya bir başkası, halen kendini telkin ederek sakinleştirebiliyorsa, bu onun ne kadar harika bir insan olduğunu gösterir.
Kendini telkin etmek bir gelişmişlik göstergesidir. Güçlü ve sağlam bir zihindir. Başkalarını doğru ve gerçekçi temellere dayanarak telkin edebilmek iyidir. İçinden çıkılamaz acı durumlarda, eğer masum bir insansa, kendisine ya da bir başkasına telkin uygulayan insan iyi bir insandır. Acı verici durumlarda, içinden çıkılmaz durumlarda, kötülük ve hainlik gördüğün durumlarda, masum olmana rağmen hak etmediğin zamanlarda kendini telkin edebilmek ve bunda başarılı olmak güçtür. şerefli yaşamak başlı başına zordur ama şerefi bozmamak adına kendini telkin etmek harikadır.
Kendisini düzenli olarak telkin eden bir insanla kendisini pek telkin...
Anlayış, sadece insanlara tahammülünün çok olması değildir. Anlayış, bilinç ve dolayısıyla farkındalık seviyesinin yüksek olması, bunun sonucunda da insana, canlıya ve dünyaya zararı olan şeyleri bilmek ve ondan uzak durmaktır. Bilginin gücünün farkında olmaktır mesela. İnsanın kendisini tanımasıdır. Anlayış, anlamak, ve buna uygun eylem, davranış ve sözcüklerde bulunmaktır. Empati ise sadece karşındaki insanın duygularını ve hislerini anlayıp, (bakın yine anlamak dedim, empati de bir anlayıştır) kendini onun yerine koymak değildir. Hayal kurmak, düşünmek, bir şeyi yapmadan o şeyin yararlarını, zararlarını ve sonuçlarını tahayyül edebilmek de empati ve anlayıştır. Doğuştan bilinç seviyesi yüksek insanlar, bir şeyi materyal anlamda tecrübe etmeden, sadece anlayış, kavrayış ve düşünce gücüyle o şeyle ilgili her türlü sonuca ulaşabilir. Zeki insanlar şeyler ile ilgili çok spesifik hayali deneyimlere sahip olurlar çünkü hayal kurmak konusunda yeteneklidirler. Hayal kurup o hayali hayallerinde yaşarlar. Buna da deneyim denir. Zeki insan tahmin gücü yüksek ve 6. Hissi kuvvetli insandır. Dolasıyla anlayış, empati, bilinç, farkındalık, tahayyül edebilme, düşünme gücüyle bir çok şeyi bilir. Zaten bilmek, zekanın ana kurallarından biridir. Zeka bir anlamda insan olabilme gücüdür. Zararlı olan şeyi yapmadan, söylemeden ya da tüketmeden de o şeyin zararlı olduğunu bilir.
Sonuçta, zeki insan evlilik dışı cinselliğin, alkolün, club ve barların zararlı olduğunu bilir....
İlk bakışta çok düşünmek huzur kaçıran mutsuz edici bir şey olsa da, aslında çok düşünmek sizin saçma sapan bir insan olmadığınızı ve en azından bir tane de olsa erdeme sahip olduğunuzu gösterir. çünkü düşünmek erdemdir. Doğrulara, gerçeklere ve hakikate düşünce yoluyla ulaşırız. Düşünmek aynı zamanda sorgulamakla doğrudan, şüphe duymakla dolaylı yoldan ilişkilidir ve tüm bunlar insanı daha gerçek bir insan yapar. çok düşünmek ilk bakışta mutsuz eder ancak eğer farklı bakış açıları kazanabilirse insan, çok düşünmekten zevk alabilir. Doğru zihin yapısı ve doğru bakış açılarıyla çok düşünmekten zevk almak mümkündür. Fakat buradaki düşünmek, dertlerini, sıkıntılarını, gelecek kaygısını, problemlerini düşünmek değildir. İnsana, hayata, dünyaya, kâinata dair düşünmek, düşünce ve fikir üretmek, analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmaktır. Bir yere kadar mutsuzluk veren çok düşünme hali, bir yerden sonra bana haz vermektedir.
Tarihte türklerden zararlı, kötü, yoz bir şey çıkmamıştır. Türkler her zaman büyük oranda onurlu, erdemli, bilge bir millet olmuştur. Tarihte türklerin yaşantısı her zaman bütün bilgeliklerin toplamı olmuştur, her soruya cevap olmuştur. Bu derin, anlamlı tümceyi dile getirmek de bir türk'e nasip olmuştur. Türkler felsefe ve sanatla ilgilenmemişlerdir çünkü onlar toprağı muhafaza etmekle, savaşıp adaleti sağlamakla, ahlaki ve manevi olarak mükemmele yakın bir yaşantı sürmekle meşguldüler. Hiçbir zaman lüks içinde yaşayıp, zayıflamamışlar, kılıçlarını her zaman keskin tutmuşlardır. Türklerin felsefesi ve sanatı yaşantılarında olmuştur her zaman. Bakmayı ve yorumlamayı bilen insan tarih sahnesinde türklerden çok derin ve anlamlı şeyler çıkarır. Onur, ruh güzelliği, ahlak, doğruluk, saygı, sevgi, tevazu, nezaket, incelik, akıl, zeka, iyilik, bilgelik gibi çok değerli şeyleri içlerinde taşıyan münevver bir millet olmuştur türkler her zaman. Günümüz türk toplumunun bu geçmişi hak etmediği ise doğrudur.
