Özgün Düşünce

Okumuşluk İle Bilgelik Arasındaki Uçurum

Bilgeler; tıpkı düşünürler ve dahiler gibi insan soyunun yükselmesine, medeniyetin daha üst bir çıtaya ulaşmasına, akademinin dünya çapında gelişmesine, insanın pratik hayatının kolaylaşmasına öncü olurlar. Bir bilge, sürekli düşünce halindedir. Düşüncelerini bıkıp usanmadan bir anlama bular ve onu öğrencilerine aşılar. Bir bilgenin ne kadar az öğrencisi varsa, o bilge o kadar değerlidir. Bilgeler iyiye, doğruya, güzele, gerçeğe kendi kafalarında uzun uzadıya düşünce seansları gerçekleştirerek, hayal kurarak, kendi içinde deneyimler yaşayarak ulaşır. Okumuşlar ise bilgiyi ezbere dayanan kitaplardan, tıpkı Arthur Schopenhauer'ın dediği gibi, "sırrına vakıf olamadığımız bir robota benzeyerek" elde eder. Bilgi ile fikir yakından ilişkilidir. Fikirler bir bilgi verecektir. Ve en büyük bilgeler; insana, yaşama, hayata, doğaya, evrene, dünyaya dair bilgileri durmaksızın bir gözlem halinde yaşayarak kendi kafalarında meydana getirirler. Oysa okumuş; kitapların içindeki, kendi zihnine son derece yabancı olan düşünce, fikir, analiz, çıkarım ve tespitleri yine kendi zihnine zorla, tıka basa doldurmaya çalışır.   Okumuşlar bilgiyi başka bir dünyadan almışçasına yabancı kalırlar o bilgilere. Oysa bilgeler, kendi akıllarının ekmeğini yerler. Düşünmeye, sorgulamaya, şüphe duymaya ve merak etmeye programlı bir vaziyette, her şeye dair büyük teamüller geliştirirler. Ve onların öğrencileri de son derece şanslı olanlardır; çünkü gerçek bir bilge, öğrencisinin bir doğruyu ya da gerçeği ne zaman, nasıl, neden, ne şekilde alması gerektiğini bilir. Onunla bir bağ kurar ve o bağ, sarsılmaz bir öğrenim sürecinin yıllar sürecek temelini oluşturur.   Okumuşlar yeni bir şeyler söyleyemezler. Onlar her daim, kendilerinden önce söylenenleri alırlar kafaya. Oysa gerçek bir bilge yepyeni bir şey söyleyecektir. Ve o yepyeni şeyden kitaplarında bahsedecektir. Veyahut da öğrencileri o bilgeden yararlanacaktır. Bilgelik; her şeye dair derin düşünceleri ve hayalî deneyimleri bir anlam çerçevesinde, o anlamın da ötesine geçip kendi kültürünü, kendi dünyasını, kendi öğretilerini meydana getirmektir. Ve bu öğretiler, bugün dünya genelinde bir yozlaşma halinde olan akademik öğretilerin tamamından daha değerlidir. 21. yüzyılda dünya çapında yozlaşmış hale gelen örgün eğitimin tedrisatından geçmiş olanlar, körelmiş bir zihne sahip olacaklardır. Onlar bir şeyin ne kadar dakik ve cerrah titizliğindeki hassasiyete sahip olduğunu kavrayamazlar. Onlar eğip bükülmüş başka bir kafanın (öğretmenin), ileride eğip bükülmüş bir kafaya sahip olacağı eserleridir.   Sonuçta bir bilge; milyonlarca okumuşun 40 yıl düşünse aklına gelmeyeceği şeyleri, gündelik hayatta çok kez düşünür. Ve bunları çevresindeki birkaç tane öğrencisine aşılar. O öğrenciler ise bugünün öğrencisi, yarının geleceğidir.
1 görüntüleme

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...