İnsan düşünceleriyle çevresini şekillendiren bir canlıdır. Anime izleyen insanın çevresinde anime, che guevara seven insanların çevresinde che guevara seven insanlar varolur. Sürekli ilişkilerinden, erkek ve kadınlardan konuşan, ilişkilerle kafayı bozmuş kızın çevresinde ilişkilerle ilgili konuşan, sosyal, çalkantılı insanlar yer alır. Zaten bir insan ne kadar çok ilişki yapıyor ve ilişkileriyle ilgili konuşuyor, "erkek dediğin şöyle olmalı, kadın dediğin böyle olmalı, şöyle erkek arıyorum, böyle kadın arıyorum" diyen insan niteliksizdir. Futbol takip eden insanın çevresi futbolla ilgilenen, basketbol takip eden insanların çevresi basketbolla ilgilenen insanlardan oluşur. Sonuçta bir insanın düşünceleri, fikirleri, ilgi alanları, takip ettiği şeyler neyse, çevresi de buna göre şekil alır. çünkü insanlar düşüncelerinde saklıdır ve düşüncelerinin öznesidir. Düşünceleriyle varolur insan. Bu düşünceler de çevremizdeki insanları, şeyleri, olayları ve durumları belirler.
Düşünceleri ve fikirleri, o bölgede ve çevresinde yaşayan insanlar içinde türünün tek örneği olan insanlar zamanla fiziksel olarak yalnızlığa gark olurlar. çünkü o kimsenin düşünmediği düşüncelere sahip bir bireydir. Etrafı sarı ördeklerle dolu siyah ördek de yalnız olur çünkü nadirdir. Düşünceler bir şeyin o konuda hangisinin daha iyi olduğuyla ilgilidir. çevresinde ve bölgesinde yaşayan insanlar içinde kimsenin düşünmediği düşüncelere sahip insan zamanla yalnızlaşır. Benim de gerçek hayatta fikirsel olarak yalnız olmadığım 2 arkadaşım vardı. Onun dışında fikirsel olarak...
Birincisi, kalite, bir ürünün, eserin ya da malın iyiliğine ve sağlamlığına yapılmış bir vurgudur. Kaliteli bir dizi, kaliteli bir film, kaliteli bir kitap, kaliteli bir oyun, kaliteli kumaş, kaliteli giyecek, kaliteli araç vardır. Kaliteli insan, erkek, kadın diye bir şey yoktur. İnsana kaliteli ya da kalitesiz yakıştırmasını yapmak ona bir mal gibi muamele etmek demektir. Kalite cansız varlıklarla ilgilidir. Bir insanın kaliteli ya da kalitesiz olduğunu söylemek onun mal olduğunu ve cansız bir nesne olduğunu söylemek anlamına gelir. Kalite insanın hizmetinde olan şeyler için kullanılan fransızca kökenli bir kelimedir. Mal kalitelidir, insan niteliklidir. İnsan mal değildir.
İkincisi, bir insanın kaliteli olduğu hissine kapıldıysanız, muhtemelen o sizden üst bir insandır demektir. Bir insandan ya da bir insan eseri olan bir şeyden gerçekten etkilendiyseniz de, bu sizin onun seviyesine çıkmanızın çok zor olduğunu gösterir. çünkü kimse kendisinde daha iyisinin ve daha çoğunun ya da aynı düzeyde şeylerin olduğu iyi ve güzel şeylerden dolayı etkilenmez. Bir insana kaliteli diyorsanız da sizden daha iyidir.
Üçüncüsü, dünyada kimse aynı değildir. Herkes farklıdır. Herkes bir dünyadır ve her dünya başkadır. Kimseyle ilgili benzer şeyleri söyleyemezsiniz çünkü farklılık. Ve bir insanda kaliteli duran şey başka bir insanda kalitesiz durabilir. Tam tersi de geçerli. önemli olan neyi ne...
Anne demek ev demektir. Mekan fark etmeksizin annenin kafede, otobüste veya bir parkta, herhangi bir yerde evladının yanında olması, evin içinde olmaktır. Annenin mutlu olması, evin içinde mutluluğun olmasıdır. Anne, tuğladan bir eve ihtiyaç olmaksızın, bacası tüten sıcak ve mutlu bir ev demektir. Annenin ölmesi, evinizin başınıza yıkılması demektir.
Anne demek zaman demektir. O evladının zamanı olmuştur. Anne ne kadar sağlıklı ve mutluysa, zaman o kadar iyi ve hızlı geçer. Annenin ölmesi, zamanın durması demektir. Ve zamanın durması bir insanın başına gelebilecek en kötü şeydir. ölümden bile kötüdür.
Fakat anne sadece bir anne olmamıştır hayat boyu. Bir öğretmen, bir hoca, bir kanaat önderi, bir dost olmuştur. Evlat değerlere sahip olmayı anneden öğrenmiştir. Annesi öldükten sonra değerlerini yaşatmaya devam eder. Annesi de onun değerlerinden bir tanesidir. Ve annesinin anısını yaşatmak da değerleri arasındadır artık. Evlat yaşadıkça, annesinin atmayan kalbi evladının kalbinde atacaktır.
Anne manevi olarak evladının ruhunda, kalbinde ve zihninde yaşamaya devam edecektir.
Onun ölümü dünyadaki hiçkimsenin ölümüne, hiçbir şeyin kaybına benzemez.
Dostoyevski
Sigmund freud
Tolstoy
Bunlar zaten çok popüler, bilindik ve herkesin özellikle dostoyevski ve tolstoy'un en az bir ya da bir kaç kitabını okuduğu yazarlar. Dünyaya mâl olmuş bu üç yazarı zaten biliyorsunuz, ancak bunları bir de benden duymanızı istedim.
öncelikle, dostoyevski ve sigmund freud'u önermemin sebebi, psikoloji bilimine olan yüksek katkıları. İki yazar da nitelikli fikirleri ile psikoloji bilimini beslemiş ve tespitleriyle insana ışık tutmuşlardır. İnsanı en iyi anlamak için okunabilecek en önemli yazar ikisidir.
Dostoyevski okumak için nedenler:
1) psikolojiye olan derin katkıları.
2) insan zihnini, duygularını ve düşüncelerini sigmund freud ile birlikte en iyi anlatan yazar.
3) gerçekleri duymak, anlamak isteyenlerin, gerçek olmayan yalanla mutlu olmaktansa acı bir gerçeği bilmek isteyenlerin yazarı.
4) varoluşçuluk ile ilgili okunabilecek en iyi yazar da dostoyevski'dir. Varoluş sancısı yaşayan insanlara iyi gelir.
5) okulunu okumamasına, döneminde psikoloji diye bir bilim olmamasına rağmen, karakter analizleriyle, insanı en iyi anlatan yazar olmasıyla bilimsel değil ancak soyut olarak psikolog ve toplum bilimci olmasından. 6) insanın röntgenini çeker.
Sigmund freud:
1) freud, kimi zaman dostoyevski'den daha derin tespitler yapmıştır. örneğin bir insanın sigara içme sebebini bebeklikten gelen meme emme isteğine bağlaması, bir erkeğin annesine çocukken ilgi duyduğunu ama otoriter babanın öğrenirse buna kızıp çükümüzü keseceğini...
Vito corleone'nin ölüm sahnesi üç film içindeki en iyi ve en doğal sahnedir. Portakal kabuklarıyla torununu korkutması, torununun sanki rol icabı değil de gerçekten korkması, vito corleone fenalaşıp düştüğünde torununun gülmesi, suyu dedesinin üzerine sıkması, kameranın tüm bunları karşıdan çekmesi muazzam bir sahnedir.
Luca brasi'nin ölüm sahnesinde düşmanlarının luca brasi'nin boğazına iple çökmesi, öldürürken adamın dilinin yanaklarından fırlayacak gibi olması, yüzünün ve gözlerinin kızarması, yüzünün aldığı şekil, luca brasi'nin direnmesi ancak düşmanların buna izin vermemesi de doğal ve gerçekçi bir sahnedir.
Michael corleone'nin restoranda polisi ve diğerini vurmadan önceki gerilim, michael'ın yüz ifadesi, ikisini vurduktan 8-10 saniye kadar sonra cesetlerin yavaşça, doğal ve gerçekçi bir biçimde yere düşmesi de güzel detaylardır.
İlk sahnelerde vito corleone'nin yanına gelen karakter, vito'nun gözünün önünde konum değiştirir. Ama bu sahneyi çekmez yönetmen. Karakterin hareket ettiğini, marlon brando'nun diğer karaktere konumlanmış hareket eden gözlerinden anlarız.
Michael corleone'nin hastanede dayak yediği sahne, yani yumruğu yiyişi ve bu darbeden sonra bayılır gibi kendini bırakması son derece gerçekçidir. Gerçek hayatta daha önce hiç kavga etmemiş zayıf bir insanın vereceği tepkiyle neredeyse aynıdır.
İhanet eden bir adamı götürüp şehirden uzak, buğday tarlalarının olduğu yerde, aracın içinde, bir elin silah çıkararak vurması, kameranın bunu önemsiz bir sahneyi kayda alıyormuş gibi...
Ahlaki bir filmdir.
Kadın yok, alkol yok, cinsellik yok, suç yok, şiddet yok, yalan yok.
Saflık ve temizlik var.
Ahlak, nezaket, zeka, iyi niyet var.
Zekice, duru ve akıcı bir film.
Batı yapımı olup da ahlaka uygun, ahlaki olan ender sanatsal eserlerden.
18 yaşında izledim. En çok keyif aldığım filmler içinde 1. Sırada. En iyi değil ama en güzel film. Film değil, bir eser. Bir başyapıt.
1) the godfather: sinemanın en sanatsal filmi. Erkek olmayı ve ailenin önemini anlatan, felsefi, mükemmele yakın bir film. Kendisinden sonra sinemaya yön vermiştir.
2) the godfather part ii: fakirliğin manevi anlamda insana kattıklarını ve ailenin önemini anlatır.
3) 12 angry men: ahlakın, nezaketin, zekanın neleri değiştirebileceğini, nelere yol açabileceğini gösteren, ahlaki, saf, temiz, son derece akıcı film. Sinemanın en güzel filmi belki.
4) iyi kötü çirkin: çok sanatsal. Dallanıp budaklanan olay örgüsüyle müthiş bir film.
5) pulp fiction: sanatsal. Sinemanın en iyi açılış sahnesine sahip belkide ve absürt komedinin en iyi örneği.
6) schindler's list: en dramatik, en kasvetli, müthiş bir film.
7) fight club: müthiş zevkli, müthiş kurgu.
8) the matrix: bilimkurgu türüne çok şey katmış, felsefi bir film.
9) sen to chihiro no kamikakushi: harika bir hayalgücü.
10) cidade de deus: suç üzerine yapılmış filmler içinde the godfather ve the godfather part 2'den sonraki en doğal, en gerçekçi, en iyi film. Belgesel gibi.
Bonus: terminator 2: muazzam bir film. Sanki gerçek bir robot filmi. Duyguyu çok insani bir şekilde aktarıyor. Ana karakterin davranışları çok insani ve sanatsaldı.
On yıllardır psikoloji, sosyoloji, sinirbilim ve psikanaliz ile ilgileniyorum. Görmediğim zeka türü, okumadığım zeka kalmadı. Binlerce insanla sohbet ettim. Zeki insanlar tanıdım, ilgili makaleler, yazılar okudum. Çok düşündüm, sorguladım ve araştırdım. 30 yaşındayım ve ömrümü bu zeka denen şeyle geçirdim. Öncelikle, zekayı ayırt edebilecek objektif bir zeka testi yok. Hiçbir zeka testi bir insanın gerçekten zeki olup olmadığını göstermez. Zeka testleri zeki olmayan insanlarda doğru sonuçlar verebilir, ancak zeki bir insanda doğru sonuçlar vermesi çok düşüktür. Hiçbir şey bir insanın zeki olduğunu göstermediği gibi, zeki olmadığını da göstermez. Yani örneğin güzel yazabilen zeki olmadığı gibi, güzel yazamayan zeki değildir diye gerçekçi bir sonuç çıkmaz. Bu gibi yeteneklerin birden çoğuna sahip olmak zekayı gösterebilir. Sadece olumlu bir şey yapmak insanı zeki yapmaz, ama sadece olumsuz bir şey yapmak insanı ortalama zeka yapabilir. Örneğin ırkçıysa bir insan, ortalama bir zekaya sahiptir, fanatikse ortalama bir zekaya sahiptir. Ancak ırkçı ya da fanatik değilse zeki olduğunu göstermez. Sadece şimdilik elimizde ortalama zekaya sahip olduğu verisi vardır.
Zekanın en büyük ve en önemli göstergesi düşünebilmektir. Bir insan ne kadar çok, yoğun, geniş, farklı düşünüyorsa o kadar zekidir çıkarımına varabiliriz. Her türlü farklı bakış açısından bakabilen, hatta geceleri düşünmekten uyuyamayan bir insan zeki olabilir. Düşünmek zekanın...
örgün eğitimde en önemli şeylerin %80'i okuma yazma, türkçe, dil bilgisi, dört işlem ve yabancı dilden ibarettir. Kalan %20'de diğer derslerdeki bilimum bilgiler. Elbette ilkokul mezunu olmak insanı cahil yapmaz. Hatta yer yer ilkokul mezunu olmanın olumlu anlamda katkıları vardır. Türkiye'de örgün eğitim, eğitim sistemi ve okullar kreatif düşünmeyi ve özgün olmayı engeller. Ezber bilgi ile parlak beyinleri yozlaştırır. Hiçbir bilgisi bulunmayan, zihni boş bir insan kendini geliştirdiğinde ortaya mükemmel bir şey çıkar. Kafası gereksiz, boş, yavan, ezber bilgilerle dolmamış, bilgileri efektif bir şekilde edinmiş, araştırmış, okumuş ilkokul mezunu insan doktora mezunu insandan daha sağlıklı, kreatif, özgün, orijinal, efektif bir zihne sahip olur. önemli olan ilkokul mezunu insanın kendi imkanlarıyla kendini nasıl geliştirdiğidir. Kendini geliştirirken başvurduğu kaynaklar, sohbet ettiği ve danıştığı insanların niteliği, entelektüel seviyesi, zekası önemlidir. Bir insan ilkokul mezunu olup yine de bilgili olabilir. Bu da örgün eğitim dışında düşünmekten, sorgulamaktan, araştırma yapmaktan, okumaktan geçer.
Okullarda herkese aynı şeyler öğretiliyor. Bu çocuk, bu bilgiyi edinmeye elverişli mi, bu onu nasıl etkiler diye düşünülmüyor. Yani geometri ile hiç alakası olmayan, buna elverişsiz, yeteneksiz çocuğa gereksiz şekilde geometri öğretiliyor. Hayatında hiç resim yapmayacak, resim yapmaya yeteneği olmayan çocuğa resim dersi öğretiliyor. Ve bu eğitim son derece niteliksiz. Okullarda çocuklarla gerçekten...
Ahlaki zeka, çocukken çevreden öğrenilmiş davranışsal ve eylemsel ahlakın zihinsel boyutuyla ilgilidir. Ahlaki zekası yüksek olan bireyler, hırsızlık yapmadığı, yalan söylemediği, harama el uzatmadığı, yere çöp atmadığı, yere tükürmediği, sahtekarlık yapmadığı, küfür etmediği gibi, bir durumda neyin ahlaka uyup uymadığını da kolayca tespit edebilirler. Bunun için okumalarına ve araştırma yapmalarına gerek yoktur çünkü zekaları belli bir davranışın ne kadar ahlaki olup olmadığını onlara söyleyecektir. örneğin ahlaki zekası yüksek bir insan, yanlış bilgi yaymanın, bir doğruyu ve gerçeğin küçük bir kısmını alıp onu doğru ve gerçekten başka her şeye benzetmenin, ahlaksız, kötü ve yozlaşmış insanları el üzerinde tutmanın, toplumu yozlaştırmanın, kuraltanımazlığın, kibrin, kabalığın ahlaka uymadığını bilmekle kalmaz, bu ve benzeri şeylerden hep uzak kalır. Bir şeyin ahlaksızca olup olmadığı konusunda tanılar koyup, ahlaksızlığa kreatif çözümler getirebilir. İnce düşünülmesi gereken davranışların ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu iyi analiz ederler. Ahlak, ilk olarak insanın duygu ve düşüncelerindedir. Ve ahlaki zeka, duygusal ve düşünsel olarak temiz bir ahlak sahibi yapar insanı. önce kendi içinde, kendi kalbinde, kendi iç dünyanda, kendi zihninde ahlaklıdır. Doğrunun ve yanlışın ne olduğunu iyi bilirler. Davranışları ahlaki açıdan yorumlama yetenekleri vardır.
çok yüksek bir ahlaki zeka, o insanı toplum nezdinde kanaat önderi yapabilir. Yapmalıdır da çünkü toplumun buna...
Boksu çok severim. Bir spordan fazlasıdır bana göre. Sporcunun kendini en yalnız hissettiği ve dünyanın en bireysel sporudur. Pek çok boksör, bir çok boks maçı izledim. Floyd patterson, rocky marciano, joe fraizer, george foreman, sonny liston, mike tyson, muhammad ali ve aklıma gelmeyen boksörleri izledim. Muhammad ali'nin çoğu maçını youtube'dan izledim. Muhammad ali'nin hayatını anlatan belgeseller de izledim. Diyebilirim ki muhammad ali kadar boksu estetik bir şekilde icra eden kimseyi izlemedim. Ali boks değil, sanat yapıyordu. Ve yine muhammad ali kadar iyi, hızlı ve seri bir boksör de izlemedim. Bir saniye içinde bir kaç yumruk vurabiliyordu rakibine. Bu ağır siklet bir boksör için çok ama çok zor bir şeydir. Tüy sikletler kadar hızlı ve seriydi muhammad ali. Ben maçlarını izlerken başka hiçbir boksörden bu kadar estetik zevk almadım.
Boks 1960-1970'lerde dünyada en çok sevilen ve takip edilen spordu. Boksun altın çağı diye tabir edilir 1970 ler. Tek maçtan milyon dolarlar kazanılan, boks maçlarının tvlerde reyting rekorları kırdığı zamanlar. Ve 60'lar ve 70'ler tabir yerindeyse, goril kadar güçlü ve korkutucu boksörlerin olduğu yıllardı. Earnie shavers, foreman, fraizer, liston, patterson gibi boksörler çok çok iyi boksörlerdi. Bu adamların boks maçlarını izledim ve iddia ediyorum bu adamlar günümüzdeki bütün boksörleri devirirler. Boksun boks...
Tarihte gerçekten üzüldüğüm insanlar ve olaylar olmuştur. Malcolm x ölümüne en çok üzüldüğüm insanlardan biridir. Dünya çapında bilinirliğe sahip olma, iyi ve güzel şeyler başarma ihtimaline sahipti. Yolunu kestiler. öldürülmeseydi kendisi bir çok insanın ismini duyduğunda saygıyla anacağı bir insan olacaktı. ırkçılığa karşı duruşu ve herkeste bulunmayan özel şeylere sahip oluşu takdirimi kazanmıştır.
Malcolm x 20. Yüzyılın en iyi ve en çok liderlik vasfına sahip insanıdır. Hitabet yeteneği olan zeki bir adamdı. Kitlelere coşku verebilen, doğruyu ve gerçeği anlatmaya çalışmış, hayatını insan haklarını savunmaya adamış bir insandı. Değerleri vardı.
Bir röportajda, malcolm x'in döneminde yaşamış bir adam:
"hitap ettiği insanların düşüncelerini ve enerjilerini alıp bizlere geri vermesi ve bizi hayatımızda hissettiğimizden daha güçlü, daha kuvvetli hissettirmesiydi. Kötü durumumuzu, ikinci sınıf vatandaş olarak davranılmamızı ortadan kaldırıp bizi dünyanın zirvesinde gibi hissettiriyordu. Sinirinden yakıp yıkmak isteyen insanları, yapıcı olmak isteyen insanlara çevirebiliyordu."
"asla kimseden sert bir şekilde nefret etmedim" diyerek insancıl oluşunu belli etmiştir.
şu sözüyle birlik olmanın önemini anlatmıştır:
"eğer size bir tokat atsam hissetmezsiniz bile çünkü parmaklarım ayrılmış durumda. Fakat size haddinizi bildirmek için yapmam gereken tek şey parmaklarımı bir araya getirmek."
şu sözüyle de korkusuzluğunu:
"endişelenmiyorum. 20 yıl önce öldüğüne inanan bir adamım ve ölü bir adam gibi yaşıyorum....
Sahte bir yalnızlıktır. Gerçek yalnızlık yalnızlığı tercih etmek istememenize rağmen yalnız olmaktır. Kimsenin sizi anlayamaması, kimseyle aynı dili konuşamamak, kimseyle senkronize olamamaktır. Doğuştan yalnız olmaktır. Farklı olmanın bedelini yalnızlıkla ödemektir. Bir gün yalnızlığı bırakıp istediğin zaman arkadaşlarınla vakit geçirebileceğini bilen, arkadaş edinme ve sosyalleşme konusunda yeteneği olan insan yalnız falan değildir.
Kaliteli insandır. Zihnini gereksiz ve sadece başkalarına prim sağlayan ideoloji, izm ve düşünce akımları için yormaz. Zamanını kendine, yapmaktan mutlu olduğu uğraşlara, sevdiği insanlara ayırır. Bir başkasının ideolojisini benimsemenin, ideolojiyi ortaya atan ve bundan çıkar sağlayanlardan başkasına yarar sağlamadığını bilir. Kendi düşünce ve fikirlerine sahiptir. İdeolojiler, akımlar, izmler gibi milyonların sahiplendiği, artık klişe haline gelmiş robotik şeylerin kalplerinde ve zihinlerinde yeri yoktur. özgürlerdir. Başkalarının ideolojilerini destekleyerek başkalarının egosu ve cüzdanını şişirmez, onların koltuk sahibi olmalarına katkı sağlamaz. Her zaman bir ideoloji en çok onu ilk ortaya atan insan için faydalıdır. Ona mutluluk getirir. Sonradan gelenler de bu ideolojiyi revize etmek ister. Amacı da bu ideolojiden çıkar elde etmektir. Akıllı bir insan da bu oyunun içinde yer almaz.
Aşırı sosyal insanlar aptaldır çıkarımı yüksek oranlarda doğru ve gerçekçi bir tespittir. Bugüne kadar tanıdığım zeki insanların istisnasız hiçbiri sosyal değildi. Ben hiçbir dizi ve filmde sosyal olmayıp da çok zeki bir karakter görmedim. Oysa gerçekten zeki insanlar, asosyal olmasalar da, sosyal hiç değildirler. Zeka ile sosyallik ters korelasyondadır. çünkü gerçekten zeki bir insan uyum sağlamakta başarısız olur. İnsanlarla aynı dilden konuşamazlar. Onlarla senkronize olmakta zorlanırlar. Zeki insanların en büyük sorunu anlaşılamamaktır. Zeki bir insanı en iyi zeki insanlar anlar. Düşünsel ve fikirsel olarak yalnız olurlar. Etkilenme eşikleri çok düşüktür ve zeki insanlar, gerçekten çok az şeyden etkilenir. İlgi alanları ortalama insanın ilgi alanlarından farklıdır. Varoluş acısı çekerler. Tüm bunlar ve benzeri şeyler zeki insanın sosyal bir insan olmasına, sosyalleşmesine engel olur.
Dostoyevski zeki insanların bir baltaya sap olamadıklarını, bilincin bir hastalık olduğunu söyler. Zeki insan bilinçli ve dolayısıyla farkındalık sahibi insandır. Bu da o insanın toplumda aktif olmasına, toplumda bir rol oynamasına engel olur. Zeka, üzerine ihtisas yaptığım, bilgili, ilgili olduğum, çok fazla düşünce ve fikirlerimin olduğu bir alan. Sosyal zeka diye bir kavrama inanmıyorum. çok sosyal insanların genellikle ahlaksız ve zekalarının düşük olduklarını gördüm. Ahlak zekanın önkoşuludur ve ahlaksız insan zeki olamaz. Aşırı sosyal olmanın etkisi, çok alkol...
Düzgün erkek var. Ancak siz kadınlar en çok size kaynak sağlayan, parası olan, zengin, statü sahibi, yakışıklı ama karakteri olmayan erkeklere yöneliyorsunuz. Siz zeki, ahlaklı ve nitelikli olan bir erkeğe yönelmediğiniz, talep göstermediğiniz için de erkekler değişmeye başlıyor. Sizin seveceğiniz bir insan olmaya çalışıyorlar. Yani düzgün erkek olmamasının sebebi sizsiniz. Kendimi merhametli, vicdanlı, iyi niyetli, ahlaklı, doğru, dürüst, ince, nazik olarak tanımlarım ancak kadınlar benim yerime keko, kıro, kaba, piç erkeklere yöneliyorlar. Hayatımda sadece ondan başka birinin olmayacağını hissettiği zaman terk ediyor. Demek ki siz erkeklerin sizi aldatma ihtimalini seviyorsunuz. Sizce bu sapkınca değil mi?
Bilinç on yıllardır üzerinde çok düşündüğüm, sorguladığım, okuduğum ve araştırdığım bir konu. İnsana en çok acı veren şeylerden biri olduğunu keşfettim. Doğuştan yüksek bir bilince sahip insanın acı çekmesi kaçınılmazdır. Bilinç arttıkça, olayları, kişileri, hayatı ve kavramları algı seviyeniz artar, üzerinde daha çok düşünürsünüz ve kaçınılmaz olarak acı çekersiniz. Varoluş sancısı çeken insanlar ekseriyetle bilinçli insanlardır ve her şeyin daha çok farkındadırlar. Bilinç arttıkça insan kendini önemsiz hissetmeye, her şeyin nedenini bulmaya çalışır. Bir işi yapmakta bile zorlanır çünkü işi yaparken, o işin neden ve sonuçlarını da düşünür. Bilinci düşük insan bir işi daha kolay yapar, çektiği acı düşüktür ve canı daha az sıkılır. Dostoyevski geniş bir bilince sahip ve kitaplarında bilinci anlatan bir yazar. Suç ve ceza'da raskolnikov geniş bir bilince sahip olduğu için kocakarıyı öldürdükten sonra vicdanı da onu öldürür. Geniş bir bilinç, kaçınılmaz olarak derin bir vicdan sahibi yapar insanı. Black mirror bu bölümde bilinci işliyor. Bilinci bir kutuya kopyalayıp o bilinci orada 6 ay boyunca yalnız ve tek başına bırakıyor. Kutunun içinde 6 ay dünyada 5 saniye. Bilinç mahvoluyor ve isteğini kabul ediyor. Burada ahlaki ve insani değerler ortaya çıkıyor. Bir bilince böylesine bir zalimliği yapmanın insani tarafı. İnsanın acı çekmesinin en büyük sebebi bilinçtir. Bilinç...
Zeki kadınların yalnız olması rastlantısal değildir. Bu insanların hayatları boyunca az sevgilisi olduğu gibi, arkadaşları da az olur. çünkü sahteliğe, samimiyetsizliğe, sahte sözlere tahammül edemezler. Bu durum onları yalnız olmaya iter. Gördüğüm bütün zeki kadınlar yalnızdılar. Onlar kendileriyle vakit geçiren cici kız olurlar. Ancak onlar aslında yalnız olmak istemezler. Kendileri gibi biri bulmanın zor olduğunu bildiklerinden, dahası sevgili aramanın samimiyetsiz bir davranış olduklarını bildiklerinden yalnızdır onlar. Ve bu güzel kadınlar, zeka ile edebiyat, sanat, ilim, sinema, kültür ayrımı yapabilen kadınlardır. Yani onları zeki yapan şeyin ilgilendiği dallar olmadıklarını bilirler. Kimse çok kitap okuduğu için zeki olmaz. Onları anlıyorum, ama elimden bir şey gelmiyor. Söylediklerim zeki erkekler için de geçerlidir. Onları da anlıyorum. Zeki kızlara şu şarkıyı gönderiyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=tdWxVOc9qiI&pp=ygUIZGlzZnJ1dG8%3D
Para boş muhabbettir. Boş insanların boş bir uğraşıdır. Kalitesiz insan göstergesidir. Paranın boş bir şey olduğuna dair benimle aynı düşünceyi taşıyan tek insan zamanında yarışma programlarına çıkarak bir çok insanı trolleyen korcan cinemre. Bir videosunda paranın boş muhabbet olduğunu söylemişti. Para için yaşamak, parayı arkadaşlıkta, sevgililikte, evlilikte ya da herhangi bir şeyde ve herhangi bir yerde kriter haline getirmek, para hırsı, paraya değer vermek, zenginlere parası var diye saygı duymak, çok para için çalışmak, zenginlik hayali kurmak çok yanlıştır ve boş insanların hareketleridir. İnsan para kazanmalı, kendi parasını kazanmalı. Hayatını idame ettirecek, bir miktar eğlenebilecek, istediği basit ya da ortalama şeyleri alabilecek kadar para kazanmalı. Ama parayı hayatının merkezi haline getirmemeli. Para kazanmanın peşine düşmek, sürekli nasıl para kazanırım diye düşünmek ve kafada kurmak doğru değil. Ancak hayat insana daha çok para kazanma ihtimali sunduğunda insan bunu değerlendirmelidir. örneğin yeni bir iş yeri açıp ticaret yapıyorsunuz. Bu iş size hayatınızı idame ettirecek kadar para kazandırıyor. Bir miktar eğlenmenize de olanak sağlıyor. Eğlenmeyi de hayatı idame ettirmeye dahil ediyorum. Bu iş yerinden daha çok nasıl para kazanırımın peşinden gitmek, bunun için zaman harcamak, sürekli iş düşünmek yanlıştır. Para kazanmak, daha çoğunu kazanmak şöyle olmalıdır: aradan bir kaç yıl geçer, iyi para...
The godfather filmi, karamazov kardeşler dışında, 1972 yılına kadar dünya üzerinde yazılmış bütün felsefik, edebi milyarlarca sayfalık kitapları, bugüne kadar yapılmış bütün sinema, televizyon ve tiyatro eserlerini, içlerinde gerçekten insanlara bir şeyler öğretme, anlatma, hayatı ve hayatın anlamını gösterme çabası içinde olan bütün yapıtları, kendi içinde harmanlayarak ve kendi üslubunca insanın önüne koymuş, ve o alanda gelinebilecek son noktayı, yani zirveyi hiç bırakmamak üzere yakalamıştır. Eğer uzaylılar insanların sanat hakkında düşüncelerini öğrenmek için bir fikre sahip olmak isteselerdi onlara the godfather'ı ve karamazov kardeşler'i gönderirdik.
Zaman öyle bir güçtür ki, onunla inatlaşılmaz. Ona karşı güç gösterisi yapılmaz. Zamana karşı bir iddian varsa eğer, karşısında yok olursun. Seni hiç edebilecek yegane güç zamandır. Evrende bilinen hiçbir şey ondan daha güçlü, daha büyük ve daha değerli değildir. Zaman bütün erdemlerin, bütün bilgeliklerin, bütün iyiliklerin, bütün güzelliklerin, bütün güçlerin, bütün değerli şeylerin toplamıdır.
Ahlaklı, duygusal, manevi, aza tamah eden, aç kalabilen, hisli, zeki, cesaretli, harama el uzatmayan, sadık, sahibi ve koruması gereken her şey için canını verebilecek, gözüpek, güçlü, ciddi, çocuklara ve masumlara zarar vermeyen, korumacı, şerefli, söz dinleyen, utanan, hızlı, çevik, eğitilemez çünkü eğitilerek bu hale gelmiş, ağırbaşlı, cana yakın, akıllı bir köpektir. Hiçbir köpeğin kangal karşısında şansı yoktur.
Türkler orta asya'dan anadolu'ya gelirken yanlarında iki şey getirdiler: atlar ve kangallar. Türkler kangalları yıllarca yetiştirdiler, onlara baktılar. Türkler nasıl bir ahlak ve maneviyata sahiplerse, kangallara da onu öğrettiler. Zorlu koşullarda yiyecekleri sınırlıydı türkler'in. Bugün kangallar kuru bir ekmeği bile yiyebiliyorlar. Koca cüsselerine rağmen az ile yetinebiliyorlar.
Bütün köpekler içinde en değerli olandır kangal. Bize Türkler'den mirastır.
En iyi eserler, hoşnutsuzluk üzerine meydana gelmiştir. Hayattan keyif alan, mutlu, hoşnut insanların hayata iz bırakabilme ihtimali düşüktür. Hoşnutsuzluk, mutsuzluk, acı insanın kendisinin farkında olmasına ve kendisini bilmesine sebep olur. İfade edilemeyen şeyler vardır ve onlar insanın içinde bir yumrudur. Hiçbir şeyden keyif alamamanın, mutsuz ve hoşnutsuz olmanın, acı çekmenin, varoluş sancısı yaşamanın, ezilmişliğin, kendini ifade edememenin, kendini gerçekleştirememenin bir getirisi içeride bir volkanın oluşmasına sebep olur. Yeraltından notlar, hayatı boyunca acı çekmiş bir adamın duygularını, düşüncelerini, nefretini ve öfkesini kustuğu bir kitaptır. İçteki volkanını paylaşmıştır orada. çünkü hoşnutsuzdur her şeyden. Hoşnutsuzluk, beyni ve kalbi gelişmiş, gerçekçi, karamsar ve depresif, varoluşçu, ahlaklı ve zeki insanların hayatının olağan bir parçasıdır. önemli olan hoşnutsuzluğu bir ya da birden çok alana kanalize edip kendini geliştirmek ya da bir şeyler üretmektir. çünkü bu dünyaya ait olmadığını ya da bu çağa fazla geldiğini düşünen hoşnutsuz bir insanın kendini geliştirmesi ya da bir şeyler üretmesi değer üretmek anlamına gelebilir. Geniş ve bir dipsiz bir bilincin, derin bir yüreğin, toplumda var olamamanın ve yer edinememenin bir diğer adıdır hoşnutsuzluk.
Başarısızlık bazen herkeste bulunmayan özel şeylere sahip olmakla doğru orantılıdır. Yüksek derinlik, donanım, bilinç, anlayış, ahlak anlayışı, maneviyat gibi soyut şeyler insanın hayatta varlık gösterebilmesine engel olur. İstediğini elde etmenin ve muvaffak olmanın önünde engeldir. Kalben ve beynen gelişmiş olmak, çok az insanın sahip olduğu münevver özelliklere sahip olmak acı vericidir ve karakter koymanın önünde engeldir. İnce, gelişmiş, derin, vicdanlı ve merhametli insanlar karakter koymakta zorlanırlar.
Bir insan ne kadar sığ ve yavansa o kadar çok seks düşünür. Derinlik arttıkça seks düşünme sıklığı da o derece azalır. Zeki insan iç güdülerini ve dürtülerini kontrol edebilen, otokontrol seviyesi yüksek insandır. Sürekli seks düşünen, her şeyi sekse bağlayan bir insan derinlik ve zeka gibi donanımsal şeylerden yoksundur. Böyle insanlar derinliksiz bir zihin yapısına sahiptirler.
Her şey duygularla alakalıdır. önemli olan duyguyu hissetmektir.
Aşırı sosyal insanlar genellikle aptaldır. Sosyalleşmek için sığ ve derinliksiz şeylere sahip olmak gerekmektedir. Sosyalleşmek çevrede çoğunlukla derinliksiz insanlar, derinliksiz sözler, derinliksiz duygu ve düşünceler, derinliksiz nesneler görmek demektir. Bu ortama uyum sağlamak için derinliksizleşmeye ve derinliksiz şeylere ihtiyaç vardır. Derin, zeki, akıllı, donanımlı, yüksek ahlak anlayışına sahip, nitelikli insanlar sosyalleşemezler. Sosyal zekaları düşüktür ve sosyalleşme yetenekleri yoktur. Bu insanlar sosyalleşmek yerine eve kapanıp düşünürler, sorgularlar, şüphe duyarlar, doğrularla ve gerçeklerle yüzleşirler. İçsel bir arayış ve/veya içsel bir keşif halindedirler. Derinlikli şeylerin peşindedirler. Dışarı acil olmadıkça çıkmazlar, evcil insanlardır. Nitelikli insanlarla diyalog kurarlar ve nitelikli ve kaliteli eserlere ve düşüncelere ilgi gösterirler.
Hayat bir yolculuktur.
Mükemmel insan yoktur. İnsan ya ruhen, ya manen, ya ahlaken, ya zihnen, ya da kalben eksiktir. Her şeyin mükemmel olduğu insanlar yoktur. Hiçkimse kusursuz değildir. Ancak mükemmele yakın insanlar vardır. çok azdırlar ama yok değildirler.
Gerçek, güçlü ve sek bir karaktere sahip insanlar değişmez. Kötü olaylar, kötü tecrübeler, kötü insanlar sağlam bir karaktere sahip insanı değiştirmez. Bu günümüz dünyasında kötü bir şeydir çünkü günümüzde herkes birbirini üzmektedir ve bunu gören insan kötülük ve acı karşısında bağışıklık kazanmak ister. Değişememek acı vericidir tıpkı bilinç gibi. Ama bu gerçekten...
Bazı insanlar doğuştan yalnızdır. çevrelerinde insan vardır ama onlarla anlaşamazlar, aynı dili konuşamazlar, senkronize olamazlar. Farklı olmanın bedelini doğuştan yalnızlıkla ödemişlerdir. Bilinç ve farkındalık seviyeleri yüksektir. Toplumun sahip olduğu ahlak anlayışının (ya da ahlaksızlığın) çok üzerinde bir ahlak anlayışına sahiptir. İncedir, hassastır, duyarlıdır. Ve kaçınılmaz olarak insanlarla anlaşamayıp acı çeker. Bu da yalnızlıktır. Ve bu insanları toplumun çok ama çok az bir kısmı anlayabilir. Anlaşılmak az bulunur böyle insanlar için. O yüzden anlaşılmayı seçerler. Herkes sevilebilir, ama herkes gerçekten anlaşılmaz.
Sosyalleşmek ve genelgeçer eğlence anlayışıyla eğlenmek için sığ bir beyne ve kalbe ihtiyaç vardır. Gelişmiş, derin, donanımlı gerçekten zeki insanlar düşünmekten, sorgulamaktan insanlarla kaynaşmaya zaman bulamazlar. Onlar içsel bir keşfin ve içsel bir arayışın peşindedirler. Kendilerini dinlerler. Derinlikli şeylerin peşinde koşarlar. Derin insanlarla konuşmayı tercih ederler. Sosyalleşme ve genelgeçer şeylerle eğlenme becerisi yüksek insanlar genel olarak derinliksiz, sığ ve yüzeysellerdir.
Son derece zeki ve derin bir insan var. Bir kafede, bir bankta ya da evde, oturmuş sohbet ediyoruz. Sohbet bir hayli derinleşiyor. Karşılıklı düşünce ve fikir üretip, birlikte analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunuyoruz. Birbirimize bir şeyler katıyoruz. Ona, adeta bir öğretmen edasıyla bir şeyler öğretiyorum. Karşımdakinin zekasını hissediyorum. Zeka pırıltıları her yerde. Bana daha önce kimseden duymadığım düşüncelerinden bahsediyor. Bu derinlikli, nitelikli, kaliteli ve güzel sohbet başımı döndürüyor. Ve ben tüm bunlar olurken cinselliği kafamdan geçirmiyorum bile. Onunla konuşmak, felsefi bir kitap okumak ya da film izlemek gibi hissettiriyor. Tam bu sırada ikimizde susuyor ve birbirimize gülümsüyoruz. İşte o an, tahrik olduğum andır.